--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Gençlere kim sahip çıkacak

Burak Karen
Burak Karen
Başbakan Erdoğan’ın kız ve erkek öğrencilerin aynı evde kalmasıyla ilgili olarak, “üniversite okumak için ailelerinin yanından ayrılan gençlerin kendilerine emanet olduğunu, gençlerin karışık kalmalarına müsaade etmediklerini ve etmeyeceklerini, bunun psikolojik, sosyolojik neticeleri nedir ne değildir bu çalışmaları yapıp bu şikâyetleri değerlendireceğiz” şeklindeki açıklamalardan sonra tepkiler gelmeye başladı.

Başbakan’ın bu açıklaması hem denetimsiz merdiven altı öğrenci pansiyonlarına, hem gündem değiştirme gücüne hem de kendi tabanına yönelik “muhafazakâr” bir açıklamadır.

Tersini düşünmek demokrasi için hamleler yapan, özgürlükler için canını koltuğuna takmış bir Başbakan’a haksızlık olur.
Kız ve erkeklerin aynı yurt ve apart ta kalmasının inancımız yanında kültür yapımıza da aykırı olduğu, şeref, namus ve haysiyetin herkesin ortak noktası olduğu tartışılmaz bir olgudur.

Başbakan’ın bu konudaki açıklamalarına katılırız ya da katılmayız ama toplumun büyük çoğunluğu söz konusu “evlatları” olunca muhafazakârdır. 11 yıldır hiç kimsenin yaşam tarzına karışmayan, beteri “zinayı” bile suç olmaktan çıkaran AK Parti Hükümeti, kızlı erkekli öğrenci evi meselesine de karışmaz.

Başbakan’ın “manevi sorumluluk” çerçevesine oturttuğu duyarlılık herkesin ortak kabulüdür. Ama bunu polisiye yöntemle yürütmek mümkün değildir. Gelecek neslin ahlaki sıhhatini ve istikbalini korumak devlet ve toplum için hayati bir görevdir kuşkusuz.

Başbakan gibi toplumun çoğunluğu da muhafazakâr yaşıyor. Yüz yıldır inandığı değerlere göre yaşamayı hayal eden insanlara kamunun imkânlarının seferber edilmesi niye çok görülüyor?

Başbakan, inanç temelleri sağlam sağlıklı yuvalar arzu ediyor. Genç kızların istismar edilmesini doğru bulmuyor, evlilik-dışı ilişkiler yaşanmasını istemiyor. Güzel yuvalar kurulsun, mutlu aileler oluşsun istiyor.

Haklı bir ahlaki hassasiyetle sorunu tedavi gayesi güderken, demokrasiye ve maneviyata sırt çevirmek, kasıtlı eleştirileri haklı çıkarmamak gerekir. Başbakan sadece kızlı-erkekli kalınan evlere değil, sosyal kontrolün kaybolduğu her alana itiraz ediyor.

Hakların sınırsız olmadığı, genel ahlak, kamu düzeni ve genel sağlık sebepleriyle ve ancak kanunla sınırlamalar getirilebileceği de demokratik hukuk devletlerinin kabul ettiği bir durumdur.

Yapılması gereken, sosyal sorumluluk projeleri halinde, belki bizzat gençlerle iletişim kurarak, duyarlılıkları gençlerle paylaşarak, aileler ile gençler arasındaki iletişimi diri tutarak, belki sivil toplum kuruluşlarının gençlerle iletişimini temin ederek gündem oluşturmaktır.

Başbakan emanet olarak gördüğü ülkenin yarınları olan gençler için daha huzurlu yarınlar ve daha sağlıklı koşullar oluşturmak istiyor. Devlet, tabi ki vatandaşının sağlığını, inancını, emniyetini, yaşam tarzlarını, özgürlüğünü Anayasal çerçevede garanti altına alan üst kurumdur.

Temel hak ve özgürlüklerin genişletilmesi ve korunması için birçok hukuki düzenleme yapmış ve demokratikleşme paketiyle yaşam biçimi dayatmalarına cezai yaptırım getirileceğini kamuoyuna vaat etmiş bir iktidarın, yaşam biçimi tercihlerine müdahalesi düşünülemez.

Kapital sisteme yakıt üreten Hollywood popüler kültürü gençlerimizi kıskacına almış, küresel krize doğru sürüklemektedir. Genç kuşakların uyuşturucu, internet bağımlılığı, şiddete yönelme gibi konularda risk altında olduğu hep vurgulanan bir bilgidir. Gençlerdeki fıtrî heyecan bilinçli olarak şer odakları tarafından kötü şeylere kanalize ediliyor.

Yurt ve ev görünümlü birçok yerde çeşitli ahlaksızlıkların yaşanıyor olması bir gerçek.

Öğrenci evlerinin butik fuhuş evlerine dönüşümü inkâr edilemiyor.

Modernliği kadın bedeninden rezervasyon yaptırmak zanneden bir gençliğin varlığı bir vakıa. Öğrenci evlerinde mağdur olan, cinselliği sömürülen kız çocuklarının olduğu aşikâr.

Sokakta, çarşıda, pazarda rastladığımız enteresan saç şekilleri, giyim tarzları, toplumdan uzak, kendi arkadaş gurupları dışına çıkmayan gençlerin her geçen gün çoğaldığını görebiliyoruz. Kullandıkları dili hızla deforme ettiklerini, büyüklerle iletişimlerinin hızla koptuğuna şahit oluyoruz.

Ailesine isyan eden, riyakâr, inançları olmayan, değer yargıları olmayan gençlerle, sosyolojik olarak kaybolmuş bir gençlik ile karşı karşıyayız.
Milli ve manevi değerleri olmayan gençlikte ahlak tükenmiş, edep yerlerde sürüklenmekte. Suç hepimizde. Aileler üstüne düşeni yapmıyor. Toplum üstüne düşeni yapmıyor. Eğitim sistemimiz vakıa. Yazılı, görsel basın gençlerimizin beynini sömürüyor.

Biz değerlerimizi, benliğimizi, özümüzü kaybediyoruz. Batı uygarlığının dış görünüşünü körü körüne taklit etmek yerine inançlarımıza, manevi değerlerimize sahip çıkmayı öğrenmeliyiz.

Bir gençlik göz göre göre elden kayıp gidiyor ve bizde buna seyirci kalıyoruz.

Geleceğimize sahip çıkmak zorundayız. Batı karma eğitimden vaz geçerken bizde bu bilinç hala uyanmadı. Eğitim sistemimizin yeniden gözden geçirilmesi, yurtlarımızın yeniden yapılandırılması lazım.

Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın karma yurt sistemine son vermeye başlamasını olumlu fakat geç kalınmış bir gelişme. Sporda şike konuşuluyor, şiddet gündem oluşturuyor bakanlık sadece izliyor. Bakan aynalarla konuşuyor.

Gelecek kuşakları korumaya, insani ve sosyal değerlerimizi güçlendirmeye yeterli kaynak ayırmayan siyasilerimizin vebal altındadırlar.

Kendine, çevresine, ailesine, topluma, ülkesine ve dünyaya üreterek, yenilik getirerek kişiliğinden ve birikimlerinden artı değerler katacak başarılı gençler yetiştirmezsek geleceği kurtaramayız.

Bu konuda ehil olan, hamleler yapıp gençliğimizi ve sporumuzu kurtaracak, hem mektepli hem alaylı olan, geleceğe hükmedecek vekil var, ona görev vermek mutlak şart.

Burak Karen Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle