Çözüm arayan bir lider ve çözümsüzlük girdabında çırpınan cüceler
Başbakan Erdoğan, “Savaş, kolay olandır. Zor olan barıştır. Biz kolayın değil, zor olanın tarafındayız…” diyor. Bahçeli ise bir avuç fanatiğin “vur de vuralım, öl de ölelim” sloganına “zamanı geldiğinde” şartıyla olumlu karşılık veriyor.
Başbakan Erdoğan ülkede “kardeş” kavgasını sona erdirmek, hem Türkler hem de Kürtler adına, ülkenin bütünlüğünü ve halkın birliğini koruma davasını üstlenirken Bahçeli, ölmeye/öldürmeye çanak tutan bir “siyasi” güzergâh izliyor.
Başbakan, barışın ve kardeşliğin dilini kuşanarak “öl-öldür” yerine “yaşa-yaşat” ilkesine sahip çıkarken Bahçeli, “kan, gözyaşı ve ölümden” beslenen bir milliyetçilik jargonu ile kitlelerin karşısına çıkıyor.
Başbakan, “barış” ile değişimi gelişimi, kokuşmuş Kemalizm’in yerini özgürlükçü ve çoğulcu, azgın azınlığın değil, farklı ırk, dil, din mensuplarının haklarını da koruyan gerçek demokrasiye ulaşmayı hedeflerken, Bahçeli “savaş” ile mevcut düzenin devamını, Kürtleri yok sayan Kemalist rejimi ayakta tutmayı istiyor.
Başbakan, “vurmak ve ölmek” jargonunu alıp, 12 Eylül öncesinde kalmış kanlı bir dil olarak mahkûm ederken, çözümden yana olan halkla gönül birliğinde buluşarak aynı toprak üzerinde yaşayan kitlelerin ellerini ve gönüllerini birleştirirken Bahçeli, ölüme apaçık arka çıkan siyasi söylemiyle bu ülkenin birliğine ve devletin bekasına zarar veriyor.
Başbakan, ölümün yerine hayatı satın almayı arzularken, ölümü öldürüp yaşamı diriltmeye çalışırken, silahı gömüp siyaseti satın almak isterken, ayrılık yerine birliğe sarılırken, çözümsüzlük yerine çözümü isterken, Bahçeli birbirimize kardeşçe sarılmak yerine bizi birbirimize düşürmek isteyenlerin ekmeğine yağ sürüyor.
Başbakan’ın barış arayışı, ister istemez, Kemalizm’in terk edilmesini, Kurtuluş Savaşı’nı yapan, bütün etnik ve dinsel kimliklerden yurttaşları birleştiren, Anadolu’nun çok kültürlülüğünü tanıyan politikaya dönüşü öngörürken, Bahçeli bizi bir manevi cendere içine alarak kalıplaştıran ve bağnazlaştıran, basmakalıp hamasi klişelerin esiri eden “milli” yaklaşımların ötesine taşıyan ve onlara yabancı kılan anlayışı destekliyor.
Başbakan, sorunu ülkenin genel çıkarına uygun şekilde çözmeye çalışırken Bahçeli, kendi çıkarlarını ülke menfaatlerinin üstünde gören kökü dışarda bir avuç “azgın azınlığın” çıkarını veya üstünlüğünü temsil etme bayrağını yükseğe çıkartma gayretinde.
Başbakan, ölüm yerine yaşamanın kutsallığını, silah yerine siyasetin dilinin geliştirilmesini, düşman olarak algıladığımız kimlikle aynı insani zeminde buluşmayı arzularken, Bahçeli ülkenin birliği ve devletin bekası temelinde ölümlerin devamından yana tavır takınarak akılcılık gibi demokratik meşruiyetin de dışına çıkıyor.
Başbakan, hem ülkenin birliğini ve devletin bekasını sağlamak, hem de bir kardeş kavgasına son vererek aynı bayrağın, aynı devletin çatısı altında eşit vatandaşlar olarak, aynı dinin mensubu kardeşler olarak bir arada yaşama iradesini öne çıkartırken, Bahçeli şiddete davetiye çıkararak kandan beslenen milliyetçilikten vaz geçmiyor.
Oysa Kürt Mehmet’in annesi de, Türk Mehmet’in annesi de aynı kıbleye baş koyuyor. Toprağa düşen evladı için aynı kitaba yönelerek, aynı Yaratan’a yalvararak aynı dilde dua ediyor.
Savaşın kazananı elbette yoktur, ama barışın kazananı hepimiz olacağız.
Türkiye, kırk yıldır kan ve gözyaşlarıyla beslenen, ülke insanını birbirine düşürüp gelişip büyümenin önünde en büyük engel olan, temel sorunu sandıktan çıkmış bir iktidarın ellerinde ve parti rekabeti ortamında çözümün heyecanını yaşarken, ana ve yavru muhalefet liderlerimiz (al birini vur ötekine) çözüme destek yerine gerçekleri çarpıtarak, çözümsüzlük girdabında hakaret ve şiddet sarmallarıyla çırpınıyorlar.
Devlet Bahçeli’nin son günlerdeki performansı acınacak durumda. Çok köşeye sıkıştığını ve Başbakan’ın siyaset retoriği, dili ile baş edemediği çok açık.
Siyasi liderlik kisvesi Bahçeli’nin üzerinde bir beden büyük duruyor ve halkın nezrinde inandırıcı bulunmuyor. Toplum psikolojisini bilmeyen akıl hocalarının yanlış davranış öğütleriyle yanlışları boyunu aşmış durumda.
Demokrasi, insan hakları, mazlumun yanında olma, özgürlük, barış, adalet, sivil anayasa derken büyüyen ve dünya lideri olan bir Erdoğan ülke gerçeği iken, her seçimde sermayeyi tüketen, küçülen ve kaybolmaya meyilli, MHP’nin arkasına sığınmaya çalışan bir CHP ve Kılıçdaroğlu bu ülkenin başka bir gerçeği.
Halk artık bu oyunları yutmuyor. Halk liderinde zamanın ruhuyla birlikte hareket istiyor, takım ruhu arıyor, birlikte omuz omuza çalışma bekliyor ve yeniliklere açık oluşu arzuluyor.
Millete, şu an yapılanlardan daha büyük hizmet götürebileceğine dair zerre kadar umut veremeyen, bu yönde projesi olmayan, ülkenin en önemli meselesi olan çözüm süreci konusunda bile milletvekillerine konuşma yasağı koyan partilerden alternatif mi olur?
Başbakan mı? Halkın içinden geldiği için halkın duygu ve düşüncelerini, kalbinde hissedebiliyor ve halkla muhteşem bir ilişki kuruyor. Her zamanki sadeliği ve doğallığı ile de halkla kucaklaşıyor. Çünkü halkla frekansları uyuşuyor. Lider kispeti giymiş cücelere rağmen çözüm de yakın inşallah…


