--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Bu karanlık gecenin yok mu sabahı?

Burak Karen
Burak Karen
Dünyanın her yerinde Müslüman kanı akıyor. Doğudan batıya, güneyden kuzeye nerede Müslüman varsa orada kan var, gözyaşı var, ah var.
Batı dünyası Müslümanları ötekileştirmek istiyor ve insan sınıfına dahi koymuyor.
Güneydoğu Asya ülkesi Burma (Myanmar)’da Müslümanlar soykırım tehdidiyle karşı karşıya. Burma tam bir doğal kaynak zengini. Ülkenin bu özelliğinden dolayı bir diğer ismi altın ülke. İnanılmaz altın, yakut, elmas ve doğal gaz rezervleri var. Halkın yüzde 15’i Müslüman. Kadınlar ve kız çocukları askerler tarafından seks kölesi olarak kullanılıyor.
Doğu Türkistan Uygur Türkleri Çin zulmü altında inlemekte. İsimler zorla değiştiriliyor, oruç tutulması engelleniyor, tarlalar yakılıyor, kadınlara tecavüz ediliyor, çocuklar kaçırılıyor.
Tayland nüfusunun (yaklaşık 120 milyon) yüzde onu Müslüman. Ama resmi rakamlara göre bu oran yüzde 4’ün altında gösteriliyor. Özellikle Güneyde, Patani bölgesinde yoğun olan Müslümanların maruz kaldığı periyodik şiddet dalgası, her seferinde yüzlerce kişinin canına mal oluyor.
Aynı Durum Sri Lanka ve Nepal’de de hüküm sürüyor. Sri Lanka’da, yirmi yıl önce Tamiller tarafından katliama uğrayan ve yerlerinden sürülen binlerce Müslüman, hâlâ daha feci şartlarda hayatta kalmaya çalışıyor.
Hindistan’da yaşayan iki yüz milyondan fazla Müslüman özerk yönetim kurma hakkından mahrum. Sık sık yapılan provokasyonlarla, Müslümanların kitle halinde katliama maruz kalmasını, çaresizce seyrediyoruz.
Tıpkı Filipinlerde olduğu gibi... Filipinlerde, kırk yıldır baskı ve katliamlarla boğuşan Müslümanlar, acaba bugüne dek kaç şehit verdi?
Somali’yi, Nijerya’yı, Sudan’ı, Çad’ı, Mali’yi ve bu kıtadaki benzer ülkeleri de kattığınızda, facianın boyutları bütün dehşetiyle ortaya çıkıyor.
Sadece Afrika değil, Asya’yı da baştan aşağı bu felaket coğrafyasına katmak lazım. İşte Afganistan. 1979’dan beri savaş bütün dehşetiyle sürüyor. Onun etkisiyle, Pakistan da fiili savaş alanı haline gelmiş durumda.
Yıllardır Filistin Müslümanları, tüm dünyanın gözü önünde lanetli Yahudi tarafından en büyük zulümlere ve katliamlara uğramakta. Dünya’yı her zaman şeytani büyü mistizmi olan Kabala’nın tütsülediği gözle gören “şeytanın çocukları” Yahudilere kimse dur diyemiyor.
Mısır’da yapılan İsrail yanlısı askeri darbe sonrasında, Müslüman Kardeşleri yok etmek uğruna birkaç gün içinde binlerce silahsız sivil Müslüman katledildi, on binlercesi de yaralandı. Fakat zalim Sisi ve yandaşlarına sen ne yapıyorsun diyen olmadı.
Suriye’de akan kanı, dünya ruhsuz bir şekilde, seyretmekle yetiniyor. Tunus’da, şimdilik nispeten ucuz atlatılan “bahar sancısı”, Libya’da en az altmış bin kişinin canına mal oldu. On binlerce kişinin hayatını kaybettiği Yemen unutuldu gitti bile.
Yakın geçmişte Avrupa’nın ortasında Bosna Müslümanlarına yapılan alçakça saldırı ve katliamlara karşı kalınan duyarsızlık unutulmadı.
Çeçenistan’da, Somali’de, Irak’ta ve diğer İslam ülkelerinde durum farklı değil. Dökülen Müslüman kanı olunca, evrensel insan haklarının en köklü prensipleri anlamını kaybediyor. Batı’nın derin sessizliğinin arkasında yatan reel-politik hesap bu kadar basit.
Müslümanlar küçük menfaatler peşinde koşarken Ebugureyb’de, Guantanamo’da zalimlerin zindanlarında Müslümanlar işkence, baskı, şiddet ve zulüm görüyor.
Dünyanın her Müslümanlar Yahudi, Hristiyan, Budist, putperestler tarafından katlediliyorlar.
Öldürülen ya da katledilen hep Müslüman, öldürenler ise hepsi “kâfir”.
Dünyada yaşayan yaklaşık 2 milyar Müslümanın tamamına, bir batılı insana verilen önem kadar önem, ehemmiyet ve değer verilmemekte.
Hıristiyan dünyasının duyarsızlığı ve kayıtsızlığı değil belki ama diğer Müslümanların bütün bu zulümlere duyarsız kalmaları daha vahim olanı.
“İlluminati çetesi”, (Siyonist holdingler ve uşakları ABD, AB, NATO, BM, IMF, Dünya Bankası, finans ve medya kuruluşları gibi yüzlerce kuruluş kanalıyla) tüm dünyayı sömürüyor, yeraltı ve üstü zenginliklerini çalıyor ve her tarafa kan, gözyaşı, ihanet, bölücülük, huzursuzluk, terör, fesat tohumlarını saçıyorlar.
Dünyanın birçok yerinde masum çocukların ölüyor olması, annelerin gözyaşı döküyor olması, zulmün, haksızlığın, insanların gönüllerini karartıyor olması ve halen kardeşin kardeşi katlediyor olması ne hazin bir durumdur.
Müslümanlar üzerindeki bütün bu zulümler yetmiyormuşçasına güzelim Türkiye’mizi de karıştırmak ve ülkemizde de benzer sonuçlar ortaya çıkarmak için dış güçler ile onların içerideki uzantıları hain emellerine ulaşmak için gayret sarf etmekte, eylemler yapmakta.
Satılmış ruhlar, kiralık beyinler dünya gerçeklerinden bil haber, ülkeye ihanet ettiklerinin farkında değiller.  
Yere düşen her damla kan, mazlumun gözünden dökülen her damla gözyaşı, zihin ve gönül dünyamızı param parça ediyor. Akan kanlara, yanan yüreklere, mazlumların yükselen ahına nasıl sessiz kalınabilir.
İnsanların derdiyle dertlenmek, yaralarına merhem olmak, mazlumların yanında yer almak, zalimin zulmüne karşı koymak yerine duygularımızı köreltmek, hislerimizi öldürmek, aklımızın tutulması insanlığımızın ölümüdür.
Zalimlere, despotlara, müstekbirlere, yaptıkları ile yeryüzünün Firavunu olduğunu gösterenlere karşı birlik tek yol. Birbirimize can yoldaşı olup insanlığını unutanlardan değil, insanca yaşayanlardan olmak kurtuluşun reçetesi.

Burak Karen Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle