Futbolda kurtuluş çaresi kendi çocuklarımızdır
Futbol, dünya toplamında yüzlerce milyar dolar değerinde bir endüstri haline geldi. Yazılı görsel futbol medyası, futbol yazarçizerleri ve çalışanlarını da işin içine katarsak insanların takımdaşlık duygusunu tamamlayan 90 dakikalık mücadelenin oluşturduğu toplam değeri daha kolayca tespit edip, görebiliriz.
İster kitlelere tesiri, isterse toplumun her kesiminden insanın ilgilendiği bir “spor dalı” olarak kabul gören futbol, bugün devasa boyutlar da insanların günlük hayatlarına girmiş ve hatta onların hayat çizgilerini şekillendirecek seviyeye ulaşmış bulunmaktadır.
Endüstri haline gelen futboldan sportif ve mali anlamda maksimum payı alabilmenin yollarını aramak hem ülkemiz, hem de kulüplerimiz için mutlak şarttır.
Avrupa’nın giderek büyüyen ve artan futbol gelirlerinden pay alabilmenin yolu, Avrupalıyla rekabet etmekten geçiyor.
Fakat Avrupa’nın çağdaş futbol aklını yakalayamadan, kalıcı başarılara ulaşma şansımız yok gibi görünüyor.
Türk futbolu ayaklarındaki prangalardan kurtulmadan istikrar yakalayamaz, başarı çıtasını yükseltemez.
Ülke futbolunun önündeki engeller nedir diye kendi kendimize sorduğumuzda karşımıza bir sürü sebep çıkıyor. Bunlar:
• Federasyon futbolun uzun vadeli çıkarlarını korumak yerine kişisel çıkarları korumayı tercih ediyor.
• Köşe yazarları stadyumlarda, meydanlarda spor adına yaşanan rezillikleri savunabiliyor.
• Futbolumuza dışarıdan bilinç taşıyacak ve onu yüceltecek olan futbol entelektüellerimiz ilgisiz.
• Üç büyükleri koruyan ve kollayan bir sistem ile ülkemiz futbolunda rekabetçi denge büyükler lehine bozulmuş vaziyette.
• Temel olarak futbolun korunması adına konan disiplin kuralları büyükleri koruma adına işletilen bir mekanizmaya dönüştürülmüş durumda.
• Adam gibi adamlar dışlanırken, futbol dünyası içinde çirkeflikleriyle ünlenen isimler öne çıkarılıyor, ülke futboluna yön veriyor.
• Egemenler futbola hem uyuşturucu, oyalayıcı hem de kar edilecek bir sektör olarak bakarken futbol fanatiği can yakmaya devam ediyor.
• Futbolcunun, yöneticinin ve taraftarın bilinç düzeyi dünyayla rekabet edecek düzeye henüz erişemedi.
• Futbolda ciddi bir değişim, dönüşüm ve arınma fırsatı yakalamak yerine çatışma, karşıdakini karalamaya yönelik eğilimlerle toplum terörize ediliyor, süper ligin değer kaybı artıyor.
• Bir sistem dâhilinde gençlerimizi eğitmek yerine yabancılardan medet umuyor ve milyonlarca Euro’yu onlara döküyoruz.
• Kitlelerin birikmiş şiddetini stadyumlarda ve tribünlerde boşaltma arzusu futbolda şiddeti körükler hale geldi ve futbol bugün bir kumara dönüştürüldü.
• Futbolda şiddete karışanların ceza yerine mükâfatlandırıldığı bir yapıda kardeşlik yerine küfrün muhatabı olunuyor.
• Futbol, kulüpler ve taraftarları tarafından kutsallaştırıldığından dolayı bir “uyutma ve uyuşturma aracı” olarak kullanılıyor.
• Dünya değerlendirmesinde en iyi teknik direktörler listesine girmeyi başarmış Şenol Güneş işsiz ve öcü iken, ülkesinde bile iş bulamayan yabancılar bizde rağbet görüyor.
Sözün özü futbol kulüplerin şiddeti ve aşırılığı hoş gördüğü, hatta teşvik ettiği, eğitimlisinin en cahil taraftar gibi davrandığı, köşe yazarlarının haksızlığı ve vahşiliği meşrulaştırmaya çalıştığı, yorum programlarının en bayağı tribün sloganlarından bile geride bir içeriğe sahip olduğu bir ülkede bu sorunlar son derece sıradandır.
İnsanların, renklerin farklılığı ve kendilerine dünyevi ya da uhrevi hiçbir kazanç sağlamayacak takımlar için birbirlerine girmesi, polisimize saldırmaları, ortalığı tahrip etmeleri işin ne kadar yanlış olduğunun ve toplumun nasıl bir kültür yozlaşmasına uğratıldığının göstergesidir.
Büyük kulüplerimiz, Avrupa kupalarında başarılı olabilmek umuduyla, çok sayıda ve genellikle yaşlı yabancı oyuncu transfer ederek, Türk futbolcuların önünü tıkıyorlar. Uyguladıkları günü kurtarma politikası başarılı olamadığı gibi, kulüpler de borç batağında çırpınıyor.
Yabancılardan medet umuyor ve milyarlarca lirayı onlara döküyoruz. Hâlbuki bu paralar, bir sistem dâhilinde gençlerimiz için harcansa, Türkiye’de ve dünyada söz sahibi olabilecek yıldızlar elbette çıkacaktır.
Gençliğini korumayan bu ülke, yabancı hayranlığı ve bataktaki kulüpleri kurtarmak uğruna sınırsıza koşmaktadır.
Türk futbolu 2002 Dünya Kupası’ndan bu yana serbest düşüştedir. En son kazandığımız Dünya üçüncülüğü unvanından bu yana ne Avrupa’da, ne de diğer anakaralarda herhangi bir başarıya ne kulüp bazında, ne de ulusal takım bazında imza atamadık. Olayın vahim tarafı, düşüş ne yazık ki hala devam ediyor. Devam edecek gibi de görünüyor.
Türk futbolunun en büyük sorunu altyapıdır. Futbolun kalitesini en hızlı yükseltecek yol, sporcunun altyapı eğitimidir. Türkiye niye altyapı sorununu çözemiyor diye düşünmeliyiz.
Kendi çocuklarımıza imkânlar sunup yetiştirmek yerine miadını doldurmuş isimlere (Eto, Lampard, Ferdinand gibi) emekli ikramiyesi sunar gibi fırsatlar verip paralarımızı harcıyoruz. Büyük topçu diye üzerine toz kondurmadığımız isimlerin (Fernandes) futbolumuza veremediği değerleri düşünmeliyiz.
Ülkemizde gününü gün edip alacağı paranın hesaplarını yapan, çocuklarımıza kötü örnek olan bu yabancılardan kurtulmadıkça kurtuluşumuz zor.


