--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Alma mazlumun ahını…

Burak Karen
Burak Karen
Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 361 sanığın yargılandığı “Balyoz” darbe planıyla ilgili davada 237 sanık için verilen kararları onadı. Daire, 88 sanığın mahkûmiyet kararını ise bozdu. Türkiye nihayet bir “ayıptan” daha kurtuldu. Askere sınır koyan, eski askeri zihniyeti suç alanı içine iten, yargının askeri gayri meşru eylem üzerindeki denetimini ve yaptırımını ifade eden bir dava Balyoz.
Balyoz davası esas itibariyle kokuşmuş 28 Şubat zihniyetinin devamı olmak isteyen bir askeri kalkışmanın “kuyruğundan” yakalanması, faillerinin gereken cezayı almasını ifade eder.
Bu dava, darbeci bir neslin tasfiyesini tamamlama davasıdır.
Bu dava, gücü millete “iade” ederek bir ilki başarmış, Türkiye’de bir döneme son noktayı koymuştur.
Bu dava, “dağdaki çoban”ın, “karnını kaşıyan adam”ın oyunu “vesayet” tehdidinden kurtarmış bir davadır.
Bu dava, barış içinde bir arada yaşayabilmek adına yeni bir başlangıç yapma imkânı sunmuştur.
Bu dava, “Kemalist vesayeti” ortadan kaldırmıştır.
Bu dava, darbelerin adeta gelenek hale geldiği ülkemizde, “darbeye teşebbüs” ağır cezalık bir eylem olarak Yargıtay tarafından onanan ilk davadır.
Geçmişte defalarca işlenen bu suç, takibata uğramadığı için darbe yapmak, sıradan bir askerî meşgaleye dönüşmüştü.
Yargı, bir darbe teşebbüsü suçunu yüzünün akıyla yargılayarak mahkûm etti. Bu suçu işleyenleri cezalandırdı. Cezadan murat, caydırıcılıktır. Askerler bu hükümden sonra artık bir daha darbeye teşebbüs edemez.
Darbe ve darbecilerle “hukuki hesaplaşma” sadedinde yepyeni bir sayfa açılmış bulunmaktadır.
Balyoz, dünkü çarpık sistemin üstüne indi, daha yaşanabilir bir ülke olma yolunda umutlarımızın biraz daha yeşermesine katkı sundu.
Şayet 28 Şubat ve 12 Eylül davaları da, Balyoz davası gibi nihaî noktaya ulaşabilirse, bu sefer başarıya ulaşmış darbeler de mahkûm edilmiş olacak. Darbe teşebbüs de olsa, gerçekleşse de adaletin failin yakasına yapışacağı tescil edilecek.
Türkiye için önemli bir başlangıç. Artık silahın ve zorbalığın etkili olmadığı medenî bir ülke haline geldik. Silah, hak iddia etmenin yöntemi olarak kullanılamayacak.
Geçmişte darbeciler brifingler vererek yargının ne yönde harekete geçmesi ve karar vermesi gerektiği yönündeki telkinleri düşünüldüğünde bugün gelinen noktanın çok daha önem kazandığını söylemek yanlış olmaz.
Görevleri ülkeyi dış tehlikelere karşı korumak olan kurumların başında bulunanların iç tehlikeler icat edip ülkenin bu iç tehlikelerden korunması gibi bir görev icat etmeleri ülkemizde siyaseti çığırından çıkarmış, halkın iradesi bir kenara itilerek silahı elinde bulunduranların söylediklerinin olduğu bir ülke konumuna düşürmüştü.
Bu milleti düşmanlardan korumak için asker olmuş bazı kişiler, silahlarını halkının inançları, değerleri üzerine çevirmiş, halkın seçtiği meşru iktidarı devirmek için karanlık dehlizlerde, karanlık planlara imza atar olmuşlardı. 
Başörtüsü zulmünden dolayı annelerin, kızlarımızın gözyaşları sel oldu, depresyonlar geçirildi, aileler dağıldı. Eşi başörtülü diye fişlenip ordudan atılan subayların iş bulması önlendi, aileler perişan edildi.  
Dağılan ailelerin çilelerinden müthiş şizofrenik zevk duyan, kendilerini büyük gören bu zavallılar, Anadolu insanının gözyaşlarıyla, Boğaz’da viskilerini yudumladılar. Allah’ın yeryüzündeki hâkimiyeti ve kanunlarıyla adeta dalga geçtiler.
Erbakan bu zulüm düzenine çomak soktu diye başına bin bir türlü çorap örüldü. İmam hatip mezunlarına askeri kışlalarda “radikal dinci” sıfatıyla türlü türlü işkenceler yapıldı.  
Alma mazlumun ahını derler ya, garip gurebanın, fakir fukaranın ahlarıyla demlenen hep muktedir kalacaklarını zannederek günlerini gün ettiler.
Şehit ailelerinin başındaki örtüye tahammül edemeyenler, devletin sivil/asker bürokratlarının eşlerinin başlarının örtülü olup olmadığını büyük bir cürüm gibi sicil dosyalarına ve fişlere geçirenler, bu nedenle parti kapatanlar şimdi ektiklerini biçiyorlar.
Bu ülkede ırkı, dili, dini, siyasi düşüncesi, felsefi görüşü, etnik kimliği, mezhebi ne olursa olsun herkes barış içinde ve eşit şartlara sahip paydaşlar olarak yaşamalı. Çünkü hepimiz aynı hikâyenin farklı farklı çıktılarıyız. Birilerine bir yaşam biçimi dayatma devri artık kapandı.
Darbe arayışından vazgeçmeye niyetli gözükmeyen ama darbenin maddî koşullarının elden kaçtığını da gören eski “iktidar bloku” yani “mutlu azınlık” direnip çığlık atıyor.
Dün, güdümlü yargı kararlarını alkışlayanlar aynı sınıfın, aynı kültürün, aynı zevklerin, aynı hayat tarzının iktidar oyununda karşı karşıya gelmiş çocukları bugün, bağımsız yargının verdiği karardan rahatsızlık duyuyor.
Bugüne kadar aynalara bakıp kendilerini dev görenler, aynanın yalan söylediğini anlayınca, acı gerçekler karşısında isyan eder oldular. Dün alkışladıkları “dün dündür bugün de bugün” söylemi şimdi içlerini acıtıyor.
Devletin, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü artık silaha değil, halkın rızasına dayanıyor. İktidarda olmak isteyenler silaha değil halkın gücüne sarılmak zorunda artık.
Kısacası, ülkemizde ciddi bir dönüşüm yaşanmaktadır. Dünün darbecileri ve yargıya brifing verenler bugün yargılanıyor, mahkûm ediliyor ve mahkûmiyet kararlarının önemli bir kısmı Yargıtay tarafından onanıyor. Bu hukukun hâkimiyetidir ve ülke için ilktir ve çok önemlidir.
Birçok ilki yaşadık, yaşamaya devam ederiz inşaallah.

Burak Karen Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle