Barış, mutlak barış, illa ki barış!
Güçlüklerle dolu, iniş–çıkışlı olmaya aday, bölgesel dönüşümün uzlaşmayı dayattığı bir barış sürecine giriyoruz.
Ankara’da tek gündem çözüm süreci... Başbakan Erdoğan’ın bu dönemde kilitlendiği konu bu.
Süreç, Başbakan’ın gövdesini taşın altına koyduğu, zehir içmeyi göze aldığı bir süreç. Çünkü Türkiye’nin ayağındaki prangaların sökülmesi söz konusu.
“Bu can bu bedende olduğu sürece bu kanı, terörü durdurmak için mücadeleye devam edeceğiz” sözleriyle Erdoğan kararlılığını ifade ediyor.
“Bu süreçte en son sözü milletimizle birlikte, milletimiz adına biz söyleriz” sözleriyle de bu süreçle birlikte Türkiye’nin kodlarının değiştiğini ve milletin barış talebini sonuna kadar götürecekleri mesajını veriyor.
Başbakan Erdoğan büyük risk alarak, elini ateşe uzatarak, belki de cumhuriyet tarihinin en cesur, en önemli işine kararlılıkla soyunuyor. Kürt kimliği altında oynanan oyunu, akan kanı siyaset yoluyla ve çözüm fikri üzerinden durdurmaya girişiyor.
Öcalan’ın çözümü “dağdan ovaya inmek”, yani çözümün siyasi arenada aranması şeklindeki tanımlaması Türkiye’nin önüne inanılmaz büyük bir fırsat çıkarmış durumda.
Süreç geliştikçe, sürece olan güven artıyor. İmralı görüşmeleriyle oluşan barış iklimi, yeşeren umutlar, beklentiler ve olumlu hava, resmin ana dokusunu oluşturuyor.
Kürt kökenli vatandaşlarımız da bu sorunun bir an önce çözüme kavuşması için yüreğini ortaya koyuyor, vakur bir şekilde haykırışta bulunuyor.
PKK ile çatışmaları bitirmek, diyalog, teröristleri dağdan indirebilmek, sorunun çözümü kolay iş değildir. Bunlar zaman alacak, iniş ve çıkışlar yaşayacaktır.
Terörün bitmesi için yürütülen çözüm süreci çeşitli tahriklere ve sabotajlara rağmen milletin umudu oldu. Millet, çözüm sürecine itimat ediyor. Sonuç alınırsa, inşallah, bütün taraflar, kardeşçe yaşamaya, huzur ve sükûna ulaşmış olacak.
Öfkelerimiz ve acılarımız bizi yönetmesin. Daha fazla öfke, daha fazla acı istemiyorsak barışı zorlayalım. Bu, çözüm sürecini, uzlaşma sürecini elimizden geldiğince destekleyelim.
Susalım, sükûnet ve saygı içinde ilerlemesini seyredelim. Bu riski üzerine almış hükümete güvenelim. On yılı kefil tutup geniş bir kredi açalım.
Artık ayrılamaz hale gelen iki halkın aynı bayrak altında, gönüllü bir biçimde birlikte yaşamaya devam etmesinin zeminini hazırlamak için üzerimize düşeni yapalım.
Etnik kimliğin sistemle olan uyuşmazlığı, sistemin kendini yenilemesi ve geçmişten gelen yanlışını yumuşak bir geçişle rötuşlaması nedeniyle giderilme aşamasındadır.
“Diyalog”un, içinde bulunduğumuz kanlı girdaptan çıkmamıza yardım edecek en ehil rehber olduğundan şüphe etmeyelim.
Diyalog, çatışmaların barışçıl çözümünde kullanılan “çok katmanlı, çok boyutlu bir süreç” olduğunu ve sabırla yürüdüğünü aklımızdan çıkarmayalım.
Yarın süreç sona erecekmiş gibi hazırlıklı olunmalı, yarın sonuç alınacakmış gibi de barış için gayret sarf edilmelidir. Başka bir deyişle ihtiyat ve iyimserlik elden bırakılmamalıdır.
Tarihi bir barışın eşiğindeyiz. Bu fırsat kaçmamalı. Ama barış, sadece silah bırakmak ekseninde olmayacak. Çatışmasızlık karşılığında Türkiye büyük bir değişimden geçecek. Çözüm, herkesin, bir önceki halini az veya çok değiştirmesini gerektirebilir.
30 bin kişinin ölmesine rağmen kendi içinde ayrışmamış bir toplumda kim çözümün karşısına kendi hassasiyetini çıkarabilir ve bu savaşın devamından yana olabilir?
Çatışmanın ve silah devrinin sona ermesi bir yanda, Kürtlerin kimliklerine bağlı kimi haklarla demokratik bir sistemin inşasında tam aktör olmaları ve sisteme bu yolla entegre olmaları, Kürt sorununun çözümü ve yol almasında ideal bir durumdur.
Asırlardır türlü türlü felaketlere birlikte göğüs gererek bu çağa gelen Türk - Kürt kardeşliği, yeryüzünde benzeri olmayan bir birlikteliktir.
Türk ile Kürt arasında etnisiteye dayalı bir kavga çıkarmaya çalışanlar dün de yanıldılar, bugün de yanılacaklardır. Çünkü “kavmiyetçi asabiye”ye boyun bükmeyen Kürt kadim bir dost ve kardeştir.
Kürt, Türk düşmanlığını ateşleyip yayabilmek için her türlü oyunun oynanması, dış güçlerin devreye girmesine rağmen, yıllardır yapılan katliamlara rağmen, ne Türk milletini Kürt halkına karşı topyekûn bir öfkeye sevk edebildiler, ne de hakiki Kürtlerin kalbini Türk halkından soğutmayı başarabildiler.
Kürt, Türk birlikteliğinin beslendiği kaynak Rahmani olduğu için yıkılmıyor, yıkamıyorlar. İslam şemsiyesinin birleştirici oluşu bütün oyunları boşa çıkarıyor. Açılan gediklere rağmen İslam kardeşliği ile birleşen gönüller hem yaraları tamir ettiği, hem de toplumsal vicdanı onardığı için çaresizler, umutsuzca çırpınıyorlar.
Bu millet, problemin çözümünde 80 yıllık rejimi tasfiye etti, yıkılmaz gibi görünen kaleleri yıktı. İslam kardeşliğine engel olmaya çalışan her fikir, her anlayış, her parti, her örgüt tasfiye oldu, oluyor, olacaktır.
Türk-Kürt kardeşliğinin yeniden tesis edilmesi ve Türkiye’nin barış ve istikrar içerisinde aydınlık ve müreffeh bir geleceğe kavuşması silah yerine diyalogun devreye girmesiyle mümkündür.
Hudeybiye örneği çözümün ta kendisidir. Allah Resulü’nün uyguladığı barış metodu alınacak tek örnektir.
Yarınlar elbet bizim elbet bizimdir. Gün doğmuş, gün batmış elbet inşallah bizimdir…


