Şirke düşme tehlikesi…
Şirk Arapça asıllı bir kelimedir. Ortak koşma anlamına gelir.
Müşrik ise; Allah’a ortak koşan kimsedir.
Genel anlamı ile şirk; kulun Allah’tan başka bir varlığı ona eş koşması, o varlığı Allah’a denk görmesi, onda ilahlık özelliklerinin ve yetkilerinin bulunduğunu düşünmesi veya onu Allah yanında yardımcı kabul etmesi, Allah’a yapılacak taat ve teslimiyeti ona göstermektir.
Kısaca şirk hürmeti ibadete çevirmek, halkı yüce Halik’a benzetmek, basit eşyayı Mevla gibi sevmek, kul ile Rabbi arasındaki farkı görmemektir.
Şirk büyük günahlardan birisidir. Yoktan var edilmiş bir varlık nasıl Cenab-ı Allah ile eş tutulabilir?
Nasıl mabud yerine konur? Hiçbir zaman abid, mabud olabilir mi?
Bir insan alemleri yaratan Allah (c.c) unutup başka herhangi bir şeye kulluk ederse, Cenab-ı Hakk’a karşı en büyük edepsizliği yapmış olur. İnsanın bilmeden şirke düşmesine çeşitli şeyler sebep olabilir:
Bu bir melek, veli sanılan bir insan, hayvan, taş, ağaç, ateş, güneş, ay, yıldızlar veya başka herhangi bir şey sebep olabilir. Unutmayalım ki, günümüzde hâlâ; ağaca, taşa, ateşe, aya, güneşe, yıldızlara veya çeşitli yaratıklara, hayvanlara tapanlar vardır. Mesela; Hindistan’da ineğe, İran’da ateşe tapıldığı gibi.
Yaşadığımız yaşlı dünyamızda nice insanlar yukarıda saydıklarımıza inanıp Cenab-ı Hakk’ı inkâr ettikleri için, şirk batağına saplanıyorlar.
Ne yazık ki, bu insanların birçoğu şirke düştüklerinin farkında bile değillerdir.
Bazı insanlar Cenab-ı Hakk’a eş koştuğu faniyi sümme haşa Allah (c.c) gibi sever. Ondan, Allah’tan korktuğu gibi korkar. Onu Cenab-ı Hakk gibi yüceltmeye çalışır. Bazıları vardır ki, kula hürmet etmeyi Cenabı Hakk’a ibadet etme yerine koyar. Öyle ki; sadece Cenabı Hakk’a ait olan yetkileri sevdiği mahlûka verir. Bu çok, çok sevdiği insan; dilediği zaman helali haram, haram olanı da helal yapabilir. Kendisine öyle inanılır, o şekilde kıymet ve değer verilir. Onun emirleri istekleri, ayet ve hadisi şerif gibi kabul görür. Her devirde Müslümanları aldatan bir kısım sahte tasavvufçular ve sahte şeyhler ile sahte müritler bu konumdadırlar. Zaman olur Allah’ın (c.c) emirlerini tehir veya terk edebilirler. Ancak şeyhlerinin, büyüklerinin, amirlerinin köy, kasaba, şehir ve bölge imamlarının (!) istek ve arzularını asla! Tehir ve terk edemezler. Burada tasavvuf dünyasının büyüklerinden imamı Rabbani Müceddidi elfi sani hazretlerini dinleyelim; Mektubat isimli muteber eserinde şöyle söylüyor: “Şayet fıkıh ulemasıyla tasavvuf uleması herhangi bir konuda farklı görüşler ortaya koyarlarsa o takdirde fıkıh ulemasının görüşleri esas alınıp, tercih edilir.”
Burada İmam-ı Rabbani hazretlerinin işaret etmek istediği nokta veya incelik ise şudur: Fıkıh ulemasının sahip olduğu bilgiler kitap ve sünnet yoluyla sağlam ve mütevatir kaynaklardan beslenerek bize kadar gelmiştir.
Tasavvuf alimlerinin bilgileri ise, haberi vahit niteliğinde; rüya, keşif ve ilham gibi kesin bağlayıcılığı olmayan bilgilerdir. İlmi kelamda belirtildiği gibi; ilham dahi esbabı marifetten değildir. Buradan çıkartacağımız ders veya sonuç; elbette ki tasavvuf vardır. Bu sayede yetişmiş Cenabı Hakk’ın nice veli kulları gelmiş, geçmiş. Halen de dünyamızda nice Allah (c.c) dostları vardır. Bu gerçek hiçbir zaman inkâr edilemez. Ancak şeriat olmadan, ne tarikat ve ne de hakikat olamaz.
Allah (c.c) bizleri ve gelecek neslimizi şirke düşmekten ve bu gibi sahtekâr ve şarlatanların şerrinden korusun. İnsan şirk hastalığına düştüğünde, sadece ve sadece Cenab-ı Hakk’a ait olan yetkilerin bir kısım varlık, yaratık ve insanlarda olduğu tehlikeli inancına düşer. Ondan ister ve ona bağlanır. O olmadan Allah’ın rahmetine ulaşamayacağını zanneder. Günümüzde böyle sahte inanç mensubu ne kadar zavallı insanlar vardır. Rabbim akıl, şuur, gerçek manada uyanıp hakikatleri görmek nasıp eylesin.
Peygamber Efendimizi (s.a.s) bunlara benzetemeyiz. Çünkü; peygamber efendimize itaat etmek, alemleri yaradana itaat etmektir. Kur’an-ı Kerim’de Mevlamız “Ey iman edenler Allah’a ve resulüne itaat ediniz” buyurmaktadır. Allaha (c.c) O’nun resulü, sevgili peygamberine itaat etmekle, namazı, cuması, bayramı, olmayan cenneti parselleyip, pazarlayan sahte şeyhlere, şirke ışık tutan beyinsizlere itaat etmek hiçbir zaman ayın potada düşünülemez.
Mevlana şöyle diyor: “Bir ayağım şeriatta durmaktadır; diğeriyle yetmiş iki milleti dolaşırım.”
Şirke düşmemek için İslam şeriatının bütün emir ve yasaklarına sımsıkı bağlı kalmak lazım gelmektedir. Şeriat olmadan tarikat dahil hiçbir şey olmaz… İslam dininin ahkâmına uymanın dışında hiçbir şey insanın ayağının şirke doğru kaymasını önleyemez… Şeriatın emir ve yasaklarını bir kenara iterek, tarikattan, hakikatten bahsedenler sahtekârların, yalancıların ta kendileridir. (Rabbim hepimizi şerlerinden, akıttıkları zehirlerden korusun.)
Dilerse Cenab-ı Hakk şirkin dışında bütün günahları affedebilir. Ancak Hz. Allah’a (c.c) şirk koşmak bunun dışındadır. Kur’an-ı Kerim de bu hususu ifade eden apaçık ayet-i kerimeler vardır.
Cenabı Hakk Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor: “Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşanları (ve küfrü) asla bağışlamaz. Bunun dışındaki günahları dilediğine bağışlar. Her kim Allah’a şirk koşarsa büyük bir günahla iftira etmiş olur.” (Nisa 48)
Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.s) bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmaktadır: “Her kim, Allah’ın dışında birisine yalvarıp yakararak O’na eş koşar bir halde ölürse, Cehenneme girer. Her kim de Allah’ın dışında birisine yalvarıp yakararak eş koşmaz bir halde ölürse, cennete girer.” (Buhari Müslim)
Şirk korkunç bir manevi hastalıktır. İnsan ondan kurtulamaz ise varacağı yer cehennemdir. Hz. Allah (c.c) Kur’an-ı Kerim’inde; “O gün ki, hepsini mahşere toplayacağız, sonra da o şirk koşanlara (Haydi yerlerinize! Siz de, ortak koştuklarınız da!) diyeceğiz. Artık aralarını iyice açmışız. O ortak koştukları şeyler ‘Siz bize tapmıyordunuz ki’ diyecekler”. (Yunus 28)
Bir kısım insanlar çok yazık ki kendi varlığını Cenab-ı Hakk’ın kudreti dışında bir yerlere bağlarlar. Onlar olmazsa hayatlarının son bulacaklarını zannederler… Yani değişik, değişik tağutlara inanır, şirke doğru kayar giderler. Birlikte okuyalım:
“Kendi varlığını birinin ya da bir şeyin var oluşuna bağlamak; onsuz hayatı anlamsız ve çekilmez olarak görmek .. Yokluğuna tahammül edememek, onu, o şeyi kendisi için hayatın şartı, “Olmazsa olmazı” olarak görmek ilah edilmenin bir başka boyutu. Ehli sünnete uygun tasavvuf erbabına bir şey söylenemez. Bilindiği gibi bu işin de sahtekârları vardır. İmamı Birgivi hazretleri bu hususu şöyle ifade ediyor: “Ehli sünnet esaslarına bağlı tasavvuf büyüklerine değil, tasavvuf adına bir yığın bidat ve hurafe ortaya çıkaran sözde mutasavvıfları tenkit ederiz.”
Birçok kimse için; iş, eş, para, mal, mevki, meslek, meşrep, şeyh, başkan, lider, gurup, doktrin, ideolojik tercih (v.s.) yaşamın “Olmazsa olmazlarını” oluşturur. Bu ve benzeri şeyler kişi için; iyilik, mutluluk ve kurtuluş şartı ve hayatın vazgeçilmezleri olarak görülüyorsa sanıldığından daha önemli bir psikolojik problemle karış karşıyayız demektir.
Fert için bağlılık hissedilen kadın, sevgili, eş; sahip olunan iş, makam mevki, rütbe, mal, servet…Kayıp edildiğinden yokluğu hayatın sona ermesiyle, ölümle eş görülüyorsa.. Mesleğini, meşrebini, grubunu, cemaatini, partisini… Bir şarkıcıyı, sanatçıyı; şeyhini, başkanını, liderini vazgeçilmez, kurtarıcı ve iyiliklerin kendi başına kaynağı olarak görüyor ve onu, herkesin muhtaç olduğu, her şeyin üstünde kimse ve nesne olarak düşünüyor, görüyor ve onsuz iyiliklerin asla söz konusu olmayacağını zihnine yerleştiriyorsa , burada bir ilahlaştırma söz konusudur.” (Şirk psikolojisi ilah edinme S. 75-76)
Günümüzde insanları aldatıp şirk batağına düşürmek için çok tehlikeli tuzaklar vardır. “Sadece Kur’an’a inanırım, hadislere inanmam, para benim için her şeydir, şeyhim ne derse ben onu bilirim, namaz kıl derse kılarım kılma dese kılmam. Ben emirime bağlıyım, büyüğüm ne derse ona göre hareket ederim” gibi sözler tam tahlil edildiğinde, perdenin arka tarafında inananların sahih itikatlarını bozup, bilmeden onları şirke doğru yönlendirme hareketleri olduğunu görürüz.
Hz. Allah (c.c), tağuta inanmaktan, şirkin her türlüsünden bizleri korusun. Sahih itikat, ihlaslı amel ve imanı kâmil sahibi olabilmeyi, nefse, şeytana, özellikle insan şeytanlarına aldanmadan, Resulullah Efendimizin (s.a.s) ve ashabı kiramın güzel yolunda yürüyebilmeyi cümlemize nasip eylesin. Amin…







