Tezatlar ülkesinde yaşıyoruz
Değerli kardeşlerim;
Anadolu’nun hemen her evinden bir, belki birkaç şehit verilerek kurtarılan yurdumuzda maalesef Müslümanlar çok zor zamanlar geçirmişlerdir.
Öyle zamanlar yaşandı ki, inandıkları dinin gereklerini rahatça yapamadılar. Azınlıklara dilleri, dinlerini, yaşamak istedikleri ilde çocuklarını okutmak tam serbest iken, Müslümanlara yasaklar koydular, takibatlara uğrattılar, karakollarda işkence gördüler, mahkemelerde süründürüldüler. Ayağında, yırtık çarık, sırtında çokça yamaların bulunduğu bir keten pantolon ve eski tabirle bir mintan….
Çoğu kere insan gibi beslenemediler. Köye bir tahsildar geldiğinde; köylü vatandaş adeta kaçacak delik arıyordu.
İş yok. Gelir yok. Köylünün ürettiği mal para etmiyor. İnsanlar tam anlamı ile sefalet içinde yaşıyor, açlık çekiyorlardı. Açlığa katlanacaklar da inançlarına saldırı ve işkenceler, cezalar, sürgünler olmasaydı.
O zamanlarda da bir kısım insanlar nutuk üstüne nutuklar atıyor: Demokrasiden, insan haklarından bahsediyorlardı.
Esasında dedelerimiz tam bir tezatlar ülkesinde yaşıyorlardı.
Geliniz o günlerde neler olup bittiğini bildiren bir yazıyı birlikte okuyalım:
“1- Milliyetçi olduğumuzu söyleriz. Fakat milli mefahire, milli an’ananeler asla hürmet göstermeyiz. Belki de hakaret ederiz.
2- Türbeleri kapatırız. Fakat bir taraftan “Anıt Kabir” namıyla yeni türbeler yaparız.
3- Dilimizi özleştirmek isteriz. Fakat asırlardan beri Türk’ün malı olan kelimeleri atar, bunların yerine büsbütün yabancı kelimeler kabul ederiz.
4- Laik olduğumuzu söyleriz. Fakat vicdan hürriyetini müthiş bir baskı altında tutarız.
5- Gayrimüslimler çocuklarına dini ve ahlakı terbiye vermekte hür ve serbest bulundukları halde, Müslüman Türkleri bu haklardan mahrum bırakırız.
6- İbadet serbesttir, deriz. Fakat Allahu Ekber diyenleri (en az) üç ay zindanlara atarız.
7- Cumhuriyetçiyiz. Fakat tatbikte mutlakiyet esası olan şef sitemini yarataraç.
8- Prensiplere tabi olduğumuzu iddia ederiz. Fakat diğer taraftan sımsıkı şahıslara bağlanırız.
9- Halkçı olduğumuzu söyleriz. Fakat halkı istihfaf ederiz.
10- Saçak öpmeyi terk ettiğimizi iddia ederiz. Fakat el etek öpmekte, iki büklüm olarak insana tapmakta devam ederiz.
11- Milletin refah ve saadetinden bahsederiz. Fakat onu ızdırap ve sefalet içinde kıvrandırırız.
12- Vicdan hürriyetinden dem vururuz. Fakat dini mahiyet de cemiyet teşkilinin menederiz.
13- Demokrasiden bahsederiz. Fakat en müthiş istibdat yolunda gideriz.
14- Din siyasete alet edilmez deriz. Fakat dini tahrip için siyaseti alet yaparız.
Samimiyetsizliğimize bu kadar misal kâfi değil mi?
(Yusuf Zıya Kösemen) Sebilürreşad dergisi cilt 1 sayı 18 S.276)
Değerli kardeşlerim;
Osmanlı yıkıldıktan sonra bu necip millet için akıl almaz tuzaklar kurulmuş ve senaryolar yazılmıştır. Milli ve manevi değerleri yok etmek için, Siyonistler ülkemizde büyük paralar harcayarak, kendileri lehine konuşacak, yazacak, kiralık insanlar buldular. Onları methederek yükseklere çıkardılar. Dilimizle, dinimizle, benliğimizle uğraşarak yetişen gençlerimizi ruhsuz bir halde yetiştirdiler.
Bakınız bu durumu Cevat Rıfat Atilhan nasıl anlatıyor: “Her memlekette hürriyetlere gem vuran din ve tarih düşmanlığını körükleyen, sulh ve sükunu bozan, yurtta ikilik yaratan ve milli tesanüdün gerçekleşmemesi için kendi uşaklarından mürekkeb sahte teşekküller meydana getirip milli vahdeti bozanların farmasonlar olduğunu en cahil kafalara, en gafil gözlere, batacak kadar aleniyet kazanmıştır…
Bu neticeden mesul olanların başında her memleketin münevver ve tahsilli zümresi gelir. Onların yüklendikleri ilim hamulesi, kendilerine bu mevzuda bir fikir ve vazife vermemişse, çok eseflenmek hakkımızdır. Devamla Atılhan şöyle diyor:
“İnsanların ruhlarını körleterek benliklerini kabbalistik efsunlarla (Yahudi mistiziminde ezoterik bir disiplin, düşünce okulu veya kurallar bütünüdür.” (Sebilürreşed cilt: 9 Sayı: 224 sayfa: 282)
Yukarıda saydığımız tezatlarla kalmamış bu satılmışlar, hainler, Türk ve İslam düşmanları ülkemizde birçok okul ile matbuatı ele geçirerek yetişen nesli ecdadının ve dinin aleyhine yetişebilmesi için her türlü alçaklığı desteklediler.
Ülkemiz de birçok okulda gencecik beyinleri şu şekilde zehirlediler:
“Öldükten sonra dirilmek varmış! Kim gelmiş ahiretten? Bugün fen karşısında böyle şeyleri kabul etmek saçmadır.
--Çocuklar Allah var değil mi? ---Var. “Bana beş kuruşluk Allah versenize! Siz bu okul (İmam hatip okuluna) gireceğinize çöpçü olsaydınız daha iyi olurdu. Anlamaktan bîhabersiz, hey kulaklarına dürttüklerim! Rus sınırındaki pis Türkler siz den daha anlayışlıdır.
---Toprak var, değil mi? --- var.
---Öyle ise Neden Allah topraktan bol, bol insan yaratmıyor?
“Çocuğunuzu bu okuldan başka kaydettirecek yer bulamadınız mı? Buralarda istikbal yok. Hükümet bu okulları kapatacak. (Bizler Kur’an kursuna okurken bazı köhnemiş yaşlı milli şef hayranı, katmerli insanlar aynı sözleri de bize söylüyorlardı. Müsbet ilim… Müsbet ilim… Kur’an’ı öğrenip de ne yapacaksınız? İleride işiniz, gücünüz olmaz, aç kalırsınız. Bunlar o kadar hidayetten nasipsiz insanlara de ki, “Bütün canlıların rızkını tekeffül eden Hz. Allah (CC) olduğunu bile bilmiyor ve inatlarından dolayı inanmıyorlar. Bunları birçoğu sümme haşa Allah’a (CC) sövdüler. Küfrettiler. Arşa hırladılar. Köhne kitap diye Kur’an-ı Kerim’e hakaret ettiler, ayaklar altında çiğnediler. Peygamber efendimizi tazyif ettiler. Dine karşı en ağır istihfafta bulundular. Müslüman Türk yavrularını dalalete sürüklediler. Yıllarca İslam düşmanları ile bir olup İslam dinine amansız düşman kesildiler ve akıl alaz şekilde saldırdılar.
Değerli kardeşlerim; Çok şükür bu tür düşmanlıkları aşarak, tezatları bertaraf ederek, bu günlere geldik. Çok şükür Elhamdülillah bugün hangi evin kapısını çalsak içeride ya bir kız veya bir erkek evladımızın Kur’an okuyabileceğini görürüz. Bunlar kendi kendine olmadı. Bizlerden önce canları ile malları ile ceza evlerinde, tabutluklarda, bazen de idam sehpalarında canını vererek mücadele eden insanlar sayesinde oldu. Onlar ümmet şuuru içinde hizmetlerini yaptılar. Fitne kazanının altına odun taşımadılar. Birlik ve beraberlik içinde oldular. Tefrikaya düşmediler. Allah (CC) onların hepsinde razı olsun. Aynı şuur içinde zamanımızdaki hizmet ehli Müslümanlar da inşallah parçalanmadan, bölünmeden vatana, millete ve dini celili İslam’a hizmet etsinler. Hepimiz Cenab-ı Hakk’ın izniyle bu kutsal davaya küçük çapta da olsa hizmet edebilelim. Rabbim nasıp eylesin, din düşmanlarına fırsat vermesin Âmin…
Cümleniz Mevla’ya emanet olunuz.







