--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

En Sevgili’ye…

Burak Karen
Burak Karen

Ey kâinatın nuru Efendim… Yokluğunda özledik seni. Özledik Sana değen rüzgârı, seni örten bulutu. Sevmeyi, sevilmeyi, sevindirmeyi, sevindirilmeyi özledik.
Ey karanlıklardaki dünyanın, doğan son güneşi… Özledik aşkı, gözyaşını, müsamahayı, ahlakı, adabı. Özledik ihsanı, irfanı, iz’anı, feraseti, basireti. Özledik şecaati, celadeti, adaleti, meveddeti, muhabbeti.
Ey hasretler ülkesinin, vuslat kokan sultanı… İzzeti, hikmeti, fıtratı, şefkati, hürmeti, özledik.
Ey insanlığın kurtuluşu için gönderilen son peygamber. Seni ve beraberinde getirdiğin gül kokulu ferah iklimleri özledik.
Ey dünyayı nuruyla aydınlatan… Çöl ortasında açan bir güldün, gül kokulu ferah iklimler getirdin beraberinde. Ey cahiliye devrinin karanlığını merhametiyle aydınlatarak nur saçan kandil… Özledik Seni.
Ey yüzleri güldüren, mazlum gönüllerin sevdası… Kutlu bir gecede, Sen’inle tanışıp şereflendi dünya. Karanlık çökmüş dünyadaki tek aydınlık misali, mehtaplı bir gecede yanıp sönen ışıltılı yıldızlar gibi, daha da güzel, tarifsiz bir nurla, nurunla teşrif ettin yeryüzüne. Sen ki âlemlere rahmet olarak gönderilensin.
Dünya dönmeye başladığı günden beri hiç kimse senin kadar sevilmedi. Hiç kimse senin kadar özlenmedi. Hiç kimsenin hasreti çağlar boyu sineleri bu kadar kanatmadı. Hiç kimse senin kadar çoğalmadı.
Özledik Seni… Özledik Peygamber ikliminde yolculuk yapmayı. Dünya senin nurun olmadan daha ne kadar dönebilir yörüngesinde? Ya da zaman ne kadar güzel ve bereketli sensizliği çekerken iliklerine?
Ey sevgili… Ne olur seninle aramıza giren asırlardan sıyrılalım da sana vasıl olalım. Kalemlerin seni yazmaktan aciz, dillerin seni anlatmaktan lâl, gönüllerin seni idrakten nasipsiz olduğu bir dönem içerisinde; seni yaşamanın ve senin gibi olmanın mücadelesini veriyoruz.
Pusulamızı unutturdular Ey Allah’ın Resulü… Yıldızımızı görmeyelim diye gözümüzü bağladılar. Biz de sana layık ümmet olamadık. Dünyamız için, nefsimiz için senin sünnetini dahi feda ettik. Gönüllerin seni idrakten nasipsiz olduğu bir dönem içerisinde; seni yaşamanın ve senin gibi olmanın mücadelesini veriyoruz.
Ey Peygamberlerin sonu, Allah’ın insanlara yolladığı son ve evrensel elçisi, tüm yaratıklar için Allah’ın rahmeti, insanların mükemmel bir örnek olarak alacakları yüce karakter ve mizaca sahip kâmil örnek… Nuruna hasret kalan ruhlarımız kirlendi, buhran içinde kıvranıyor nurundan mahrum kalan özlerimiz...
Kalplerimiz ağlıyor Sevgili Efendimiz… Seni arıyor, senin için atıyor her dem. Anladık ki senden başka yar yok bize. Senden başka can, senden başka canan yok bize!
Hiç bu kadar muhtaç olmamıştık Sana. Hiç bu kadar özlem duymamıştık Sana. Batmışken günahların bataklığına, savrulmuşken zamanın rüzgârında ve hasretken sana bu kadar, özledik, arıyoruz seni…
Her dem ümmetin coğrafyasından feryatlar yükseliyor. Müslüman milletlerin oluk oluk kanları akıtılıyor. Varlığının kaç bahara bedel olduğunu bilmeyenler yokluğunun ıstırabını duyuyor.
Ey Rabb’imi en çok seven ve ey Rabb’im tarafından en çok sevilen. Bıraktığın din tanınmaz hale geldi. Bıraktığın kalenin harabelerinde baykuşlar tünedi. Şimdi Kur’an öksüz ve mahzun. Seninle Kur’an’ın arasını ayırdık, etle tırnağın, toprakla tohumun, anayla evladın arasını ayırır gibi.
Ey vefalı eş, mütevazı ve sevecen baba, doğrularından asla taviz vermeyen kararlı şahsiyet... Sana ram olacak kalpleri şeytani muhabbetler kapladı. Sana feda olacak başları karanlık fikirler işgal etti. Sen “bütün bid’atlar dalalettir ve bütün dalaletler ateştedir” demiştin. Buna rağmen bid’atlar her tarafımızı istila etti. Dünya âlimleri bid’atlara fetvalar verdiler. Çağdaşlık diye bid’alarla hayatımızı kirlettiler. Hâşâ çağdışı diye sünnetine sırtımızı döndük.
Sen “Ümmetim! Ümmetim” dedin, biz ise hep “nefis nefis” dedik. Taşlar bile sana selam veriyordu, salatü selamı unuttuk. Ağaçlar sen çağırınca “Lebbeyk” diyordu, biz ise sanki sağır olmuşçasına kayıtsız kaldık davetine. Sen bizi nura davet ettin, biz ise yarasalar gibi hep kaçtık. Mescidindeki kütük bile hasretinden inliyordu, biz ise gözyaşlarımızı hep dünyevi arzularımız uğruna israf ettik.
Senden sonra tefrika meşrebimiz, taklit mezhebimiz, cehalet mektebimiz, atalet fıtratımız, ahmaklık şöhretimiz, ihanet sıfatımız, küffar velinimetimiz oldu.
Rabbim’e giden yolda dünyadan firar edip, merhametinin gölgesine sığınmak istiyoruz. Seni düşünmek ve yeniden güzel ümitlerle dolmak hayalimiz. Sen ve senin getirdiğin gül kokulu ilhamlar zor zamanlarımızın en güzel armağanları olur temennisi tek arzumuz.
Sensizlik hicranıyla, içimiz bir kez daha cız ediyor.
Zor zamanlarda sevdalandık sana. Sevginin unutulduğu bir dünyada yeniden sevgi diye haykırabilmek, kanın, kinin, gözyaşının her anımızı kapladığı bir zaman diliminde yeniden, sıcacık ve içten illaki barışı dile getirebilmek ve güzelden, en güzelden, Sen’den bahsetmek tek kurtuluş yolumuz.
Seni düşünmek ve yeniden güzel ümitlerle dolmak hayalim. Sen ve senin getirdiğin gül kokulu ilhamlar zor zamanlarımın en güzel armağanları olur temennisiyle avunuyorum.
Dünyadaki tüm çirkinliklere inat, Seni, sevgini düşünüyor ve yeni ümitlerle besleniyoruz. Sen ve Senin getirdiğin gül kokulu müjdeler zor zamanların en güzel armağanları bizlere. Günahlarımızın derdiyle, hasretinin yangınıyla, Aşkının ateşiyle, Sana ümmet olmanın sevinciyle arz ediyoruz halimizi.
 

Burak Karen Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle