Şu bastonu kafana vururum…
Değerli kardeşlerim; bu yazımda rahmetli babamın Rize, Kalkandere ilçesi, Kayabaşı köyünde dükkânı olduğu zaman bizzat kendimde çocukken dinlediğim, bugünkü gibi hafızamda olan bir hatıraya izninizle yer vermek istiyorum. Kayabaşı köyünün karşısında Trabzon’un Of ilçesine bağlı eski adıile Samrı, yeni adı ile Ağaçseven köyü vardır. Rize ile Trabzon’u aradan geçen Kalapatamoz (İyidere) ayırır. Rize ve karşı tarafta olan Trabzonlu ve Rizeli köylüler birbirlerini tanırlar. Bütün dükkanlar zaten Rize tarafında olan şose yolu üzerindeydi. Tüm köylüler şehre ulaşım zor olduğu için ihtiyaçlarını mahalli dükkanlardan karşılarlardı. Ağaçseven köyünde çok sayıda hafızı Kur’an vardı. Deryaz namı ile maruf orta cami imamı Hasan Akbulut çok hafızı Kur’an yetiştirmiştir. Hatta ben kendisinden dinledim. Kur’an-ı Kerim’i tersine, yani aşağıdan yukarı ayet ayet okuyarak hiç takılmadan, yanılmadan okuyabilirim derdi. O kadar kuvvetli bir hafızdı. Allah (CC) hepsine rahmet eylesin. Bu hocalar zaman zaman babamın dükkanına gelir, oturur, çok güzel sohbetler ederlerdi. Hatta bazı vakitlerde battaniyeler kilimler serilerek yolda esnaf cemaat olur, cemaatle namaz kılarlardı.
Bir defasında beyaz sakallı, zamanla medreselerde okumuş Samrılı Hacı Hafız Mustafa Balıkçı babamın dükkanına geldi. Babam namazında, niyazında olduğu için hocalar ve yaşlı insanlar babamı sever, gelir oturur sohbet ederlerdi. Lakabı Kotroz olan Mustafa Balıkçı bir gün babama sinirli sinirli yaşadığı bir hatırasını anlatıyordu. Mustafa Balıkçı Hoca Efendi bir gün İkizdere ilçesine gider. O zamanlar orada müftü medrese arkadaşı bir hoca vardı (Müftünün adını şu an hatırlayamıyorum.). Günlerden Cumadır. Müftü medrese arkadaşı Mustafa Efendiyi görüp hoş beş ettikten sonra: “Hocam, hazır sen geldin bugün şehrin merkez camisinde sen bir vaaz et” der. Zira Mustafa Balıkçı özellikle fıkıh üzerinde çok yetişmiş çevrede bir alimdi. Arapça diline ve ilmine oldukça sahipti. Müftü Efendiye olur der. Vakit gelince Balıkçı Hoca kürsüye çıkar vaaz eder. Bir ara. Sohbeti esnasında Kur’an-ı Kerim’in Tövbe suresinin 28. ayetini okur ve ona Türkçe olarak mana verir. Ayet mealen şöyledir: “Ey iman edenler! Bu müşrikler ancak necistir. Öyleyse bu yıldan sonra Mescid-i Harama yaklaşmasınlar.”Necis Arapça bir kelime. Türkçe karşılığı “pislik veya b…”. Mustafa Balık Hoca Efendi necisin açıklamasını yaparken kürsüde Türkçe karşılığı “b…” kelimesini açık olarak kullanmış. O anda kaymakam da Cuma namazında idi. Hemen namazdan sonra kaymakam müftüyü makamına çağırtır, vaaz eden hoca hakkında şikâyette bulunur. Kürsüden necise “b…” dedi diye. Müftü hemen çarşıdan medrese arkadaşını çağırtır. Müftülüğe gelen arkadaşına “Mustafa sen ne yaptın? Kaymakam senden şikayetçi” der. “Ne yaptım?” diye sorunca: “Kürsüden neciskelimesini açıklarken Türkçesi ‘b…’ dedin” cevabını alır. Mustafa Balıkçı aynı zamanda da cesur ve imanlı bir insandı. Arkadaşı müftüye sordu: “Senin milliyetin nedir?”Müftü Türküm demiş. “Peki dilin nedir?”, Türkçe demiş. “Öyle ise ben Arap değilim, bana necisin Türkçe karşılığını söyle. Necis kelimesinin Türkçe karşılığı nedir?” demiş. Müftü ezilmiş, büzülmüş, öyle de sen idare etseydin deyince. Balıkçı Hoca, “Ben neyi idare edeceğim? İkizdere’de Türklerin olduğu, Müslüman bir cemaate Türkçe vaaz ettim. Ve necis kelimesinin manasını da Türkçe açıkladım. Bunda ne var? Müftü Efendi, Müftü Efendi! Bana bak! Sen makamın için, Allah’ın ayetlerinden taviz vermeye kalkmak istiyorsun? Bana bak arkadaş! Şu elimdeki bastonlan kafana bir baston indirir, kafanı ikiye ayırırım. Dikkatli ol! Makam için, üç kuruşluk maaş için Kur’an-ı Kerim’in ayetlerini zamana uydurmaya çalışma” diyerek müftü arkadaşının yanından ayrılıyor. Bu olayı babama anlatırken bile Balıkçı Hoca sinirleniyordu.
Ehlince malumdur ki manaya delalet itibarı ile lafızlar dört kısma ayrılır:
1- Nassın ibaresi: “Dal bil ibare”
2- Nassın işareti: “Dal bil işare”
3- Nassın delaleti: “Dal bil delale”
4- Nassın iktizası: “Dal bil iktiza” (Usul’u fıkıh kaidelerinden)
Bakara suresinin 114. ayetinde Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: “Allah’ın mescitlerine, mescitlerde Allah’ın zikredilmesine, Allah’a ibadet edilmesine, Allah’ın dininin, şeriatının anlatılmasına mâni olanlardan, mescitlerin harap olmasına çalışanlardan, daha zalim kim olabilir? Böylelerinin o mescitlere korka korka girmekten başka seçenekleri de yoktur. Dünyada onlar için zillet vardır. Onlar ahirette ebedi yurtta da büyük bir cezayı hak etmişlerdi.”Bu ayeti kerimenin tefsirine hem Arapça hem de Türkçe tefsir kitaplarından baktım. Hemen hemen hepsinin verdikleri mealler aynı. Ayetin dal bil ibare, dal bil işare, dal bil delale ve dal bil iktiza ile ihtiva eylediği manalar belli iken Muhterem Mustafa Demirkıran (Şahsen kendisini tanımam) Hoca Efendinin verdiği manayı oraya buraya çekmek ve Hoca Efendiyi adeta linç etmek; ilimle, insafla, ahlakla ne derece bağdaşır? Hoca Efendiye belli kesimlerin hücum etmeleri onların zaten görevleri. Ya diyanete, din işleri yüksek kuruluna, sağ kesimdeki vakıflara, mesleki kuruluşlara, diyanetle ilgili sendikalara, ilim ehline, gazete, dergi ve televizyon kanallarına ne oldu? Ayetin açıklamasına karşı çıkanlara, yok ona hakaret etti, hoca bunu kastetti diye yaygara kopartıp Hoca Efendiyi bir nevi linç ederek oradan hükümeti ve Sayın Cumhurbaşkanımızı yaralamak isteyenlere sağ kesimin sessiz kalışı inanın bizleri daha da üzdü. İçimizde merhum Mustafa Balıkçı Hoca gibi cesur hakkı savunacak insanlar kalmadı mı? Neden korkuyorsunuz? Ne zaman sesleriniz çıkacak? Arkadaşlar, biraz olsun yerin altını düşünün. Mahkeme-i Kübra’yı düşünün. İki ayet meali ile yazımız bitirelim: “Allahtan gelen gerçekleri örtbas edenler dediler ki: ‘Bu Kur’an-ı dinlemeyin, okunurken gürültü edip, bağırın, çağırın da O’nun sesini bastırın, belki bu şekilde O’na üstünlük sağlanır da onu bastırırsınız.’” (Fussilet Suresi, Ayet 26). “Onlar ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar. Halbuki kafirler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır.” (Saff Suresi, Ayet 8). Asrı saadetten bugüne değişen hiçbir şey yok… Hilalle haç, inananlarla inanmayanların mücadelesi devam ediyor ve devam edecektir. Dinim İslam, kitabım Kur’an, peygamberim Hz. Muhammed’dir (SAS) diyenler; biraz cesur olun! Allah’ın kitabından taviz vermeyin. Sizler kiminle beraber, kimlerle ittifak halindesiniz? Ehli Kuran’a sahip çıkamayan sözde Müslümanlara yazıklar olsun!
Cümleniz Mevla’ya emanet olunuz.







