DON KİŞOTLAR yel değirmenlerine karşı...
Son birkaç gündür artan toplumsal tansiyon, yaygınlaşan kargaşa ve karışıklık ülkemizin her köşesine dalga dalga yayılmakta.
Sivil siyasetin yerle bir edildiği, amaçları toplumda çaresizlik bunalımını yükseltmek ve “çarenin” namlunun ucunda olduğunu göstermek olan yıkım ve bölünme taşeronlarının nefret ve şiddet kuryeleri sokakları savaş alanına çevirdi.
Ülkenin “kontrollü kaos” sürecine girmesini ve demokrasi dışı güçlerin seslerinin giderek yüksek çıkmasını talep eden iç ve dış mihraklar tahrik kampanyalarını tehlikeli boyutlara taşırken, her değerimize saldıran, önlerine ne gelirse yakıp yıkan terör grupları Türkiye’nin milli birliğini, milli bekasını ve toplumsal ahengini en üst düzeyde tehdit eder oldu.
Bir saldırıyla karşı karşıyayız... Algı operasyonları üzerinden toplum hareketsiz kılınmaya, söylenen her şeye inanmaya ve hareketsiz kalmaya zorlanıyor...
Kandan geçinenler, terörden rant devşirenler, ölümden, kayıptan, gelecek umanlar, siyasal parti gibi değil, Kandil’in siyasi gerillası olarak kendini konumlandırıp, siyasi infaz timleri gibi çalışanlar beyinlerindeki cerahati, yüreklerindeki kini boşaltmak için fırsat kollar oldular.
Siyaseti kanla kirletip, dilini kana bulayan, Kandil dağının haydutları ve onların “siyasi kuklası” HDP’liler terör örgütlerinin cirit attığı topraklarda yaşanan anafordan istifadeye çalışıyor.
Kandil’den medet umup, demokratik siyaseti katleden, şiddeti bir çözüm faktörü olarak görüp kandan beslenenler, Türkiye’nin çevresiyle ilgisinin kesilmesi ve eskisi gibi içine kapanmasını sağlamaya çalışıyorlar.
Teröristlerle, darbecilerle, cuntacılarla savaşan “demokrasi şövalyesi” olmak yerine, yel değirmenlerine savaş açan ucuz bir kahramanlığın içinde çılgın olmayı yeğleyen “siyasi gariban” Kılıçdaroğlu ve “siyasi bilmece” Bahçeli kendi hayalindeki/kendi ürettiği sanal düşmanlarla danışıklı dövüş yapmaya devam ediyor.
Ülkede hiç sorumluluk almadan muhalefet forsunu kullanan muhalefet liderleri hezeyanlar ve hayaller içinde ve memleketin gerçek hallerine temas edemeden Don Kişot misali hayalleriyle savaşıyorlar bu arenada.
Muhalefet, Türkiye’nin çıkarı için muhalefet yapıyorsa “milli” olmak zorundadır.
Parlamenter sistemin ağır aksaklığını ve kısırdöngüsünü en net biçimde hissettiğimiz bugünlerde, iktidar olmak gibi bir kaygısı ve herhangi bir programı olmayan milli-yetçi Bahçeli yine yel değirmenleriyle savaşmaya başladı.
Gelinen noktada aynen romandaki Don Kişot misali bir arpa boyu yol gidemediği aşikâr olan, yıllardır tiyatrosunu izleyen kişilerden yaptığı bazı hareketler karşılığında alkış da alan Don Kişot son günlerde sürekli sert yapmakta ve rüzgâra savaş açmakta.
Aykırı düşünüp, makulü bulamayan, kendiyle kavgalı olan, halkın sesi, vicdanı olmak yerine kendi egolarının peşinde koşan, haksızlığın karşısında olmak yerine haksızca saldıran, kendini sürekli muarız olmak zorunda hisseden, alternatif üretmeden eleştiren, despotik duruşuyla despotizme karşı duran... Sürekli kavgacı, hep karşıt, paronayak bir ruh haline bürünen Devlet Bahçeli kendi kendine erken seçim kararı alıp meydanlara çıktı.
CHP seçim akşamından itibaren iktidar için yanıp tutuşurken MHP ne yapmaya çalışıyor?
MHP bu kadar etken bir konuma gelmişken neden hem memleket hem de kendi yararına etkin hamlelerde bulunmuyor? Hükümet ortağı olup önemli kararlara imza atmıyor?
“İlkesel tutum” duruşu anlayışla karşılanabilir, fakat vatan-millet söylemleriyle rey alan bir liderin ülkenin kendisine, duruşuna ihtiyacı olduğu bir dönemde ben yokum demesini anlayamayız. Kendi seçmeni de anlayamaz.
MHP, ayağına gelen fırsatı niye tepiyor.
İktidara talip olmayan, alternatif çözüm önerileri ortaya koyamayan ve bir işe yaramayıp, çok tehlikeli bir oyun oynayan Bahçeli ne yapmak istiyor, neyi amaçlıyor?
Türkiye’nin bu kadar iç ve dış sorunlar yoğunluğunun arttığı bir dönemde yük taşımak, sorumluluk üstlenmek, fikir ve çözüm üretmek yerine, evin yaşını aldıkça huysuzlaşan dedesi gibi hep itiraz halinde, hep yüksek sesle konuşuyor.
Devlet Bahçeli, niye “devlet adamı” duruşu sergilemiyor? Ülke menfaatine olan durumlarda devreye girme hassasiyetini göstermiyor?
Elinde köleliğin akreplerinden başka bir şey olmayan ve bu millete kölelikten başka bir şey sunamayan Kılıçdaroğlu niye “sağduyu”lu olamıyor?
İdam sehpalarının hatırlatıldığı, kefenlerin çağrıştırıldığı, beyaz çarşafla yola çıkma edebiyatı ile demokrasi dışı yöntemlerin ima edildiği bu ortamda aziz milletimizin cephelere bölünmesi ve taraflar arasında saf tutmaya davet edenlerin hangi odaklarının taşeronluğunu yaptıkları düşünülmeye değer.
Bir ülkenin can ve mal güvenliğini hedef alan terörist eylemlere karşı, AK Parti iktidarı karşılığını misliyle vermek zorundadır.
Türkiye, çevresel meseleleri akılla, mantıkla, stratejiyle yeniden düşünmek, hamlelerini doğru yapmak zorunda. Prangalarından kurtulan Türkiye, sadece bu ülkede yaşayan insanlar için değil, dünya için de yeni bir umuttur.
Duygularımızdan, algılarımızdan arınarak ve aklımızı egemen kılarak Türkiye’nin temel sorunlarının çözümü noktasında bir araya gelmemiz lazım deyip terörle mücadele, siyasetle müzakere yolunu seçmemiz elzemdir.
“Müzakere”nin, içinde bulunduğumuz kanlı girdaptan çıkmamıza yardım edecek en ehil yol olduğundan şüphem yoktur. Müzakere içinde erken seçim aydınlık yarınların sinerjisidir.


