Biz bize yetiyoruz
2001 yılı Ekim ayı. İsmet Özel ile Erzurum’dayız. Yasal olmayan yasakların, bin yıl süreceği öngörülen süreçlerin yürürlükte olduğu, temel insan haklarının rafa kaldırıldığı, din ve vicdan hürriyetinin, kılık kıyafet hürriyetinin ikna odalarında yok edildiği, hukuki dayanaktan yoksun illegal uygulamaların revaçta olduğu yıllar.
Bir grup genç kızımız İsmet Özel’e başörtüsü eylemi yaptıklarını, kendilerine destek için eylem mahallinde kendilerini ziyaret ederlerse sevineceklerini söyleyip olur cevabıyla onore olmuş, gönüllerine yükledikleri hayalleriyle yanımızdan ayrılmışlardı.
Ertesi gün ilahiyat fakültesi önündeki eylem mahalline gittiğimizde devlete ait bir sürü kamera karşısında alkış tufanına maruz kalmıştık.
İsmet Özel’in bu sıkıntıları yaşayacağınıza gidin başınızı açın ve okullarınıza dönün. Ya da mahalli kıyafetler kullanarak bu yasağa karşı bir taktik geliştirin gibi eften püften bir duruş sergilemesi orada onlarca genç kızımızın dünyasını başına yıkmıştı.
Kendilerini destek için bekledikleri ismin vesayetçi ağzıyla konuşması herkesi yaralamıştı. Kendi kendimize verdiğimiz zarar, karşımızda olanların verdikleri hasardan kat be kat daha fazla ve yaralayıcıydı.
Yıllardan beri yüreğimde yara olarak kalan bu meselenin benzerini günümüzde yaşadığımız için bu anımı kaleme alma ihtiyacı hissettim. Biz bize yetiyoruz. Biz birbirimizi yemekten, kırmaktan, yaralamaktan kimselere sıra vermiyoruz.
Şimdi iki siyaset duayenin ak gönüllerde açtığı yara rakiplerin darbelerinden daha şedit ve acı oldu.
Küresel lobi ve yerli iş birlikçilerinin “Erdoğan’ın tüm gücü eline alacağı” korkusunu işledikleri bir zaman diliminde kişisel ihtirasları ayakta tutup cazip kılarak, bu çatışmayı hayati öneme sahipmiş gibi sunan paralel medya içindeki kini kusarak saldırmaya devam ediyor.
Siyasette amaca varmak için bütün araçların kullanılmasını meşru sayan Makyavelist kafayla yasadışı dinlemelerle binlerce kişiyi şantaj ve kumpas maksatlı dinleyip, KPSS’de, polislik sınavlarında soru hırsızlığıyla milyonlarca kulun hakkına tecavüz eden “paralel yapılanma”ya niye fitne fırsatı veriliyor?
Siyaseti ahlaktan ayıran ve her türlü ahlak kuralını hiçe sayan Makyavelist zihniyetle şakirtlerini kapı kapı kurban dilendiren, himmete avuç açtıran, hedefe varmak için hiçbir kural tanımayan, her türlü yolu mubah gören yapılanmalarla devleti ele geçirmeye çalışan, utanma, arlanma diye bir duygusu olmayan “Gülen’in askerleri”ne niye fesat imkânı sağlanıyor?
Ahlaktan, değerden ve toplumun varlık anlayışından bağımsız bir siyaset alanının olabileceğinin altını çizip iktidar ile erdemi birbirinden ayıran Makyavel gibi kendinden olmayan ve kendisine rakip olarak gördüğü herkesi/her kesimi ellerindeki emniyet ve yargı marifetiyle haksızlığa uğratan “Gülenist”lerin eline koz verip, ekmeğine yağ sürmenin marifeti ne?
ABD’de konuşlu İsrailli lobinin emir kulu olduğunu bildiğimiz devletin kılcal damarlarına sızmış yılanların diline düşmek kime ne kazandırdı?
Türkiye’nin en büyük para baronları, medya patronları, milletin iradesini bir kenara bırakıp Pensilvanya’dan medet uman CHP, MHP ve BDP’nin diline pelesenk olmak kimin projesiydi?
“Gerilim siyaseti” oluşturmak isteyen; dilimizi, kültürümüzü, tarihimizi, kimliğimizi, sanatımızı darbelemiş, gizli protokollerle darbeletmiş olan ilkel, aborijin zihniyetli, vahşi bedevîler ve bundan medet uman güruhlara seçim malzemesi olmak kime ne kazandıracak?
Yıllardır bu ülkeden nemalananlar, çalışmadan spekülasyonlarla para kazananlar, kendi çıkarlarını Türk Devletinin bekası ve Türk milletinin değerlerinin üstünde tutanlar, Türk milletinin kültürel ve moral direncini hiçe sayanlar, okyanus ötesinden zampinglenenlere seçim arifesinde koz vermenin sebebi ne?
Egemenliklerini sürdürebilmeleri için ayıp ya da suç sayılabilecek hile, şiddet, ikiyüzlülük gibi yollara da başvurması son derece doğal karşılanan, hatta öğütlenenlere, kaset söylentileri, çamur at izi kalır mantığıyla yapılan çirkin ve ahlaksız saldırılar, karalamalarla, kirli ittifaklarla, operasyonlarla Erdoğan’ı yıkmaya çalışanlara taraf olma gayri ahlaki değil mi?
Hükümeti sahiplenme görüntüsüyle Cumhurbaşkanı’nı medya önünde hükümete yüklenmekle eleştirmek, uzatılan her mikrofona ileri geri konuşarak hükümet ile sarayın arasına fitne sokmaya çalışanların neferi olmak, Melih Gökçek’e en ağır hakaretleri ederek seçim öncesi muhalefete pas atarken amaç neydi acaba?
Tartışmadan kendisine kazanımlar devşirmeye çalışarak Arınç’a yüklenmek, sosyal medya üzerinden bindirmeler yapmak kimin yüzünü güldürdü?
Bu kirli arenada özgüveni, rahatlığı, kompleksiz tavırlarıyla öne çıkıp bilgisi, becerisi, sadeliği ve yürekten gelen coşkusuyla halkın desteğini arkasına alan ve halkın beklentilerine cevap verebilmek için gayret sarf eden Tayyip Erdoğan ismini yıpratmak kimin işine yaradı?
Gündüz böbürlenenin gece horuldayandan ne farkı var?
Yüzyıllık umudu kifayetsiz muhterislerin çocuksu söylemlerine kurban edemeyiz. Siyaset yolunda engeller, hayal kırıklıkları, ihanetler, hâkim olunamayan rüzgârların esmesi gayet muhtemeldir.
Siyasetin yan etkilerini kaldırabilecek dirayetli/şahsiyetli, onurlu ve olgun, cefa yüzünden vefayı terk etmeyecek yeni isimler/resimler 2023 hedefinde sinerjik güç oluşturacak ve yıpranmaların önüne geçecektir.
Bu ülke ne zaman ayakları üzerinde durma iradesi gösterse, harici ve dâhili çelme takanların çok olduğu /olacağı herkesin malumudur.
Bu çelmelere rağmen yürüyebilmek, işte bütün mesele budur!


