--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Yirmi dört haziran seçimine giderken ibretli bir hatıra

Ali Sandıkçıoğlu
Ali Sandıkçıoğlu

Merhum babaannem çok çalışkan, çok becerikli, çok cesur ve inançlı bir insandı. Genç yaşında dört çocuğu ile dul kalmıştı. Onların yetişmesi için o fakirlik yıllarında tabiri caiz ise geceli-gündüzlü çalışmıştır. Çocuklarından bir tanesi Arif, dokuz yaşında vefat etmiş, babamla iki ablası kalmıştı.

Babaannem insanlara sınırsız zulümlerin yapıldığı,Kur’ân okumanın yasaklandığı, ezanın Türkçeye çevrildiğiMillî Şef devrinizaman, zamanbize anlatırdı. Evdeki Kur’ân-ı Kerimleriahırdayapraklarınarasındanasılgizlediğini söylerdi.

Ben sonradan Kur’ân kursunda okudum.Kursa gitmeden nasıl abdest alınacağını, gusül abdestinin ne olduğunuve nasılnamaz kılınacağını tatbiki olarak babaannem bana öğretmişti. Allah gani,gani rahmet eylesin. Mekânı cennet olsun.

Zaman,zaman bana; “Ali, haydi bakalım bir abdest al. Bir namaz kılalım” derdi. Öğreninceye kadar bütün vakitlerin hem sünnet, hem farzlarını bana tekrar, tekrar öğreterek kıldırmıştı. Biz de, o zamannamazpostekisi vardı.Siyah renkli hayvan derisinden, ancak tertemiz. Zamanla namaz kılına, kılına secde mahalli ile,diz konulan yerlerinin tüyleri hafif dökülmüştü. Onun, evin tahta olan köşesinde bir yeri vardı. Namaz kılan alır namazını kılar, yine postekiyi bizim mahallî dilde (namaz postu) yerine asardı.

Bütün vakit namazlarını bana, sesli olarak kıldırarak öğretmişti, nerede nasıl okunacak diye... Tabii o yıllar çok fakirlik yıllarıydı. Köylüler gece-gündüz çalışarak geçimlerini temin ederlerdi. Şayet evde erkek varsa o gurbete çıkar, gurbetten getirdiği ile kışın daha kolay geçirilmesi için aile bütçesine katkı sağlarlardı.
Babaannemin gurbete gidecek kimsesi olmadığı, çocukları da küçük olduğu için, evin idaresi tamamen omuzlarına kalmıştı. Baba evinden (Kaboğları sülalesinden) destek görüyordu, ancak onlarda da pek birşeyler yoktu. Zira, geçim sıkıntısı vardı.

Babaannemin arazimiz çok olduğu için mısır, fasulye, tereyağı, mısır kabuğundan örülen hasır iplerini, örüp sattığını ben de hatırlıyorum. Babaannem zaman, zaman o kara devirleri şöyle anlatırdı:

“Birazgaz, biraz tuz ve evin bazı eksiklerini almak için sepetime biraztereyağı,birazminci(çökelek), birazda hasır ipi koyaraksabah erkenden kalkıp bir kısım komşularımızlaberaberyaya olarak Rize’ye gittim. (İlimiz) Yolda giderkençarıklarımı çıkarttım, sepete koydum.Köyden çarşı başına kadar yalınayak yürürdük. Çarşıbaşı dediğimiz yere gelince, ayaklarımızı yıkar çarıklarımızı orada giyer ve çarşıya (şehre) öyle giyerdik.”

“Pekibabaanne, neden çarıklarınızı çıkartıyordunuz?”

“Oğlum çarık eskir, taşlardan delinir, ikinci bir çarık almakçok zor, fakirlik var. Onun için onları öyle kullanırdık. Bu sadece bana mahsusdeğildi. Ekseri komşularımızın durumuaynıydı.Çarıkları giymeye acırdık.Saatlerce yaya olarak yürüdükten sonra;
Rize’ye indim.Çarşıbaşında iki üç tüfekli askerbizleri durdurdu. Bize; “Teyze başlarınızı açın!Ancakbaşlarınızı açarak çarşıya öyle girebilirsiniz. Aksihalde yasak! Çarşıya giremezsiniz” dediler. Ben ve benim gibi ihtiyacı için Rize’ye giden başı kapalı bizim köylü ve başka köylerden orada birleşen kadınlardahepsi aynı durumla karşı karşıya kaldık. Ya başınızı açar çarşıya öyle girersiniz, Açmazsanız şehre giremez ve geri dönersiniz dediler.

Ben askerlere; ‘Oğlum -o zamanki- adı ile ben Karadere’ninSilyan köyündenim. (Şimdiki adı Çayırlı köyü) Köyüm buraya çok uzak. Yaya olarak bu kadar yolu yürüyerek geldim. Yolum çok uzak. Sepetimde yağım ve bir şeylerim var onları satıp gaz, tuz vebazıihtiyaçlarımıalacağım. Geriye yağımı satmadan dönersen zaten yağım yolda erir, bozulur.Evde yetim çocuklarım var. Bu başörtüm benim namusumdur. Benim akrabamdan daha yakın zamanda altı kardeş Sarıkamış’a gitti. Şehit oldular. Bir daha geri dönmediler. Ben burada ölürüm amma başımı açmam” dedim.

Ne kadar yalvardı isem debabaannem askerleri ikna edememiş. Askerler babaanneme; 

-Bizim de anamız, bacımız var. Bize böyle emir verdiler. Ya başınızı açarak çarşıya gireceksiniz. Ya da geriye döneceksiniz, demişler. Biz bir şey yapamayız. Bizlerde emir kuluyuz.

Babaannem anlatırken gözleri doluyordu. Gözlerinden o hâli sanki bir daha yaşıyormuş gibi yaşlar akıyordu. Babaannem aynen, “Çarıklarımı çıkartıp sepetime koydum. Çarşıya girip yağımı satamadan, ihtiyaçlarımı alamadan tekrar geri köye döndüm” derdi.

Bunu anlatırken babaannem içten, kalpten, “Bize böyle yapanlaraAllah lânet etsin” derdi. Fazla bir şey ilâve etmeye herhâlde gerek yok. Ortayaşlı, bir dul köy kadınını başı kapalı olduğu için kendi vilayetinesokmayan zihniyetin kalıntıları bugün de vardır, yarın da olacaktır... Şehit kanları ile yoğrulan ülkemizde yıllarca bir başörtüsü kavgası devam etmedi mi? İşte babaannemden dinlediğim, yaşanmış bir hadiseyi insaf ve vicdansahiplerine ithaf ediyorum...Allah (c.c) rızası için çok iyi düşünsünler.Geçmişte bu millete ne tür zulümleri reva görmüşler.Kendi vatandaşına bu kadar eziyet eden hanımların başından başörtüsü almaya kalkanlar kimlerdi? Günümüzde onların temsilcileri kimlerdir?..
Biraz olsun vicdanlı düşünelim... İster inansın, ister inanmasın bütün insanların bedenleribir gün toprak olacak. Gerçek âlem ahirethayatı başlayacaktır... Orada herkesin defterleri bir, bir açılacak, herkes yaptığının karşılığını bizzat Yaradan tarafından görecektir.
Ülkemizin birçok vilayetinde, kasabasında benim anlattığım gibi hadiseleri mutlaka büyüklerinden dinleyenler vardır. Bu yazımıokuyan kardeşlerimeönümüzdeki seçimdeiyi düşünmeleri ve sağlıklı kararlar verebilmeleri için bir hediyem olsun.Lütfen yeşile boyanmış içi kırmızı olanları iyi tanıyalım. Kimler, kiminle beraber kol kola girdi ve giriyor? Kimler sadece çıkar ve menfaat, hırs ve kinindendolayı kiminle ittifaklar kuruyor?!... Dün babaannelerimizi, zaruri ihtiyaçlarınıalmak için şehre, başörtüsü ile sokmayan zihniyetle, okullarımızda kızlarımızın başörtülerini çıkartmaları içinikna odaları kuranlar aynı zihniyetin mensuplarıdır.En sağdakilerin en soldakilerle günümüzdeseçim için ittifaketmeleri dış kaynaklı içerideki iş birlikçiler ilekurgulanan bir oyunudur. Bu çirkin oyunları anlayalım. Birlikte bu oyunları Allah’ın (c.c) izni bozalım. Onbeş temmuz gecesimisali, bir kere daha dünyaya MüslümanTürklerin nasıl oyunları bozduğunu gösterelim.

Değerli kardeşlerim;AKİTgazetesinin sahip ve tüm kadrosu yıllardır kalemleri ile mukaddes ve manevî değerlerin mücadelesini yapıyorlar. Rabbim yardımcıları olsun.Seçimeçok az bir zaman kala; Akit gazetesi vetelevizyonumilletimizin evlatlarını uyarmaya,vatan ve millet düşmanlarının oyunlarını bozmaya davet ediyorlar…İnşallahmilletimizinferaseti iletüm oyunlar bozulacak,yirmi beşhazirandabu vatanın evlatlarıbiiznillah yine bayram eden taraf olacaktır. Birilerinin dayatmaları ilekurulanittifaklar inşallah milletimizden bir “Osmanlı tokadı” yiyerek layık oldukları yerlerine gideceklerdir.

Bu arada;Kur’ânkursunda okurken ve tahsil hayatım boyunca bana çok hizmet eden babaanneme bir kere daha Allah’tan rahmetler diliyorum. Rabbim cümlemizin geçmişlerine rahmet eylesin.Cümleniz Mevla’ya emanet olunuz.

Ali Sandıkçıoğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle