--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

CHP kokuşmuş zihniyetini sergiliyor

Burak Karen
Burak Karen

CHP İzmir Milletvekili Birgül Ayman Güler, Genel Kurul’da ifade ettiği “Türk ulusuyla Kürt milliyetini eşit, eş değerde gördüremezsiniz” sözlerine ilişkin, “Ben CHP’nin Parti Programında yazan şeyleri söylüyorum. Türk ulusu ve Kürt milliyeti kelimelerini çok bilinçli kullanıyorum” dedi.
İnönü’den itibaren Atatürk’ü kalkan yaparak toplumu kamplara ayrıştıran “hasta zihniyet” diriliş hülyaları görmeye başladı.
Yani “genlerinde olanın gereğini yaparak” toplumu kutuplaştırma adına CHP zihniyetini seslendirdi. “Tek millet” söylemini, kavmiyet virüsünü aşmış bir ideal, kültür, iman birlikteliği üzerine oturtan Başbakan’ın “kardeşlik” vurgusuna muhalefet edeyim diye hem İslam karşıtlığını sergiledi, hem de halkların eşitlik ilkesini çiğnedi.
Kur’an-ı Kerim farklı kan ve tende olmayı, farklı dillerde konuşmayı, Allah’a ait alametler, ayetler olarak sayar bu farklılıklara bir kutsallık atfeder. CHP’nin kutsalı kokuşmuş zihniyetidir. O zihniyet de kendi çıkarını, makamını düşünür, kutsal olan sadece zihinsel tortularıdır.
 Bu zihniyetin arka planı da, ön planı da çirkinliklerle doludur. Bu zihin haritasının içi de dışı da batakhanedir. Bu düşünce tarzında ırkçılık, kendi halkına güvensizlik, kendi milletinin millî ve manevi değerlerine yabancılaşma vardır. Bu zihniyetin acilen tedaviye ihtiyacı var.
Kemalizmi referans almayan hiçbir düşünceyi meşru kabul etmeyen ve toplumun manevi dinamikleri ile bir türlü barışık olamayan bu zihniyetin tezahürleri gösterime sunuluyor.
Bu toplumda CHP zihniyeti hiçbir zaman insani değerlerle, İslami değerlerle barışık olmamıştır. “Köylü un çuvalına benzer, vurdukça tozar” diyen de İsmet Paşa değil miydi?
Annemizin cennet kokulu başörtüsünü sarhoş kusmuğuna bez diye kullanan, ahlâkımızı Paris’in dünya çapındaki (Şabane) kerhanesinden daha aşağıya düşüren, millî kültürümüzü çöplüğe ve millî iktisadımızı kumarhaneye çeviren, zekâmızı maymunlaştıran ve kalbimizi kanserleştiren bu zihniyet değil midir?
Halkın isteklerini, hassasiyetlerini bilmeyen, inançlarına saygı göstermeyen CHP zihniyeti dün demokrasiyi kitleleri aldatmanın ve oyalamanın, egemenliği ve sömürüyü meşrulaştırmanın bir yönetim ve egemenlik aracı olarak görüp kullanmaya çalışıyordu.
Rejimi ezilen sömürülen tehlikeli sınıflardan korumak, burjuva sınıfının egemenliğini sağlam temellere oturtma temelli bir yapı oluşturmak için demokrasiyi kitleleri aldatmanın ve oyalamanın, egemenliği ve sömürüyü meşrulaştırmanın bir yönetim ve egemenlik aracı olarak kullandılar.  
Demokrasiyi partilerinin koruyucu kalkanı, partilerine mensup “mutlu azınlık” grubunun yaşam standardını koruyucu bir araç olarak görüp kullandılar.
Demokrasiyi çoğunluktaki gariban halkın inançlarına göre yaşamak hakkına müdahale yolu olarak görüp, millî kültürü, millî kimliği, millî kişiliği engelleyen tabular ve yasaklar manzumesine çevirdiler.
Hukukun üstünlüğü prensibinin üstün ve hâkim olmasını değil, resmî ideolojinin, gizli derin devletin hâkimiyetini kabullendiler.
Cumhuriyet değerleri diye feveran edip, Cumhur’un reyine zerre kadar itibar etmeyen kentli laik beyaz Türklerin rejimle ilgili ortaya çıkardıkları sorunların, hissettikleri rahatsızlıkların kaynağını, tarifi yapılmamış ve dayatma haline getirdikleri “laiklik” anlayışı ve “irtica paranoyası” oluşturdu.
Oysa Türkiye birbirinden kopuk kültürlerin oluşturduğu bir “mozaik” değil, birbirini tamamlayan renklerden meydana gelen bir tabloydu.
İdeal barış ve birlik projesi; din bağı ve din kardeşliğidir.
Bin yıldır Türklerle Kürtleri bir arada tutan, onları et ve tırnak gibi birleştiren bağ, din ve din kardeşliğidir. Bu bağ ve kardeşliğin güçlü olduğu zamanlarda ciddi bir problem yaşanmadığına göre, hastalığın çaresi de kendi içinde saklıdır. Din kardeşliğini, dini bağları ve sevgiyi yeniden güçlendirmek.
Terör, anarşi ve ırkçılığın panzehri; milli ve manevi hasletlerdir.
Türkler ve Kürtler yüzyıllarca bu topraklar üzerinde aynı mefkûreler etrafında bir arada kardeşçe yaşamışlardır. Çanakkale’den Kurtuluş Savaşı’na uzanan süreçte bu vatanı birlikte koruyup kurtarmış ve üzerinde yaşadığımız devletin temellerini birlikte atmışlardır.
Bediüzzaman’ın  “Frenk illeti” dediği ırkçılığı reddetmek, İslam ortak paydasında, İslam milliyetini ön plana çıkarmak ve Türk Kürt kardeşliğinde buluşmak çaredir.
Başbakan İslam’ın kaynaştırıcı rolünü vurgulayıp çözümü net olarak ortaya koyuyor: “Irkçılık asabiyet, asabiyet ise şeytandır. Irkını, kavmini, kafatasını övmek, onunla böbürlenmek diğerlerini, diğer yaratılanları aşağılamak şeytandandır. Bize şeytanın başlattığı o asabiye, o ırkçılık duygusunu aşılamaya çalışanlara karşı, ‘Recmedilmiş şeytandan Allah’a sığınırım’ diyerek uzaklaşırız. Şeytan ve şeytanın izinden gidenler kaybedecek, inşallah tek bir millet olarak, kardeş olarak kazanan biz oluruz.”
İslam kardeşliği, ümmet bilinci sadece kendi sorunlarımız için çözüm yolu değil. Dünyada nerede bir Müslüman var ise orada zulüm var, sömürü var, gözyaşı var gayrimüslim ittifakı var.
Amerikan askerleri, bilgisayar oyunu oynar gibi, Irak’taki sivillerin üzerine ateş açıyor, İsrail, katliamlar yapıyor, Mescid-i Aksa’yı altından oyuyor, Suriye’de kardeş kardeşe kırdırılıyor, Doğu Türkistan’ın hâli ortada, yalnız ve çaresiz. Haçlı ittifakı Afrika’ya yeniden çöreklenmek için ittifak oluşturuyor.
Dünya üzerindeki tüm Müslümanlar yüzünü Anadolu’ya, halifenin topraklarına çeviriyor, herkes bir şey bekliyor…
Çare İslam birliği ise D-8’ler niye hiç gündeme gelmiyor.
 

Burak Karen Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle