--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Esen barış rüzgarları birilerini korkutuyor

Burak Karen
Burak Karen

Hükümet bölücü terör “kaderimiz değil” deyip üzerindeki ağır bir yükü üzerinden atmak, ülkede huzur ve sükûnetin sağlanması için silahların susması, kan dökülmemesi ve terörün tasfiyesi yolunda doğru istikamette, mükemmel bir başlangıç yaparak barış havası estirdi.
Kırk senedir Türkiye’ye zehir olan, çeşitli cephelerden yönlendirilmiş, kamuoyunun manipüle edildiği, iç siyaset dengelerinin üzerine oturtulduğu bu kirli savaşın bitmesi için hükümet, İmralı, Kandil, BDP, Avrupa, Kürt halkının da içinde olduğu “barış süreci”ni başlattı.  
“Silah Kürt siyasetinin sigortasıdır” söyleminin zihinlerden silinmesi için artık ayrılamaz hale gelen iki halkın üniter bir yapı içinde gönüllü bir biçimde birlikte yaşamaya devam etmesinin zemininin oluşturulduğu, silahların sustuğu, kanın durduğu, Anayasal eşitliğin ve adaletin sağlandığı, kendine özgü yerel yönetimlerin hayata geçirildiği yeni bir dönemin kapısı aralanıyor.
Barış süreciyle yeşeren umutlar, beklentiler, oluşan barış iklimi ve diyalog silsilesi resmin ana dokusunu oluşturuyor. İdeolojik ve etnik nefretin kirinden arınanlar süreci heyecanla izliyor. Ortak kader, ortak gelecek barışı zorluyor.
“Türkiye Türklerindir” safsatası bitiyor. Şartlanmışlık ikliminde başlayan müzakerelerle barışa dair ümitler yeşerdi. Toplumsal destek var, siyasi irade var, iletişim yolları açık, barış iklimi oluşturuldu, diyalog rüzgârları esiyor.
Barış süreci Kürt siyasi hareketinin şekillenmesi açısından da önem taşımaktadır. Bu süreç Öcalan’ın PKK’yla sınavıdır, bu süreç Öcalan’ın liderliğinin test edildiği bir süreçtir.
Kanı, öfkeyi durdurmak, acıya son vermek, ayrışma ve çatışma rüzgârını tersine çevirmek için risk alarak, siyasi bedel ödemeyi göze alarak hatta “zehir olsa içmek” ama bu sorunun üstesinden gelmek adına Başbakan, samimiyet katsayısını en yükseklerde tutarak bu çözüm sürecini yönetiyor.
Zihinleri ve kalpleri parçalayan, geçmişten çok geleceği yok eden terörü bitirmek adına İmralı ile başlayan görüşmelerde oluşan olumlu süreci en iyi şekilde sonuçlandırmak için akli, vicdani ve insani adımlar atarak terör belasını ülke gündeminden çıkarmakta kararlı.
Cumhuriyet tarihinin en ağır, Ortadoğu’nun en karmaşık, çok taraflı krizini çözmek, yıkılanları yeniden inşa etmek adına Başbakan, büyük risk almış olmakla birlikte, taviz vermemeye de kararlı. 40 yıllık problem çözülürse gülen Türkiye olacak. Süreç, büyük barışa dönüşmezse sorumluluk BDP başta olmak üzere muhalefetin üstünde kalacak. Kamu vicdanında kazanan yine Başbakan olacak.
Diyalog süreci olumlu sonuçlanmazsa kaybeden herkes olacaktır. Çözüm sürecine yönelik toplumda oluşan olumlu havanın devamı için herkesin hassas olması gerekir. Sürecin sonuca ulaşması, artık anaların ağlamaması için herkesin üzerine sorumluluk düşüyor.
Siyasi partilerin, kanaat önderlerinin, sivil toplum kuruluşlarının bu süreçte kullandıkları dili yumuşatmaları ve sürecin başarısına odaklanmaları olmazsa olmaz bir ihtiyaçtır. Eğer süreç olumlu sonuçlanmazsa eskisi gibi kan, gözyaşı, duygusal kopuşla kaybeden Türkiye olacaktır.
Bu sürecin kesintiye uğramasını isteyenler Türkiye’nin büyümesini istemeyenlerdir. BDP, bu şansı ıskalar ve kendi varlığını dağa paralel kilitlerse, hem Kürt halkına, hem kendine, hem bu toprağın insanlarına yazık eder.
Türkiye dışındaki bazı odaklar, derin devletin çözüm istemeyen güçleri, “Çözüm süreci”ne, barışa giden süreçte konumunu kaybetme telaşı içinde olanlar, Başbakan’ın başarma şansını içine sindiremeyenler, sözde bazı liberal aydınlar, gazeteciler rahatsız, huzursuz olup “karmaşık bir ret cephesi” oluşturdu.
Yıllardır dağlarda mücadele ettikten sonra bunun rantını başkalarına yedirmek istemeyen Kandil ve başlangıçtan bu yana Kürtleri istismar ederek kendisine rant devşiren bir parti geleneğinin devamı olan BDP yönetimi “şimdi nereden çıktı bu çözüm” der gibi bir halet-i ruhiye içindeler.
Bugün BDP ile Kürtler arasında oluşmuş görünen birliktelik, gönülden değil baskı ve korkudan kaynaklanan bir birlikteliktir.
Bir eli balda bir eli yağda olan beyaz Kürtlerin ulusalcı kulesi olan BDP için çözüm demek bugüne kadar oluşturdukları yelpazenin seyrelmesi ve inkıraz sürecine girmeye başlaması demektir.
Çözümün sonuca ulaşması, silahların bırakılması demek, örgütün tepesindekilerin altlarındaki halının çekilmesi demektir. Ellerindeki “akılsız” gücü kaybetmek, hesabı belli olmayan “kara para”dan yoksun olmak, yandaş görünen ülkelerce muhatap alınmamak, sığınmacı statüsünde sürgüne gitmek dağ kadrosuna, dağa çıkışı kaçınılmaz gören, kendi içinde meşrulaştıran ve dağın misyonunu sonlandırmak için belli amaçlara ulaşılması gerektiğine inanan zihin dünyasının içini karartıyor.
“Çözüm” kelimesini ağzına almaktan adeta korkan Bahçeli ve “mutat zihin ve politika bulanıklığı” içinde bir söylediği diğerini tutmayan Kılıçdaroğlu terör sorunun bitmesinden, silahların susmasından korkan bir başka grup.
MHP, CHP ile zıt gibi görünen ama birbirini besleyen paralel bir konum edinmiş gizli ortak gibi.
Çözüm süreci bıçak sırtı bir denge. Barışa da açık provokasyona da. İlk raunt başarılı. MİT ile İmralı şu anda görüşmeleri iyi götürüyorlar. Barışı isteyenler elini taşın altına koyuyor. Kötü niyetliler ise süreç bitsin diye dua ediyorlar.

Burak Karen Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle