Bu yol çıkmaz sokak
Taksim Gezi Parkı vesilesiyle Türkiye’nin dört bir yanını terörize eden “karanlık çevreler” sandıkta elde edemediklerini büyük şehirlerin sokaklarında kolaylıkla kazanmayı denediler. Tezgâh hep aynı, oyunu sahneleyen güçler aynı, hatta oyuncular ve figüranlar bile neredeyse aynı.
28 Şubat’ın yeni sürümü vizyona sokuldu. Cumhuriyet mitinglerinin bir başka versiyonu sahneye kondu. İşbaşındaki “yeni İttihatçılar” bu kez hedef tahtasına Başbakan Erdoğan’ı oturttu. Derin yapı AK Parti’yi alaşağı edebilmek için bu defa da “sokakların dili”ne sığındı.
Çevreci duyarlılığı kullanarak sokakları terörize eden anarşist, ahlaki ve manevi değerlerden yoksun birtakım “çapulculara” laik, Kemalist, batılı hayat tarzını benimsemiş sol eğilimli tuzu kurular da destek vererek olayın boyutunu değiştirdiler.
Sanat adına hiçbir eylemi olmayan Beyoğlu sokaklarının müdavimi sözde sanatçılar, tiyatrocular, dizi oyuncuları… Askeri diktatörlük özlemlerini Erdoğan’a diktatör diyerek kamufle eden, ulusalcılar ve Kemalistler, darbe sever Ergenekon tayfası… Havanın rengine göre, mevsime göre, ortama göre renk alan, tavır takınan, sosyal medyayı, tarihin en ahlaksız yanılgısına alet eden gazeteci kılıklı tipler ve olaylardaki dezenformasyonun görevini yine başarıyla(!) üstlenen, yanlı, yönlendirici, halkı galeyana getirici, provokatif paylaşımlarla olayların büyümesine sebep olan medya baronları… Aynı hedefte buluştu.
Polisin orantısız güç kullanması bahanesiyle başlatılan süreç Başbakan’ı yıpratıp, tasfiye operasyonuna dönüştürülmek istendi. Başbakanın fiyakasını bozma siyasi projesi iç, dış bütün muarızların ortak buluşma noktası oldu.
Taksim’e değil Dolmabahçe’deki Başbakanlık Ofisi’ne, Kızılay’a değil Başbakanlık merkez binaya yürümelerinin sebebi cebir ve şiddet kullanarak, baskı, korkutma, yıldırma, sindirme ve tehdit yöntemleriyle devlet otoritesini zaafa uğratmak, devletin iç güvenliğini, kamu düzenini bozmaktı.
“Erdoğan’sız bir AK Parti, AK Parti’siz bir Türkiye” kurmanın peşinde olan aynı karanlık çevreler ve siyasi çapulcular Gül ile Erdoğan’ı karşı karşıya getirme gayretinden de vazgeçmiyorlar.
Başbakanın şahsında hedeflenen şey, Türkiye’nin demokratikleşme ve barış sürecidir. Çözüm sürecinden, Ergenekon’la mücadeleye, yeni Anayasa’dan, Cumhurbaşkanlığı seçim sürecidir.
Demokratik yollardan sandıkta hükümeti deviremeyeceklerini özellikle barış ve çözüm sürecinden sonra iyice anlayan yeni ittihatçılar ve yandaşları, hesabı daha sofistike ve daha kuşatıcı olan dış güçler illegal provokatör ajanların da desteğiyle isyana ve ihtilale kıyam etmiş durumdalar.
Çevreci Gezi parkı tepkisi bahane ve sadece bir kıvılcımdır.
Ekonomisini düzeltmiş, demokrasiyi güçlendirmiş, otoriteyi sağlamış, içeride ve dışarıda itibarlı bir hükümetle yıldızı parlayan büyük Türkiye, dış güçleri de içerideki muhalifleri de iyice rahatsız ediyordu.
Derin statükonun devamı için elinden geleni ardına koymayan CHP sandıktan alamadığı/ alamayacağını gördüğü iktidarı sokaktan devşirme siyasetiyle alma gayreti, ılıman siyasi iklimi farklı bir boyuta, vurup kırmaya yakıp yıkmaya dönüştürüldü.
En tabii insan haklarını kullanıyorlar görüntüsüyle başlatılan olaylar hayvansal güdülerle vahşi eylemlere dönüştü. Dolmabahçe Camii eylemciler tarafından işgal edilip ABD’nin kâfir askerleri gibi kirletildi, yağmalandı. Camlar ve kameralar kırıldı, camii içerisinde içkiler zıkkımlandı.
Protesto adı altında Türk bayrağı yakan köpekler türedi. Kamu malına ve özel mülke zarar veren çakallar sokakları sardı. Ağaçlar kesilmesin diye caddeleri sokakları işgal eden yamyamlar önlerine gelen ağaçları kökünden söküp ortaya attılar.
Otobüsler, polis panzerleri yakıldı, özel mülkler, bankalar ateşe verildi. Mevcut hükümeti yıkmak, uluslararası platformda zor durumda bırakmak amacıyla gerçekleştirilen eylemler arkada iz bıraksa da onlar tepindikçe AKP’nin oyları artıyor.
Taksim’i bahane eden Kemalistler, Amerikancılar, CHP’liler birleşerek darbe hazırlığı yapmak için arabaları ateşe verdiler, polisi linç etmeye çalıştılar.
Bir haftadır aynı manşeti atan gazetelerin rüyası aynı.
CIA ve MOSSAD ajanlarının liderliğinde başlayan eylemlerde her türlü rezillik yaşandı. Bu utanmazlık, yapılan sıradan bir çarpıtma değil, olayları fırsat bilen Batı’nın derunindekilerini “kusması” dır.
Merhum Başbakan Adnan Menderes’i devirmek için, yalan haberler yayan ve öğrencilerin öldürülüp kıyma makinelerine verildiği balonunu uçuran bu zihniyet, bugün de türlü yalan ve iftiralarla hükümeti ve kahraman polisimizi yıpratarak devlet otoritesini yıkmaya çalışıyorlar.
Kendi iç sorunlarını çözerek güçlü bir demokrasiye ve bölgesel bir aktöre dönüşmesini kendi uluslararası sistemleri açısından tehdit olarak gören “vahşi batı” Başbakan Erdoğan’ı ahlâksızca karalayarak bir çırpıda “diktatör” gösterebilmek için elinden geleni yapabiliyor.
Kitle infialini başarıyla kullanmasını ve yönetmesini bilen derin odaklar, sokakların nabzını nasıl tutabileceği, kalabalıkları nasıl hareket ettirebileceği, kalabalıkları yöneterek nasıl psikolojik kontrol sağlayabileceğiyle ilgili olarak yeni bir yöntemi denediler ve nispeten başarılı oldular.
“Bu öfke ülkeyi nereye götürür? Hangi karanlık zeminlerde planlanıyor oyun” soruları devreye girdi. İnsanlar bir kendi yüreklerine baktı bir enkaz yığını halindeki sokaklara...
Karanlık ve derin planları görmemek için kör olmak gerek. Bu bitişin başlangıç düdüğü olacak inşallah.


