--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Dün Erbakan’a sahip çıkamadık, bugün Erdoğan’a sahip çıkmalıyız

Burak Karen
Burak Karen

Terörle savaş adı altında “küresel terör çağı”nı başlatanlar, İslam coğrafyasını kana bulayanlar, “devlet terörü”nü meşru bir yöntem olarak dünyaya kabul ettirenler…

Seçilmiş topraklarda insanları sokak ortasında katledip Siyonist/haçlı zulmünü sergileyenler, korkunç bir açgözlülükle yaşadığımız coğrafyanın bütün değerlerini talan edenler, “özgürlük palavraları”yla kitlesel katliamlara girişenler… 

İnsanlık evini talan etmek için yaşayanlar, âlemlerin nizamını bozmaya çalışıp kin, nefret tohumlarını ekenler, sokaklarımıza, evlerimize kadar müdahale edenler…

Dünyada kendi çıkarlarına uygun yeni bir düzeni yerleştirmek için “gücün terörü”nü estirenler, bu düzene karşı çıkan herkesi savaşla yıldırıp boyun eğdirmeye zorlayanlar Ortadoğu’da yeni oyunların kurgusunu yapıp bize de rol biçmeye çalışıyorlar.

İnsanı ilâh kabul eden, peygamberini tanrılaştıran, kilise engizisyonunu her dönem kullanan ve de bunu marifet sayan batı, batışını yavaşlatmak, sahip olduğu yaşam standardını korumak ve birlik, bütünlüğünü sağlamak için “enerji hâkimiyetini” sağlamlaştırmanın savaşını veriyor. 

Fitili ateşlenmiş bir bombanın üzerinde oturuyoruz. Savaş bulutları herkesin vücut kimyasını bozuyor. Sınırımızın hemen kenarındaki savaşı, hiçbir şey yapamadan, öylece seyrediyoruz. Bir önceki yüzyılın emperyal hesaplarının mağduru Türkiye, bu defa benzer emperyal hesapların oyuncağı yapılmak isteniyor.

Siyonist/haçlı ortaklığı çıkarlarını dayatarak tüm dünyayı kendisine bağlamayı hedeflemekte, “tek yanlı” bir zihniyetle kendi çıkarlarını küreselleştirmekte, kendi çıkarlarının küreselleşmesi ise beraberinde “emperyal“ zorbalığı getirmektedir.

Batı, çıkarları doğrultusunda tek yanlı bir dünya düzeni inşa etmeyi amaçlıyor. Bu gayeyle ülkeler işgal ediliyor, parçalanıyor, sınırlar değiştiriliyor, insanlar katlediliyor, toplumlar bölünüyor, yeni ülkeler, toplumlar oluşturuluyor.

İslam dünyasının siyasi haritası yeniden çizilirken, etnik ve mezhep eksenli çizgiler kalınlaştırılıyor, derin ayrışmalar tezgâhlanıyor, bu karmaşanın ortaya çıkardığı puslu havada bölgenin kaynakları yağmalanıyor, yeni kazançlarla refah düzeyleri ayakta tutulmaya çalışılıyor.

Bu fütursuz ve destursuz tavırlar “yeryüzünün lanetlileri” sıfatını batının boynuna haklı olarak asarken, insanları kendileri ve ötekiler diye ikiye ayıran Firavuni bir zihniyetin yansımasını edepsizlik ve saldırganlık boyutlarıyla sergiliyorlar. 

Küresel düzeyde “İslam’ın meydan okuyuşu” karşısında Müslüman kitleleri psikolojik olarak ezmek, küçümsemek, provoke etmek ve hakaret ederek olayları başlatmak, iş çığırından çıkınca da kaba güç ve üstün teknoloji ile zalimce olaylara hâkim olmak vahşi batının tarzı olmuş durumda.

Haçlı âlemi İslamofobi kampanyası ile İslâm dünyasının ve Müslümanların nabzını ölçmeye çalışıyor.

