--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Futbolu şişkin egolu yöneticilerden kurtarma zamanı gelmedi mi?

Burak Karen
Burak Karen

Futbol tüm dünyada artık endüstriyel bir sektör halini almış durumda. Futbol kulüpleri, sadece sportif faaliyet gösteren kurumlar olmaktan çıkıp, ekonomik değer üreten yapılara dönüştüler.

Ama Türk futbolu için bunu söylemek zor, Türkiye’de futbol bugün “bıçak” sırtındadır. Bir tarafta ülkede futbola gönül veren, ilgilenen çok büyük bir kitle var. Diğer tarafta ise Finansal yapıları kontrol edemeyen, menajerlik sistemini yenileyemeyen, sözleşme yapmasını bilmeyen, gelir-gider dengesini tutturamayan bir futbol yapısı, endüstrisi var. 

Bir taraftan tekelleşme eğilimleri, giderek artan bahis gerçeği, şike söylemleri, çoğalan şiddet olayları, çıkar amaçlı taraftar örgütlenmeleri, bölgesel ve kültürel ayrışmalar veya güç birlikleri, ortak çıkarların bireysel çıkarlara dönüşme riskleri bulunuyor.

Diğer tarafta ise, Türk futbolunun marka değerini artırmak için uğraşanlar, uluslararası arenada başarı için ortak çaba harcayanlar ve futbolun her şeyin ötesinde bir spor olduğuna inananlar ve tekrar inanmak isteyenler bulunmakta.

Bir tarafta Gezi gibi toplum dışı olaylarda satılmış üç beş çapulcunun siyasi atraksiyonları futbol ve güzelliklerini arka plana iterken, diğer tarafta futbolu kardeşlik bağlarını okşayan bir görsel birleşim olarak görenler bulunmakta.

Fakat futbol endüstrisi egoları şişmiş yöneticiden sıkıldı. Statlar artık dolmuyor. Futbola ilgi Avrupa takımlarına yöneliyor. Televizyon ekranlarında futbol adına yapılan bağnazlıklar, yöneticilerin ortamı geren söylemleri, vandallıklar, küfür, kavga, sahaya yabancı madde atılması, gibi sporun ruhuna aykırı ve düzeni bozan davranışlar futbolun ruhunu kirletir hale geldi.

Kulüp başkanlığı ülke futbolunda “sorun üreten” sorun haline geldi. Bence bugün Türk futbolunda cevap bulması gereken soru şu: Bir yöneticinin bir kulübü on milyonlarca borçlandırmaya hakkı var mıdır? Bu yöneticiler kulüpten ceketlerini alıp çıkarken bu borçlardan sorumlu olmamalı mıdır? 

Galatasaray Başkanı Aysal kulübünü batık durumda bıraktı gidiyor fakat kimse bir şey soramıyor. TFF Başkanı Demirören’in Beşiktaş’ı batırıp kaçtığında da kimseler bir şey soramamıştı ve hala da soramıyor.

UEFA, futbol kulüplerinin mali bünyelerini güçlendirmek için 2012/13 sezonunun sonundan itibaren “finansal fair play” kurallarını yürürlüğe soktu. Yani kulüplere “finansal açıdan da dürüst oynayın” dedi. Bu kurallarla, futbol takımı ile ilgili harcamalar, her kulübün kendi yapısı içinde makul ve mantıklı seviyeye çekilmeye çalışılıyor. Çılgınlar gibi transfer yapılması engellenerek, kulüp gelirinin en fazla %70’i oranında futbolculara ödeme yapılabileceği kuralı getirildi. Kulüp yöneticilerinin de kendi ceplerinden kulüp kasasına koyacakları meblağa sınır konuldu. 

Kulüpler, birilerinin elinde “ego tatmin aracı” olmaktan çıkarılarak, kurumsallaştırılıyor. Avrupa kupalarında mücadele edecek kulüplerin dönem bütçeleri, sadece TFF’nin değil, UEFA’nın da onayına sunuluyor. Bunun gibi bir dizi kurallara uyma zorunluluğu bulunmakta. 

Türk futbol yapısı hala daha, temel ve öncelikli kuruluş amacı “sosyalleşme” olan “dernek” statüsünde olması ve mevzuatı da buna göre belirlenmiş kurumlarla idare edilmeye müsaade edilmesi, ciddi sorunlar yaratmaktadır. 

Ülke futbolunu daha üst noktalara taşıma misyon ve vizyonu bulunan, doğal olarak futbolumuza en büyük katkıyı sağlayacak kurum olarak karşımıza çıkan Federasyonun duyarsızlığı da başka bir sorun olarak karşımızda duruyor.

Mali ve idari yapısı itibariyle gerçek bir ticari şirketten farkı olmayan, gerek kamusal gerekse kurumsal sorumlulukları itibariyle ciddi denetime muhtaç olmasına rağmen “dernek” mevzuatı sayesinde yöneticileri sorumluluktan kolaylıkla kurtulabilen kulüpler, yani profesyonelce yönetilemeyen kulüpler yok olma mahkûmiyetinden kurtaramayacaklardır.

Artık bu kulüpler halka açık anonim şirket, hatta borsa şirketi olduğundan, yöneticiler sadece taraftarlarına karşı sorumlu değil, hisse senetlerine yatırım yapanlara ve şirketin alacaklılarına karşı da sorumlu hale geldiler. Üstelik bu sorumluluk, taraftarlardaki gibi lafla, afla son bulmayacak cinsten. 

Fakat ülkemizde birkaç kulüp hariç tümü finansal olarak bir bataklığa saplanmış durumda. Halka açık kulüplerimiz de dâhil yöneticiler kaynakları yanlış transfer politikalarıyla çar-çur etmiş durumda. Sorumluların saha dışında da sorumlu tutulacakları bir sistem acilen hayata geçirilmelidir.

Kulüpler kendi başına inanılmaz harcamalarda bulunuyor. Her yıl transfere yüz milyonlarca dolar gidiyor, sonra da yöneticiler dernekler yasasına sığınıp, üyelerin oyları ile ibra oluyor, bırakıp gittiklerinde ise kulüpler ekonomiye zarar veriyor.

Türk futbolunun ortak çıkarları çerçevesinde bir ortak akıl ve hareket planı oluşturulma zamanı geldi geçiyor.

Spor alanındaki teknolojik gelişmeler, bu gelişmeler sayesinde uluslararası organizasyonlarda gözlenen başarılar ve sporun günümüz toplumlarında kazandığı büyük önem bu alandaki yönetimi önemli kılmaktadır.

Çağın yeniliklerini, teknolojisini ve bilgiyi yönetime uygulayarak teşkilat yapısında, personel düzeninde, kullanılan araç gereç ve yöntemlerde gerekli değişiklikleri yapmak suretiyle etkili bir spor ortamı oluşturmak spor yöneticilerinin görevleri arasındadır.

Spor kulüpleri yasa taslağı kanunlaştırılarak, kulüp yöneticileri sigorta ve vergi dışındaki tüm borçlardan sorumlu hale getirilmeli, spor kulüpleri mali açıdan sıkı biçimde denetlenmeli ve Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK), parasal ilişkileri izlemelidir.

Alınacak çok yol var, kazanılacak olanlar kaybedilenden çok fazla. 

 
 

Burak Karen Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle