• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ayhan Demir
Ayhan Demir
TÜM YAZILARI

On yıl sonra: 15 Temmuz…

15 Temmuz 2026
A


Ayhan Demir İletişim: [email protected]

On yıl sonra: 15 Temmuz…

Ayhan Demir

Bugün, 15 Temmuz’un onuncu yıldönümü. Bu darbe teşebbüsünün neye karşılık geldiğini her geçen dakika daha iyi anlıyoruz. 

O gece, tarihimizin kırılma anlarından, dönüm noktalarından birine şahitlik ettik. Asker üniforması giymiş teröristler, memleketimizi işgale kalkıştılar. Milletimizin has evlatları, bu işgal girişimine karşı, İstiklal Harbi’nden sonraki en büyük zaferlerden birini kazandılar.

Orada, o büyük destanın içinde olmasaydım; o geceyi anlatmak daha kolay olabilirdi. Artık asla yeteri kadar anlatamayacağımı biliyorum. Yine de deneyeceğim.


 

O gün, Atatürk Havalimanı’ndaki terör eyleminden bir hafta sonra Bosna’dan gelen, eşimin ailesiyle birlikteydik. Günün yorgunluğunu, bir çay bahçesinde, kahve yudumlayarak atmaya karar verdik. İstanbul için bile sıra dışı bir trafik yoğunluğu vardı. Bu sebeple, evimize yakın bir yer seçtik. 


Kahvelerimizi yudumlarken, 15 Temmuz ve Fatih Sultan Mehmet köprülerinde, trafik tamamen durmuştu. Her iki köprü, üniformalı teröristler tarafından kapatılmıştı. Garip bir şeyler olduğu çok açıktı. Apar topar eve döndük. Haber kanalları arasında hızlı bir tur yaptım. Yeni bir terör eylemi ihtimalinden bahsediliyordu.


 

O anda ilk aklıma gelen kişiyi, İbrahim TENEKECİ’yi aradım. Hiçbir şeyden haberi yoktu. Olan biteni anlattım. 17/25 Aralık darbe girişiminin devamını getirmeye çalıştıklarından şüphelendiğimi söyledim.  Görüşmeyi sonlandırdık. Kısa bir süre sonra geri döndü. Şüphelerimin doğru ve durumun kritik olduğunu söyledi.

Her fırsatta şunu söylüyoruz: “Vatan sevgisi imandandır.” Sadece söylemekle değil, gereğini yapmakla da mükellefiz. 


Rahmetli Prof. Dr. Necmeddin ERBAKAN Hocamıza, Adnan MENDERES ve arkadaşlarına; onların şahsında vatanımıza ve milletimize reva görülenler gözümde canlandı. Bu sefer, evde oturmak yerine, sokağa çıkmak gerekiyordu. 


 

Ailemle helalleşip, Türkçe bilmese de Türkiye’nin anlam ve önemini çok iyi bilen, kayınpederimle evden ayrıldık. Babam ve kardeşlerimle buluştuk. Yaşadığımız semtteki insanları sokağa çağırdık. Bu esnada, neler olduğunu anlamaya çalışan, Balkanlardaki dostlarımıza da olan biteni anlattım. Sosyal medyadan Türkçe, Bosnaca ve İngilizce mesajlar gönderdim.

Manzara şöyleydi: Birileri vatan savunmasına destek vermek için alanlara koşarken, birileri de bankamatiklere, fırın ve süpermarketlere hücum ediyordu. Üniformalı teröristlere alkış tutanları da gördük. 


 

O gece, camilerden okunan salâdan sonra, şu cümleyi duyduk: “Vatan kuşatma altındadır. Türklük tehlikededir.” Evet, meselenin özü ve özeti budur. Birileri ‘demokrasi’ veya başka şeyler diyebilir, desinler. Bizim için vatan müdafaası, İslam kalma çabası ve bağımsızlığı muhafaza uğraşıdır. Kimi bunu anladı, kimisi de imtihanı kaybetti.


Velhasıl, henüz daha Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip ERDOĞAN’ın akıbeti belli değilken, tavrımızı ortaya koyduk. Sadece biz değil. On binlerce insan sokağa indi, meydanlara çıktı. Bunu partili olduğumuz veya Sayın ERDOĞAN’a olan sevgimizden yapmadık. Öyle yapmamız gerekiyordu, yaptık. Kendi özgür irademizle. Fıtratımız doğrultusunda.


 

Bunları söylemek, yanlış anlaşılmaya sebebiyet verebilir. Vermesin. Demem odur ki, bir parti bünyesinde olmadan yahut bir işaret gelmeden de doğru işler yapılabilir.

Yeniden o geceye dönelim.

Yaşadığımız yerden, Atatürk Havalimanına doğru yola çıktık. E-5 karayolu ve metrobüs hattı, neredeyse durmuştu. İnsanlar, yürüyerek, havalimanına ulaşmaya çalışıyordu. Biz de bir yerden sonra, sahil yoluna yöneldik.


 

Sahil yolundan havalimanına doğru giderken; üniformalı teröristlerin yönlendirdiği tankların palet izlerini gördük. Araçtan indik, yola yürüyerek devam ettik. Şartlar ne olursa olsun, vatanı ve milleti savunmaya mecburduk. Nice devletli geceyi geçirecek güvenli bir adres ararken, milletin sadık evlatlarıyla birlikte, tankların önüne dikildik. Ne tankların namluları ne de üzerimizden alçak uçuşla geçen uçakların sortileri gözümüzü korkutabildi. Kumpas ehli hainler, korkusuzluk duvarına tosladılar. Ellerindeki silahları ve tankları bırakıp kaçtılar.


 

Gecenin sabaha doğru yöneldiği saatlerde; havalimanında durum kontrol altına alınmaya başlayınca, Vatan Emniyet’e doğru yola çıktık. Burada da durumun kontrol altına alınmaya başladığını görünce, Harbiye’deki TRT binasına doğru gitmeye çalıştık. Başarılı olamadık. Yeniden havalimanına döndük. Sabahın ilk saatlerinde, Sayın Cumhurbaşkanımız, havalimanı önündeki topluluğa sesleniyordu.

Gelelim bugüne…


 

Ne derler bilirsiniz: “Testi kırıldıktan sonra yol gösteren çok olur.” Hamdolsun, ‘kırılan testi’ biz (Türkiye) olmadık. FETÖ oldu. Yine de her şey güllük gülistanlık değil.

O gece ortalıkta görünmeyen bazı kimseler, tüm “demokrasi mitinglerine” katıldılar. Bu kişilerin bir kısmı şimdi bize, 15 Temmuz direnişini anlatıyor. 

Hiçbir mitinge katılmadım. 17/25 Aralık darbe girişiminin zorlu günlerinde, Balkanlardaki FETÖ yapılanmasını kaleme aldım. Sadece makale yazmadım. Milletimizin yazdığı destanda, bir figüran oldum. Fakat bu ülkelerdeki hiçbir 15 Temmuz anma programına davet edilmedim. 


 

Hayır, ‘mesele’ ben değilim. 

Mesele: 17/25 Aralık sürecinde FETÖ’nün gerçek yüzünü ülkesinde anlatan, Bosna Hersekli siyasetçi ve dönemin Kültür Bakanı Salmir KAPLAN’ı makamında azarlayan büyükelçi bugün hangi görevde? 

Soruları çoğaltmak mümkün ama bu kadarı yeterli. 

Derdim, eleştirmek değil, bir yarayı işaret etmek: “Kıymet, bilinmek ister!”

Vatan da dert de elbette hepimizin. 

Allah (c.c), vatanımıza ve milletimize zeval vermesin. Âmin.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23