Ramazan-ı Şerif geldi gidiyor!
Rahmet ve bereket ayı mübarek Ramazan-ı Şerif geldi ve gidiyor. Nasip olursa oruç tutan Müslümanlar Mevla’nın izni ile bayram edecekler. Ramazan Bayramı. Dinimizde şeker bayramı diye bir şey yoktur.
DEĞERLİ KARDEŞLERİM:
Affınıza sığınarak ben bir serzenişte bulunmak istiyorum. Gerek Kur’an-ı Kerim gerekse hadisi şeriflerde Ramazan-ı Şerif’in mübarek bir ay oluşu geniş bir şekilde anlatılmaktadır. Ramazan-ı Şerif ayı içinde Hz. Allah (c.c.) bin aydan hayırlı olan Kadir Gecesi’ni gizlemiştir. Ayet-i kerimede ise Mevlamız “Ramazan-ı şerif öyle bir aydır ki, Kur’an-ı Kerim o ayda indirildi.” buyurmaktadır.
Ramazan-ı Şerif münasebeti ile görsel ve yazılı medyada birçok grubun iftar verdiklerine şahit olduk. Geçmiş senelere nazaran iftar verme hızı biraz kesildi. İftar verenler azaldı ise de, yine de iftar veren gruplar, iş adamları, mesleki kuruluşlar, belediyeler var. Tabii geçmişte birilerinin gözüne girmek, puan toplamak niyeti ile sırf gösteriş için iftar verenler vardı. Dahasını söyleyeyim, oruç tutmayan, diğer din mensuplarına veya oruçsuz Müslümanlara iftar verenlere de çok şahit olduk. Çoğu ihlâs, samimiyet ve rıza-ı ilahiden uzak, içkili lokantalarda verilen iftarlar… (Allah rızası, dostluk ve samimiyetlerin gelişmesi niyeti ile iftar veren bütün kurum ve kuruluşlar ile dini cemaatleri tenzih ederim. İşverenler, kurumlar, basın yayın organları elbette ki, çalışanlarına eş ve dostlarına iftar vermelerinde bir sakınca yoktur.)
Hata edersem beni lütfen mazur görünüz, affediniz… Niyetim asla kimseyi karalamak, kötülemek ve incitmek değildir…
Ülkemizin doğusunda, batısında, kuzeyinde, güneyindeki vilayetlerimizde, kazalarımızda hatta köylerimizde, tasavvuf ehli, tarikat mensubu çok değerli insanlarımız vardır. Çeşitli isimler altında dine hizmet ediyorlar. İnsanları manen eğitmeye çalışıyorlar. Kendilerine göre hizmet etmeye çalışıyorlar. Samimi olanların hepsinden Rabbim kat kat razı olsun…
Bunların gerçeği var, Allah-u âlem sahtesi var. Din sömürüsü yapıp kendilerine ikbal temin etmeye çalışanlar da var. İslam’ı, Kur’an-ı Kerim’i, Mevla’yı zikretmeyi meslek haline getiren tasavvuf dili ile “Kutta-ı tarikçi”ler. Yani (Yol kesenler) de vardır. (Geçmişte sahte şeyh örneklerini çok gördük.) O tarikatların başında bulunan zatlar, vekiller asla sorgulanamazlar, her ne söylerlerse, söyledikleri kesin doğrudur, mutlaka bir hikmeti vardır (!). Küçük vilayetleri bir kenara bırakalım, İstanbul, Ankara, İzmir ve Konya gibi büyük şehirlerimizde, bir uçtan öbür uca, bütün Türkiye’de icra-i faaliyet gösteren değişik isimlerde tasavvuf erbabı, tarikat ehli kişiler, cemaat mensupları vardır. Neden bu insanlar birbirleri ile samimi bir şekilde kucaklaşarak birbirlerine iftar vermezler? Değerli kardeşlerim böyle güzel bir tabloya hiç şahit oldunuz mu? Esasında millet olarak bu görüntülere özellikle şu günlerde çok ama çok ihtiyacımız vardır. Bütün dünya devletleri politikacıları ile medyaları ile gazeteleri ile Türkiye’ye savaş açmış durumdalar. Bizler ise hâlâ nefsin ve şeytanın enjekte ettiği derin bir vurdumduymazlık uykusu içindeyiz. (Ne zaman birlik, beraberlik olduğumuzu iç ve dış düşmanlara göstereceğiz?)
Tarikat mensuplarının birbirlerini kucakladıkları haberini görsel medyada ve gazetelerde yer aldı mı? Göreniniz oldu mu? Şu cemaat ile bu cemaat mensupları iftarda buluştular diye... Bu pek muhterem zatlar, cemaat mensupları, onların başları, ağabeyleri, şeyhleri, idarecileri ve mensupları neden bir birlerini iftara davet etmezler? Birbirleri ile kucaklaşmazlar?
Allah, Lillah için kamuoyu önünde birbirleri ile niçin samimi bir şekilde kucaklaşmazlar? Niçin bir masa etrafında birleşemiyorlar? Günümüzde maalesef dünyanın birçok yerinde Müslüman kanı akarken bizdeki tasavvuf ehli zatlar neden birlik beraberlik görüntüsü vermezler? O mazlum Müslümanlara birlikte samimi bir şekilde dua etmezler? Yardımcı olmaya çalışmazlar? Dünyanın birçok yerinde Müslüman kanı akarken bir kısım sözüm ona hizmet erbabı hâlâ pastadan nasıl pay kapacağız hesabını yapıyorlar…
Neden yakılmak istenen İslam sarayının ateşini söndürmek için bu muhterem tarikat liderleri de bir bardak su olsun atmaya çalışmazlar? Hz. Allah (c.c.) Kur’an-ı Kerim’de “Müminler birbirlerinin kardeşidir” buyuruyor. İslam’ın emrettiği kardeşlik bu mudur? Birlik bu mudur? “Asgari müştereklerde” neden birleşemiyoruz? Bu muhterem zatlar birleşmek için çalışmalar niçin yapmıyorlar? Yarın Huzurullah’da Allah’a (c.c.) nasıl hesap verecekler? Nasıl hesap vereceğiz?
Her derviş, her şeyh benim benim diyor. Neden biz veya Ümmeti Muhammed diyemiyoruz? İslam kardeşliğinin ön plana çıkması için niçin çalışmıyoruz? Ülkemizdeki cemaat önderlerinin birçoğu “En doğru yol bizimki. Bizim yol, Hak yoldur. Bizimle olanlar gerçek necata erişir, cennete varır” diyorlar. Bu nasıl tasavvuf ehli olmak? Bu nasıl insanları manen eğitmek? Bu nasıl kardeşlik? Bu resmen Müslümanları bölmek değil de nedir? Oysa âlemlerin Efendisi; “Cemaatte rahmet vardır” buyurmaktadır. Tasavvufta anlatılan ve bilinen gerçek “Silsile-i Saadat” Allah (c.c.) dostları muhterem zevat, değişik zamanlarda irşat faaliyetleri yapmış olsalar da birbirlerini inkâr ettikleri görülmüş müdür? Hepsi İslam Şeriatı caddesi üzerine yürüyerek hizmetlerini yürütmüşlerdir. Asla bir tarikat mensubu diğerini kötülememiştir.
Bir kere daha; gerçek hizmet erbabını, tasavvuf ehlini tenzih ederek diyorum; yoksa bir kısım şeyhler, cemaat önderleri şunu mu demek istiyorlar “Hizmetler şöyle bir kenara dursun, birlik için çalışmalara şu an için ihtiyaç yok. Biz Türkiye genelinde “Din pastasından” neler kapabiliriz, ona bakalım. Hedefiniz cemaat için, bizim grup için, bizim meşreb için zekât toplamak, sadaka toplamak, teberru toplamak. Bu yönde çalışmak, gayret sarf etmektir. Hadi kardeşler gayret edin... Ne kadar çok para toplarsanız, ne kadar çok umreci bulursanız, ne kadar çok iftar veren temin ederseniz, ne kadar çok kurban temin ederseniz siz o kadar başarılı bir müritsiniz. Birleşmek mi, samimiyet mi, ihlâs mı, gerçekten İslam kardeşliği mi, onu bir başka bahara bırakın. Siz yurt dışındaki fakirlere yemek deyiniz, kurban deyiniz, sadaka deyiniz mutlaka bizim cemaatimiz için en büyük parasal payı kapmaya çalışınız... Hele Ramazan- Şerif mübarek, bereketli bir aydır. Verimi boldur. Bu mübarek ay geçmeden siz cemaatimizin gelirini artırmak için çalışınız... Gayret… Gayret… Hizmete koşunuz hizmete (!).”
Elbette ki yurt dışındaki fakir kardeşlerimize, et yüzü göremeyenlere yardım edeceğiz, kurbanlar göndereceğiz. Bunlar mübarek hizmetlerdir. Bunlar olmasın demek istemiyoruz. Bunları yaparken, kendi köyümüzde, kentimizde olan fakirleri de unutmayacağız. Kur’an-ı Kerim’de Cenab-ı Hakk’ın zekât ve sadakalarımızı nasıl ve kimlere dağıtacağımızı açık olarak beyan etmiştir. Yardıma muhtaç iseler en yakınlarımızdan başlamamız açık olarak belirtilmektedir.
Zülfikara dokundu isem, haddimi aştı isem affola... Ancak bu yazdıklarım ülkemiz için bir gerçektir... Cenab-ı Hakk bizlere ölüm ile uyanmadan evvel, gerçek manada uyanmayı nasip eylesin.
Cenab-ı Hakk maneviyat önderlerimize, ülkemizdeki bütün Müslümanların birleşmeleri için gayretler nasip eylesin. Değerli kardeşlerim, lütfen bir geçmişe dönüp bakalım. Bu hizmetleri o zamanki muhterem büyüklerimiz nasıl yapmışlardı? Onlar maddenin peşinde mi koşmuşlardır, yoksa madde ayaklarına mı gelmiştir? Hiçbir zaman hizmet için parayı, para ile alakalı faaliyetleri ön planda tutmamışlardır. Çeşitli dallarda inanın hiçbir Allah dostu holding sahibi olmamış, lüks saray ve köşklerde oturmamışlardır. ihlasa sarılmışlar. Cenab-ı Hakk da yollarını açmış, işlerini kolaylaştırmıştır.
Şüphesiz manevi liderlerimiz içinde ihlâslı ve samimi çalışanlar, hizmet edenler vardır. Keza ümmetin birliği, şer’i şerifin ihyası, sünnetin hâkimiyeti için gece uykusunu terk edenler de vardır. O muhterem insanlara hiçbir zaman, asla sözümüz olmaz, olamaz… Çünkü onlar Hz. Muhammed (s.a.s.) Efendimizin gerçek temsilcileri, varisleridirler. Bizim derdimiz bu mübarek ve mukaddes davayı (İslam Davasını), gerçek tasavvufu istismar edenlere, hizmet diyerek rant peşinden koşanlara, Türkiye’yi satmaya ve bölmeye yönelik faaliyetler sergileyenlere yöneliktir. Yukarıda âcizane izah etmeye çalıştığımız hususları çok güzel bir şekilde hülasa ettiği için Şeyh Seyyid Ebu’l Kasım’ın şiirine yer verelim ve birlikte okuyalım:
Ah! Tasavvuf sahipleri âlemden nihân oldu. (Nihân olmak: Gözle gözükmeyen olmak)
Din esâsı bozulup bir başka zaman oldu.
Züht, verâ, ahlâk ve teslim idi, dinin esası,
Şimdi kuru bir kavga, feryâdü figân oldu.
Yol kesenler şeyh olup, mürşitlik taslıyorlar.
Takvâ gitti, zühdü-irfan, boş söz-hezeyân oldu.
Rabbim mübarek Ramazan-ı Şerif ayının son günleri hürmetine, yaklaşan Ramazan- Şerif Bayramı hürmetine, gerçekten İslam’ı yaşamak ve yaşatmak için bizlere gayretler ihsan eylesin. İslam’ın emrettiği din kardeşliğini her şeyin üzerine çıkarmayı nasip eylesin. Ümmetin birliği için gayret göstermeyi nasip eylesin. Şimdiden bütün kardeşlerimizin Ramazan-ı Şerif Bayramları mübarek olsun… Rabbim bütün inananların yardımcısı olsun. Âmin… Cümleniz Mevla’ya emanet olunuz.







