--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Demokrasi manifestosu

Burak Karen
Burak Karen
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bir süredir beklenen demokratikleşme paketini açıkladı. “Demokratikleşme ve toplumsal barış” adına önemli bir adım olan bu paket ret ve inkâr politikalarını uygulayan zorba devletin değişim göstergesidir.
Bu demokratikleşme hamlesi aynı zamanda otoriter-vesayetçi devlet düzeninin sona erdiğini ilan eden bir “özgürlük” manifestosudur.
İlk kez, bu kadar sıkıntılı ve önemli konularda toplumunun beklentileriyle iktidarın eylemleri örtüşüyor. İlk kez arz talep dengesinin uyumu sağlanmış durumda.
Paketle birlikte demokratikleşme, değişim, modernleşme ve barış rüzgârlarının ferahlatan esintisi yüreğimizi ferahlattı. Türkiye eskiye nazaran evrensel demokratik menzile birkaç adım daha yaklaştı. Uzun bir yolumuz var, alınacak mesafe uzun fakat istikamet doğru.
Türkiye’nin Berlin duvarı yıkıldı. İktidarın 10 yılda gerçekleştirdiği sessiz demokratik devrimlerin en büyüğü ve ses getireni bu oldu. Demokrasi için korkmadan daha fazlasını verme anlayışı barışı, huzur ve beraberinde büyümeyi getiriyor.
Her biri yıkılmaz tabular, aşılmaz yasaklar olan kanunlar, uygulamalar bir kalemde yerle bir oluyor ve biz ona bakmadan daha fazlasını istiyoruz.
Bundan böyle şimdiki ve gelecek hükümetler bunun gerisine düşemezler. Bu hem bir demokrasi ayıbı olur, hem de halk tekrar eskiye dönmeye olumlu bakmaz.
Artık Türkiye’de, vatandaşının ihtiyaçlarına, taleplerine, çığlığına, feryadına kulak tıkayan, vatandaşını asimile eden, taleplerini reddeden, ihtiyaçlarını inkâr eden, inançlarını yaşamaya fırsat vermeyen bir devlet anlayışı olamaz.
Bu ülkede artık kamu alanını otoriter kılan, bu alanı, kendi tanımladığı makbul vatandaşa benzemeyenlere cehennem haline getiren bir devlet anlayışı yoktur.
Başbakanın açıkladığı paket kendisinin de belirttiği gibi bir başlangıçtır. Eksik olan tarafları elbette var ancak bu paket Cumhuriyet tarihinde demokrasi adına atılmış en büyük adımdır. Devamı gelecektir, gelmek zorundadır.
Darbelere alkış tutan, demokrasiye burun kıvıran muhalefet cephesinin tüm engelleyici tavrına rağmen hükümetin samimiyetle demokratikleşme yolundaki yürüyüşünü sürdürüyor olması gerçekten takdire şayandır.
Türkiye halkın zorlamasıyla, eleştirilerin yolu açmasıyla giderek demokratikleşiyor. Darbecilerin yaptığı anayasalardan hariç anayasa görmemiş Türkiye için hala kat edecek çok yol var. Geçmişiyle yüzleşen “Yeni Türkiye”de inkâr ve dayatmacı algı değişerek her alanda güçlenen Türkiye’ye doğru gerçekleşecek reformlarla ilerleyişimiz devam edecektir.
Kronik muhalifler demokrasi paketine karşılar, çünkü geçmişte birçok hak ihlalini bizzat bu gruplar gerçekleştirdi. Bu memlekete bir şey gelecekse onu da biz getiririz anlayışı yıllar boyu insanımızın insan gibi yaşamının önünde bir setti. 
Üniversitelerde gençleri sağ sol diye birbirine düşürüp sonrasında üzerlerine zırhlı araçları, polisleri sürenler, inancı gereği başörtüsü takanlar için ikna odaları kuranlar, azınlıkların tüm haklarını ellerinden almaya kalkanlar, Kürtlerin diline, giyimine, töresine müdahale edecek kadar ileri gidenler bunlardır.
Suç ne kadar askeri darbelere atılırsa atılsın, bugün Demokrasi Paketi’nin karşısında katıksız muhalefet yapan bu muhalif gruplar geçmişteki darbelerin ve ceberut devlet anlayışının hem ideologlarıdır, hem de “kârını” yiyenlerdir.
Demokrasi paketleri açıldıkça bu siyasi gruplar hem siyasi gücünü kaybetmekte, hem de özlediği iktidarın asla gelmeyeceği gerçeğini gördüğü için feveran etmektedirler. Başka bir deyişle birileri için hak ve özgürlük alanındaki gelişmeler bu grupların ölüm fermanlarıdır.
100 yıllık “ceberut devlet” anlayışı değişiyor. İlkokullardaki tek tipçi, tek ulusçu ve tek fikirci doktrinin mutlak bir doğru imişçesine sembolü olan ve her sabah çocuklarımıza tekrarlattırılan ucube metin “andımız” kaldırılıyor.
Evet, Kürt’e, Laz’a, Çerkez’e Türklüğü, toplumun her kesimine Atatürkçülüğü dayatan ve kalabalıkları aşağılayan, şahsiyetsizleştiren bu yeminin bu çağda hala okullarımızda tekrarı bile utanç vericiydi.
O anlayışın daha 6 yaşında ilkokula gitmeye başlayan “çocukları formatlayan resmi ideoloji”si terk ediliyor. Yıllardır devam eden utanç verici bir dayatmanın sahneden kaldırılması geç kalınmış bir reflekstir ve oldukça önemlidir.
Salt bu uygulamanın kaldırılmasıyla 80 yıllık faşizan çığlığın sesi kesilmiş oluyor. Bu uygulama sonrasında yanlış olan, eksik olan yeni reformları beraberinde getirecektir.
Kamuda başörtüsü serbestisi eksiği olmasına rağmen önemli bir adımdır. Yasağın alanını küçültmek yerine tümden kaldırmak elzem olanıydı. Başörtülü kadınları negatif ayrımcılığa tabi tutmak ahlâka, insan haklarına ve hukukun hâkimiyetine aykırı bir uygulamadır. Bu yanlıştan da kısa sürede dönüleceği kanaatindeyim.   
Kürtçe anadilde eğitimin özel okullarda serbest bırakılmasıyla ve kamuda birkaç istisnaya rağmen başörtüsüne yeşil ışık yakılmasıyla, demokratikleşme önündeki iki kritik ve psikolojik barikat aşılmış oldu ki önemlidir.
Böylece Türkler ötekileştiren olmaktan, Kürt, Rum, Ermeni, Yahudi, Çerkez, Süryani gibi bu toprakların farklı renkleri aynı tornadan geçirilip, tek tipleştirilmekten kurtuluyor. Ve belki de en önemlisi tüm bunları daha rahat konuşabileceğimiz siyasetin zemini güçleniyor.
Alınacak mesafe uzun, yapılacak daha çok iş var. Durmak yok yola devam...

Burak Karen Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle