Bankacılar Hz. Ömer adaleti bekliyor
Yatsı namazından çıkıp, ışıklarını yanar gördüğüm bir “Katılım Bankası”na yöneldim. Dost ziyaretinde selam faslından sonra muhabbete başlamıştık ki banka personeli bir bayanın talebi yüreğimde şimşeklerin çakmasına sebep olmuştu.
Vaktin çok geç olduğunu ve evde anne sütüne muhtaç bir çocuğunun olduğunu söyleyerek çıkmak istiyordu. Fakat cevap içler acısıydı. Daha müdür çıkmadı.
Müdürün keyfi minnacık bir yavrunun anne hasretinden, yüzünün gülmesinden, karnının doymasından daha önemliydi. İslami ölçülerin uygulandığı iddiasıyla ortaya çıkmış bir bankada İslam’a ve insanlığa zıt bir uygulama gönlümü yaralamıştı.
Bu olay üzerine sarf ettiğim birkaç kelime banka çalışanlarının içlerinde biriken dertlerin boşalmasına vesile olmuştu. “Bir dokun, bin ah dinle” örneği bankacıların dertleri dinleyenlerin yüreklerini dağlıyordu.
Kendilerini şehrin merkezinde yaşayıp da, dünyaya uzak kalan “modern köle” olarak görüyorlardı bankacılar.
Sektör için bankacı; canla başla çalışacak, öğlen yemeğini(?) bankada dönüşümlü yiyecek, bankanın daha çok kazanması için işleri yetiştirecek, hakkını aramayacak, itiraz eden olursa anında kapının önüne konulacak, daha fazla kâr için beş kişinin yapacağı işi bir kişi yapacak, fazla mesai ücreti almayacak, bankalar milyonluk kârları bilançolarında gurur abidesi gibi gösterirken utanç verici çalışma koşullarına ses çıkaramayan modern kölelerdir.
Yüzde 70’e yakın bölümü yabancıların kontrolünde olan Türk bankacılık sisteminde tekel Avrupalı bankaların. Ülkelerinde büyük zararlar eden bu bankalar “kâr açlığı” içinde “vahşi kapitalizm” ile ülkemizde kâr rekoru kırıyorlar.
Dünyada bankacılık sektörü zararda iken Türkiye’de rekor kârlar kazanarak altın çağını yaşayanlar, maalesef çalışanlarına “karanlık çağı” yaşatıyorlar.
Bu sektörde çalışan iki yüz bine yakın insan 18. yüzyıldaki kadın ve çocuk işçilerin modern görüntüsünde kan ağlarken, yabancı sermaye kârını sayıyor.
Hafta sonu bankacılığı, sokak bankacılığı, gece yarısı bankacılığı, kesintisiz bankacılık ve daha onlarca akla mantığa, dahası sosyal iş yaşamı kurallarına sığmayacak çalışma sistemi getiren bankalar, çalışanını resmen ezip mahvederken “aman yabancıyı ürkütmeyelim” anlayışıyla sorunların ötelendiği bir sektör bankacılık.
Bankalar daha fazla kar amacıyla bankacıların canını çıkartırken, aile hayatlarının darmadağınık olması ilgi alanı dışında kalıyor. Çocuklarını geç saatlere kadar çalışmaktan sevemeyen, koklayamayan, bankaların malı olan köle anne, babaların halet-i ruhiyesi kimin umurunda.
İş çok, para yok. Emek çok, takdir yok. Eziyet çok, dinlenme yok. Dert çok, mutluluk yok. Borç çok, ödeme gücü yok. Başlar eğik, huzur yok. Hastalık çok, sağlık yok. Boyunlarda esaret halkası, zincir, elden ele dolaşıyor.
Türkiye’de çalışma saatleri anayasa ile güvence altında. Fakat Avrupalı ve Arap patronlar fazla para kazanma, daha fazla kâr hırsı ile haftalık 40 saat olan mesai saati 80 saate kadar çıkmakta.
Daha kârlı olabilmek için bankaların gittiği bir diğer yolda istihdamı daraltma. Az istihdamla, daha çok satış baskısıyla iş hacmi artıyor. Bu durumda gece yarılarına kadar mesaiye kalmak, hafta sonu çalışmak kaçınılmaz oluyor.
Bankacılık sektörü Türkiye’de yasaların uygulanamadığı bir sektör oldu. Gece geç saatlere kadar yanan ışığın hesabını kimse soramıyor. Hiçbir güç hafta sonları çalıştırılan insanların hangi yasalar çerçevesinde çalıştırıldığını sorgulayamıyor.
Türkiye Bankalar Birliği, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, SGK Başkanlığı ve en önemlisi de her konuda Avrupa standardı arayan hükümetin sessizliği düşündürücü. Sermayenin gücüne eğilen boyunlar, uygulamalara gösterilen ilgisizlik, kölelik düzenine edilemeyen itiraz boyunları bükük, gözleri yaşlı bırakıyor.
Hz. Ömer (ra) adaleti arayan, Başbakan Erdoğan’ın ekonomik istikrarın sağlanması ve sürdürülebilmesi için, bankacılık sektörünün sağlıklı bir yapıya kavuşturulması için müdahalede bulunacağı kanaati bankacılar için hep umut ışığı olmakta.
Bedenini taşın altına koyarak terörü bitirecek adımlar atan Başbakan “sermayedar terörü”nü bitirecek, kanayan gönüllere derman olacak diye dualara hemhal oluyor.
Devir artık icraat devri. Sorunlara çözüm bulma dönemi. Onların istediği insanca çalışma şartları ve her geçen gün daha da artan hedef baskılarından kurtulmak. Onların istediği üzerlerindeki aşırı hedef baskısından kurtulmak, mesai saatlerinin belirsizliğinin önlenmesi ve öğle izinlerine yeniden kavuşmak.
Bankacıların çalışma hayatlarında maalesef Avrupa normları uygulanmıyor. Bankacılar, Avrupa bankalarındaki çalışma şartlarının Türkiye için de uygulanmasını istiyorlar. Özellikle yabancı bankaların Türkiye’de sahip oldukları bankalarda, çalışma şartları kendi ülkelerinde olmayan uygulamalar var.
Sadece bankaların çalışma şartlarının yasalar çerçevesine çekilmesi bile Türkiye’de işsizlik sorununa çare olabilir. Çünkü bankalar bugün maliyeti düşürmek ve daha çok kâr etmek için 5 elemanın yapacağı işi 1 kişiye yaptırıyor. Oysa çalışma saatleri yasalara göre uygulansa bankalar 4 işsizi daha işe almak zorunda kalacak. Bu da Türkiye’de binlerce işsize umut olacaktır.
Devir sessiz ve çaresiz bir kitlenin derdine derman olma devridir. Ya “her şey insan için” anlayışıyla insan maddenin üstüne çıkarılacak ve yüzler gülecek, ya da bir avuç mutlu azınlığın uyguladığı zulme “Durmak yok... Yola devam” diyilecek!