Kanlı sömürge geçmişine sahip batı dünyası, bugün kendi insanını İslam ve Müslümanlara karşı kışkırtıp bir çeşit savaş çığırtkanlığı yapıyor ve insanlarını İslam dünyasına karşı topyekûn bir savaşa, yeni bir “kanlı tarihe” hazırlıyor.

Avrupalılar Müslümanlara hakaret ederek onları kışkırtıyor ve infiale zorluyor. Böylece Avrupalılar için bir savaş ve saldırma nedeni doğmuş olacak. Bu arada da bol, bol sakin olalım, toleransı elden bırakmayalım çağrısı yaparak kitleleri uyutma yolu seçiliyor.

İslam’a Avrupa’da giderek artan rağbeti ciddiye alınması gereken bir meydan okuma olarak algılayanların hedefleri Hz. Peygamberin insanlığın gözündeki imajını zedelemek, İslam’ın yayılmasını frenlemek ve insanların İslam dinine gösterdiği ilgiyi azaltmaktır. Bu hakaretler bir mantık çerçevesinde devletler bazında organizeli yürütülen birtakım politikaların devamıdır.

Dünyaya eli kanlı Müslüman izletmenin keyfini sürüp, karikatür krizine ateş topu bulmanın hazzını yaşayan batı 11 Eylül’den sonra İslam’a savaş ilan etti. Ürkütücü olsa da bu bir gerçek.

Batı’daki İslam düşmanlığı, toplu kampanyaya dönüştü. Avrupa’da derinden derine büyüyen bu dalga karşısında ürpermemek elde değil. İslam söz konu olduğunda benzer refleksler geliştirdiği aşikâr.

Sistemli ve kasıtlı olduğu, belli merkezler tarafından sipariş edildiği ve de küresel kampanyanın işareti olduğu için bütün Avrupa bu sefere katıldı. Basın ve ifade özgürlüğü adına sahip olunan çarpık zihniyetin yansıması bütün haçlı dünyasını kapsadı.

Önümüzdeki süreç İslam dünyasının tüm varlıklarının hedef alındığı süreçtir.

Türkiye’nin “demokratikleşme rüyası”nın toplumun önünde yeni imkânlar açtığına inandığımız bir dönemde öylesine gelişmeler oluyor ki, doğrusu insan umutsuzluğa düşüyor.

İslâm’a gittikçe sarılan Türkiye görüntüsü birilerinin rüyalarını karartmaya yetiyor. Bunun tezahüründe de kargaları dahi güldüren kararlar alınıyor, uygulamalar başlatılıyor. 

Bütün dünya, iyilik kanatlarını kuşanmış, yüzünü ve gönlünü hayra, adalete, güzele dönmüş, kardeşlik bilinciyle zulme ve sömürüye karşı hakkı haykıran ve insanları peşinden sökün ettiren şanlı süvarileri görüyor.

İslam âlemi insanoğlunun kireçleşmiş inanç damarlarını genişleten, tıkanmış düşünme yollarını açan, nasırlaşmış duyarlılığını uyandıran…

Darlaşmış ahlâk ve davranış dünyasını kısırlık ve katılıktan kurtaran, öç ve kin yerine sevgi ve af, barış ve bağışlama duygularını kanatlandıran, kolay olan öldürücü yolu değil, zor da olsa diriltici yolu seçen…

Hakikati bulmakla sonsuz arzulu ve iradeli, buldurmakta sonsuz sabırlı ve tahammüllü olarak İslâm’ın dirilişi, yani insanlığın dirilişi idealini gerçekleştirme gayretindeki Selahaddini Eyyübi’lere sahip çıkmalıdır.

Dün hakkı haykıran Erbakan’a sahip çıkamadık. Bugün Erdoğan’a, Davutoğlu’na ve bu milli mücadelede gayretli herkese sahip çıkmak boynumuzun borcudur. 

Burak Karen Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle