--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Değişen sizin kalbiniz

Burak Karen
Burak Karen

Bir padişah, bir iki vezirini ve diğer erkândan birkaçını yanına alarak payitahta (başkente) yakın yerleşim merkezlerinde bir gezintiye çıkmıştı. Payitahttan ayrılıp bir kaç saatlik bir yol kat ettikten sonra yolları üzerindeki bir nar bahçesinin kıyısında dinlenme molası verdiler. Olgunlaşmış, tam kıvamını bulmuş olan narlar insanın iştahını kabartıyordu. Padişah bahçe içinde çalışmakta olan yaşlı bir adamı yanına çağırdı sordu: 

- Bu güzel nar bahçesi kimin? 

- Bu nar bahçesi benimdir efendim, babamdan miras kaldı. 

- Oğlun, uşağın var mı? 

- Allah bize oğul, uşak vermedi efendim, bir karı kocadan ibaret iki kişilik bir aileyiz. 

- Peki, ben de bu ülkenin hükümdarıyım, şuradan bir nar şerbeti sıksan da içsek. 

İhtiyar “Baş üstüne” dedi ve hemen gidip bahçe içindeki kulübeden kalaylı, tertemiz bir tas getirdi. En yakındaki ağaçtan iki nar kopardı ve sıktı. İki nar tam bir tası doldurdu. Padişah içti ve çok beğendi. Bütün vücuduna bir zindelik ve ferahlık yayılmıştı.

İhtiyar çiftçi, padişahın beraberindeki herkese sırayla nar şerbeti ikram etti. Padişah ve adamları bedenlerinin kazandığı bu zindelikle biraz yol almak için ihtiyara veda edip yola koyuldular. Yolda şeytan padişahın kafasını karıştırmaya başladı “Madem birer ayakları çukurda olan bu yaşlı karı-kocanın mirasçıları yok, ne yapacaklar böyle güzel nar bahçesini, karşılığında bir kaç kuruş verip de bu bahçeyi ellerinden alayım” diye düşündü.

Padişah ve adamları akşama doğru geri dönerlerken aynı bahçenin yanında yine konakladılar. Padişah ihtiyardan bir tas daha nar şerbeti yapmasını istedi. İhtiyar sabahki kadar candan ve gönülden olmasa da bir tas nar şerbeti yapıp sundu. Fakat padişah bu defa nar şerbetinin tadını pek beğenmedi. Sabahkine hiç benzemiyordu, sordu: 

- Baba ne oldu böyle, bu nar şerbeti sabahki ile aynı nardan değil mi? Bunun tadı hiç de hoş değil. 

- Aynı nardan evlat, aslında tadında da bir değişiklik yok, asıl değişen sizin kalbiniz. Tebaanızın malına göz koydunuz, bunun için de narların tadı değişti… 

Baş döndüren gelişmelerin olduğu, sessiz sedasız dönüşümün yaşandığı, taşların yerli yerine oturduğu ülkemde “yenidünya düzeni” rüyasıyla, “Dinler arası diyalog” masalıyla, “hoşgörü” tezgâhıyla gönül dili diyerek, incinmekten, kırılmaktan, hassasiyetten dem vuran, sonrasında insanları Firavunlukla, Karunlukla, Yezitlikle suçlayan “alnı secdeli” sahte mehdinin ruh hali yukarıda hikâyesini zikrettiğim padişahınkinin aynısı değil mi?

Tek derdi Tayyip Erdoğan düşmanlığı ile ülkede “kargaşa” çıkarıp, AK Parti’nin kaybetmesini sağlamak olan, dünyevî çıkar ve hesaplar için diyalog masalıyla Allah’ın dinini tahrif eden, küfre ve kâfire yaranmak maksadıyla Allah’ın hükümlerini çiğneyen ve asıl gayesinden saptırıp dergâhında umutsuzluğu, ikiliği, fitneyi besleyen… 

İsrail’e tehdit oluşturmayacak, Haçlı dünyası ile teolojik ve siyasi bir çatışmaya girmeyecek, batı uygarlığına karşı ekonomik, siyasi, kültürel anlamda rakip olmayacak bir Türkiye isteyen…

Türkiye’nin geleceğiyle, istikbaliyle, istiklaliyle ve aziz milletimizin huzuruyla oynamaya yeltenen bu sahte şeyh padişah gibi yediği kaba tükürmüyor mu?

Kurbanla, fitreyle, zekâtla topladığı paralarla kurduğu bankası ve zorunlu dergi gazete abonelikleriyle edindiği ekonomik güçle beslenen basın yayın organları olan…

HSYK’ya, TSK’ya, MİT’e, bürokrasinin en kilit noktalarına adamlar yerleştiren, tehdit ve şantajla insanlardan para alıp gayrimeşru işler yaptıran…

Milletin, İslami hassasiyetlerini, peygamber sevgisini sömürerek semiren…

Kaset söylentileri, çamur at izi kalır mantığıyla yapılan çirkin ve ahlaksız saldırılar, karalamalar, montaj görüntüleriyle atılan iftiralarla inkârın, tuğyanın karargâhı olan…

Soru çalmayı, haksız konum elde etmeyi, yetim hakkı yemeyi, devletin sırlarını başka ülke istihbaratlarıyla paylaşmayı, ayak kaydırmayı, kadrolaşmayı, şantaj-montaj işlerini, dikizlemeyi çok iyi bilen…

Yahudilere ağlayıp, Mavi Marmara’ya gülen, Papa’ya biat edip kendi ülkesinin milli ordusuna, milli istihbaratına, milli bankasına, milletin gönlünde yer edinen sivil iktidarına kumpas kurarak çirkin ve ahlaksız saldırılar, karalamalar politik manevralar yapan…

Ananas” kardeşliği kuran, “Abi”ler ve “Abla”larla Erdoğan karşıtları için kapı kapı dolaşıp rey toplayan, Erdoğan’ı indirmek için koalisyon kuran…

Dış desteği geniş, içerdeki kültürel dinamikleri derin, sermaye kaynağı güçlü…

Suizan, gıybet, dedikodu, iftira, günah avcılığı, başkalarının gizli-saklısını araştırma ve henüz suçluluğu kanıtlanmadığı halde birilerini suçlu ilan etme anlayışı dünyanın en çirkin duruşu, en sefil anlayışı değil mi?

Ne zaman silkinip ayağa kalkmaya, kendine gelmeye, kendisi olmaya çalışsa ülkem, Hz. İbrahim’in ateşini söndürmeye giden karıncayı yolundan alıkoymaya çalışan şeytan gibi Kemalizm ve bu düzenin ağaları yolumuzun üstünde Deli Dumrul gibi dikilirdi. 

Şimdi bu görevi okyanus ötesinden hoşgörü ikliminden yola çıkarak beddua limanına yanaşan Gülenistler üstlenmeye başladı. MHP’li Akşener’e atılan çirkin çamur bu zihniyetin elinden çıktı. 

Fırsat kollayıp ellerindeki materyalleri gösterime sunuyorlar. İnşallah tezgâhları ayaklarına dolanıyor/dolanacak.

Burak Karen Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle