Evrensel Hilafet Pennsylvania’dan Çıktı
Amerika’nın kutsal misafir olarak barındırdığı, İslam’ın evrensel halifesi olarak hazırladığı Fethullah Gülen’den okyanus ötesinden gelen dalga, bürokratik oligarşi ile içeriyi karıştırırken aynı anda düğmeye basan dış lobi, hükümeti itibarsızlaştırma sürecinde kural, sınır tanımıyor.
Amerika’da İsrail’in menfaatleri için ipotek edilen, Müslümanlığı Protestanlaştırma ve halkımızın dini duyarlılığını yozlaştırma görevini üstlenen Gülen’in “kahırname”si gönül dünyasının görünmeyen kısmını da gözler önüne serdi.
Kirli bir oyun, zahiren bir araya gelmesi imkânsız gibi görünen güç odaklarının ittifakı sağlandı. Türkiye’yi iktisaden boğmak isteyenlerin kirli oyunu için start verildi.
Türkiye’yi kontrol altında tutmak ve dönüştürmek isteyen merkezler eliyle yönetilen başkaldırı Başbakan’a ve AK Parti Hükümeti’ne karşı bir tür darbe girişimiydi.
Siyonist katillere tavır koyan, emperyalistlerin çizdiği yapay sınırları kaldırıp Ümmet-i Muhammed’i birleştirme yollarını arayan, memlekette akan kanın durması için taşın altına bedenini koyan Başbakana haddini bildirmek lazımdı ve bu görevi de hoca efendi üstlendi.
İlk olarak “Hizmet Örgütü” nün Nur Cemaati’nden ayrılıp uluslararası gizli bir örgüt olma siyaseti için devlet içinde paralel bir yapı kuruldu. İsrail’i ve ABD’yi rahatsız eden politikaları sebebiyle Başbakan Erdoğan’ı itibarsızlaştırmak ve AK Parti’yi de siyaseten bitirme harekâtı başlatıldı.
Devlete, ülkeye meydan okuyarak, ülkenin bütün iktidar alanlarını halkın elinden alıp AK Parti’nin ensesinde boza pişirerek sermaye ve bürokraside oluşan derin yapıya teslim etmek için Türkiye dışındaki etkin iktidar çevrelerini savaşa ortak eden bir kalkışmaydı bu.
Muhafazakâr kitleyi hasım gibi gören kirli odaklarla, şer gruplarla, ülkedeki mutlu azınlıklarla işbirliği yapılarak bir taraftan yerel seçimler öncesi yargı ve polis bürokrasisiyle “siyasete darbe” operasyonu yapılıp Türkiye siyaseti şekillendirilmeye çalışıldı, diğer yandan 40 senedir süren kardeş kavgasını sonlandırmak için başlatılan çözüm sürecinin baltalanması için her yol mubah sayıldı.
“Gerekirse Avukat da kiralayacaksınız, hâkim de kiralayacaksınız” ifadeleri ile rüşvete icazet veren, Gazze’de çocukların üzerine bomba yağdıranlara, Arakan’da insanları diri diri yakanlara beddua etmeyen hoca Müslümana “beddua” ederek işe dini ritüelleri de sokarak elini güçlendirdi(!).
14 ay sürdürülen, birbiriyle ilgisi olmayan üç soruşturma seçimler öncesi kamuoyunu etkilemek için “hukuk oligarşisi”ni kullanarak torba operasyona dönüştürüldü. Bu operasyon bir hesap görme, devletin bütün iktidar alanlarına sirayet eden bir kavga, bir iktidar mücadelesiydi.
Kirli ittifaklarla umumun milyarlarca maddi zarara ve bedeli tahmin edilemeyecek kadar manevi zararlara maruz kalmasına sebep olmak, vatanın ve milletin aleyhine iftira ve kara propaganda yapmak sıradanlaştırılarak vizyona sokuldu.
Devlet içerisine çöreklenip, devletin imkânlarını kullanarak, belgeler, dosyalar, kasetler hazırlayıp bunlarla Başbakan’a şantaj yapabilecek kıvama gelen “örgütlü cemaat” kirli ittifaklarla operasyonu yürüteceğini zannediyordu.
Tehditle, şantajla, korkutmayla, karalamayla, çamur atmayla, tertip ve tezgâhla oluşan gücünü psikolojik harekât desteğiyle, hükümetin yıpratılarak oy kaybetmesini sağlamak ve Başbakan’ı kamuoyu nezdinde itibarsızlaştırıp elinden iktidarı alma hayali tansiyonlarını düşürüp, akıllarını sulandırmıştı.
Bir ülkenin istihbarat teşkilatı hedef alınıyorsa, bir ülkenin sermaye ilişkileri hedef alınıyorsa, bir ülkenin bütün mahrem bilgileri başkalarıyla paylaşılabiliyorsa, bir ülkenin sivil iktidarı demokrasi dışı yöntemlerle alaşağı edilmek isteniyorsa bu hastalıklı bir anlayıştır.
Türkiye kötülerin, zalimlerin, diktatörlerin, emperyalist ağa babalarının kâbusu, iyilerin, mazlumların, hürriyet ve adalet için ayağa kalkanların umuduydu artık.
Küllerinden dirilip ayağa kalkan, zenginleşen ve güçlenen, kendine ait bir dünya tasavvuruna sahip olan ve o çerçevede kendine ait bir siyaset takip eden Erdoğanlı Türkiye, küresel kapitalist /emperyalist sistemin kontrolünden çıkma istidadı gösterdiği için hedefe konuldu ve operasyon başladı.
Neydi bu öfke, bu ölçüsüz ödeşme çabası, bu sinik halleşme tavrı?
Kaset şantajları, siyasetçilere montajlı videolarla saldırılar, tehdit, iftira gibi her türlü pespayeliğin harç yapıldığı bir siyasi algı mühendisliği vizyona sokulmuştu ve inciticiydi, mide bulandırıcıydı, ahlaksızca idi.
Bazılarının bu kadar alçalabileceği düşünülmemişti.
Önce bir muhalefet dili oluşturuldu. Kamuoyu algısı ciddi biçimde yönlendirilip, ardından bu algıya yönelik operasyonlar servis edildi.
Vesayet sistemine karşı “yol arkadaşlığı” yapılan bir cemaat bugün başta İsrail ve ABD’nin Evangelist Neoconları olmak üzere Erdoğan’ın gitmesini isteyen birçok çevrenin rol aldığı anti demokratik bir komploda başrol oyuncusuydu.
Bu ülkede hiç kimse yolsuzluğu savunamaz, yolsuzluğa bulaşanları affetmez. Yolsuzluğa bulaşanlar elbette bu millet tarafından tasfiye edilir, cezalandırılır.
Son 11 yılda yaşanan her kriz AK Parti’nin kendisini yenilemesi için bir fırsata dönüşmüştür. 17 Aralık komplosu Türkiye’ye karşı yürütülen psikolojik harekâtı tersine çevirecek ve kazançlı çıkan yine AK Parti olacaktır.


