Çekin pis ellerinizi insanımdan ve ülkemden
Milletin hükümete verdiği “yönetim” yetkisini gasp etmeye çalışan paralel yapı denilen habis şebeke aklı, vicdanı, insafı yok sayarak, her türlü hukuksuzluğu mubah görerek ele geçirdiği yargı-emniyet gücüyle Türkiye’yi yeni baştan dizayn etmek istiyor.
Yıllardır hoşgörü, sevgi, dostluk, kardeşlik, barış balonu şişirenler, kendileri gibi düşünmeyen kim varsa “Selam terör örgütü” başlığı altında fişleyip takibe almışlar. Pensilvanya’nın kulakları bir ahtapot gibi sarmış ülkemizi.
Tüm sistemi ve ülkeyi takip altına alarak, tehdit edip fişleyerek ve arşivleyerek kendince çok sofistike bir vesayet rejimi kurma hayaliyle planlar yaparak insanlık onuruna, demokrasiye, milli iradeye ihanet ediyorlar.
İlgili ilgisiz onlarca insanı dinleyen, kayıt tutan ve bunları nasıl kullandığını bilmediğimiz kendini devletin yerine koymaya çalışan yasadışı bir örgüt, neovesayetçi paralel yapı devletin içinde bir ur gibi çoğalmaya gayret ederek, şantajlarla, komplolarla milletin iktidarına karşı intihar çırpınışlarına girişiyorlar.
Ülkeyi kirli bir oyunda tutarak siyaseti yeniden şekillendirmek amacıyla tam anlamı ile bir “şantaj çetesi” gibi kitlelere yönelik bir zihin kontrolü ve sosyal disiplin tekniği uygulayarak siyaset, finans, medya, istihbarat hatta yardım kuruluşları dâhil, birçok alanda en az 7 bin kişiyi dinlemişler.
İnsanların hayatlarıyla oynayan, havuzda topladıkları tapelerle insanları tehdit eden, anahtar teslim devleti almak isteyen illegal paralel yapılanma eskiden silahla, tankla yapılan darbeyi şimdi dinleme ve şantajla yapmak istiyor.
Yargı, polis içindeki cunta ve diğer kurumlarda oluşturulan derin yapı devletin içinde ve devlet olanaklarıyla kurduğu sistemle özel hayat, mahremiyet, kul hakkı umurlarında olmadan Türkiye tarihinin en büyük dinleme havuzunu kurmuşlar.
“Vaiz lobisi”nin seçimler öncesi başlattığı kirli savaşın adresi artık çok net. Devlet iktidarının denetlenmesi üzerine kurulu bir meydan okumayı izliyoruz.
Eski dönemlerden kalan dosyaları karıştırıp, bu arada bulunabilen bazı aktüel aksaklıkları da bunların arasına karıştırarak, hali hazırda oldukça karanlık bir dönem yaşamakta olduğumuz intibaı oluşturulmaya çalışılması “örgütcell”bir yapılanmanın, “derin çete”nin “dost-modern” darbe girişimleridir.
Türkiye’yi bir tele kulak rejimiyle yönetmeye soyunmuş olan bu yapı teknoloji denilen canavarın kahredici imkânlarıyla ülkenin Başbakanını hedef alarak akla, hayale sığmaz iftiralar icat edip iftirayla “itibar kaybettirme” gibi ucube bir çareye başvuruyor.
Bir tarafta Erdoğan düşmanlığı, öte tarafta oluşturulan büyük bir koalisyon var.
Pensylvania’daki “Yeşil kartlı göçmen”in Tayyip Erdoğan düşmanlığı hayatı boyunca yan yana gelemeyecek kişileri, gazeteleri, siyasileri ve kalemşorları aynı paralel düzlemde hizaya getirdi.
Muhalefet partileri, gazeteleri, boyalı basın, menfaat çeteleri, ruhlarını vaiz lobisine kiralayan işadamları, mesleğini karanlık odakların hizmetine sunan kalemşorlar istihbarat oyunlarına, güç kavgalarına, siyasi yalanlara, her türlü ahlaksız oyuna iştirak ederek tehditle, şantajla, dosyalarla, davalarla insanları esir ederek, korku imparatorluğu kurmayı hayal ediyorlar.
İçeride ve dışarıda faiz lobisi rahatsızdı, terör lobisi, savaş lobisi rahatsızdı, CHP, MHP rahatsızdı, sermaye rahatsızdı, çünkü eskisi gibi tekel oluşturamıyor, faizden kazanamıyordu. Medya rahatsızdı, çünkü manşetler artık Türkiye’ye yön veremiyordu.
“Tele-vaiz”in duadan bedduaya dönüşen söylemi, duruşu Başbakan/AK Parti düşmanlığı Türkiye düşmanlığına dönüştürüldü.
Siyaset mühendisliklerine paralel büyük bir toplumsal gözaltı ve sindirme projesiyle karşı karşıyayız. Görünen odur ki, yolsuzluk operasyonu adı altında yapılmak istenen şey, ülkemizin ve milletimizin yolunun kesilmesidir.
Vaiz lobisinin tetikçileri olan algı yönetimi mühendislerinin, artık rüyalara ve beddualara değil, yurt ve dünya gerçeklerine bakmalarının zamanı gelmiştir, geçmektedir. Bu toprakların çocukları kendi içine kapanıp kalan, bölgesinde ve dünyada olup bitene kulak tıkayan zavallı bir topluluk olmayı reddediyor artık.
Ortadoğu’ya sırtını dönen, iddiası olmayan, bölgede ve dünyada oyun kuramayıp çaresizce başına geçirilen çoraplarla uğraşan, didinen, asla ve kata hedefi olmayan bir Türkiye eski bir resim olarak kalacak.
Bir Yahudi’ye, bir Hıristiyan’a, Budist’e karşı bu kadar hoşgörülü davranan bu cemaat, Müslümanlara karşı nasıl bu kadar öfke, bu kadar hınç besleyebilir, bu kadar şedit, bu kadar nefretle bakabilir? Akıl alır şey değil.
Türlü senaryolarla, kirli oyunlarla, tertip ve tezgâhlarla lekelenen insanların yaşadığı mağduriyetler, ibretlik aile musibetleri, insanlık dramları, çekilen ahlar bumerang döngüsü gibi “Cemaat Holding”e geri dönecektir.
Bu gayrette maalesef sınır tanımıyor ve maşeri vicdanı yaralıyorlar. Fakat bunun hesabını hem bu dünyada verecek, vebalini öteki dünyada çekeceklerdir.
Kavganın, mücadelenin ve muhalefetin de bir üslubu ve ahlakı olmalıdır. Eleştiri ile hakaret, muhalefet ile saldırı bir değildir.
Gerçeği bildiği halde çarpıtmak ve manipülasyon yapmak büyük bir ayıptır. Kin ve nefretle saldırmak ciddi bir seviye kaybıdır.
Ülkenin milli kurumlarına savaş açmak, seçilmiş iktidarını devirmeye çalışmak, Risale-i Nur hizmetinin içine fitne sokmak “kamikaze” atakları olup yok oluş bataklığındaki son çırpınışlardır.


