Müslümanların birlik ve beraberliği için…
Değerli kardeşlerim; şöyle İslam ülkelerine baktığımız zaman, maalesef birçok İslam ülkesinin birbirleri savaşıp, Müslüman din kardeşlerinin kanlarını akıttıkları, masum nice bebelerin erkek, kadın, yaşlıların suçsuz yere öldürüldüklerini, Müslümanlar arasında tefrika, bölünme, hizipçilik meşrep ve mezhep kavgalarının en üst noktaya çıktığını görüyoruz.
Dönüp ülkemize baktığımız zaman; keza Müslümanlar arasında bölünmelerin olduğunu,hatta tarikatlar ve cemaatler içinde üzülerek ifade edelim ki, iç kavgaların, ithamların,yakışık olmayan konuşmalar yaparak birbirlerini kötülediklerini görüyoruz. Şöyle düşünelim:
“Bir insan vücudundaki eller, ayaklar, gözler, kulaklar, etler, kemikler hepsi birbirinden ayrılsa ve birer tarafa atılsa ortada insan kalır mı? Bu uzuvların bir arada bulunmasıyla insan vücut bulur ve yaşayabilir. İşte bütün Müslümanlar da bir vücudun parçaları gibidir. Hepsi birbirlerine kardeşlik bağlarıyla bağlı kaldıkça, kuvvetli bir millet olabilirler, fakat birbirlerinden ayrıldıkça, insanlık ve cemiyet münasebetleri bakımından çözüldükçe ortada ne kendileri kalır ne de cemiyetleri... Müslümanlar arasındaki birliği ve kardeşliği meydana getiren kuvvet, Allah'a inanan ve Kur’an’a sarılanlardan başka hiçbir kimsede yoktur. Cenab-ı Hakk bizi Müslüman olarak yaratmış ve İslâm gibi, Kur'ân gibi en büyük nimetleri başımıza taç yapmıştır. İşte biz bu tacı başımızda taşıdığımız müddetçe, Allah'ın yardımına mazhar olarak şerefle yaşayacağız. Allah için kardeşlerim, bizim birlik ve kardeşliğimizi bozmaya çalışan düşmanlarımız zaten haddinden fazladır. Fakat kendi aramızdaki parçalayıcı ve ayırıcı davranışların zararı daha büyüktür. Bunlarla uğraşmaktan düşmanlarımız faydalanıyor, kendi kendimizi zayıflatıyoruz. Güya İslâmiyet namına diye birbirimizi yıpratıyoruz. Allah'a, Allah'ın Peygamberlerine, Kitaplarına, Meleklerine, kadere yani hayır ve şerrin Allâh’ın yaratmasıyla olabileceğine, öldükten sonra dirilip hesap vereceğine inanan,beş vakit namazı, zekâtı, haccı ve Ramazan orucunu İslâm'ın esas prensipleri olarak kabul eden ve bu inancını Kelime-i Şehadet ve Kelime-i Tevhid ile tasdik eden, Allah'ın haramlarını haram, helâl kıldıklarını helâl, farzlarını da farz bilen her insan Müslümandır, mü'mindir, artık buna kabirde bunlardan başka şey sorulmayacaktır. Kabirde kimseye sen hangi okuldan çıktın? Hangi ilahiyat bitirdin? Yurt dışındamı okudun? Hangi âlimden okudun? Kimin elini öptün? Kimin elini öpmedin? Kimden feyiz aldın, kimden almadın? Hangi tarikattansın, hangi mezheptensin diye birşey de sorulmayacak. Şu hâlde, benim hocam filânca, benim şeyhim falanca, benim yolum şurası, benim kitabım burası gibi iddialarla Müslümanlar arasında, Peygamber-i Ekrem'den başka rehber, Kur'an-ı Kerîm'den başka düstûr, İslâmiyet'ten ve Tarîkat-i Muhammediye'den başka yol ileri sürerek ayırıcı, parçalayıcı ve Müslümanları bir birine düşürücü hallerde bulunan kimseler ne olurlarsa olsunlar, İslâmiyet'in rûhunu anlamamaktan ve İslâmiyet'e ihânet etmiş olmaktan kendilerini kurtaramazlar. Bunun vebalini hiçbir şeyle ödeyemezler. “Cenab-ı Hakk'ın yüce beyanı açıktır: (Hepiniz toptan ALLAH’ın Habl-i Metînine sarılın, parçalanmayın, Allâh'ın üzerinizdeki nimetlerini düşünün, birbirinize düşman iken, kalplerinize ülfet koydu da kardeş oluverdiniz. Allah’ın nimetleriyle kardeş olarak uyanı verdiniz, sabahlayı verdiniz. Siz ateşten bir uçurumun kenarındaydınız da Allah sizi oradan kurtardı. İşte böyle ayetlerini Allah size açıklıyor ki, hidayete eresiniz. Allah'a doğru gidebilesiniz. Hem de sizin içinizde, insanları hayra davet ve iyilikleri emreden ve kötülüklerden alıkoyan bir cemaat bulunsun. İşte felâha erecekler onlardır.”
(Diyanet işleri başkanlığı dergisi Eylül 1966 c.5 sayı: 9 S,236-237)
Değerli kardeşlerim:
(Burada bir parantez açarak kesinlikle mezhepleri inkâr etmek gibi bir durumumuz ve düşüncemiz asla söz konusu değildir.
Elbetteki Müslümanlar için hak olan mezhepler elzemdir. Hak mezheplerine elhamdülillah inanırız. Bunun yanında tasavvuf ve tarikatları inkâr etmeyiz. Tasavvufa datarikata da keramete de çok şükür imanımız tamdır. Anlatmak istediğimiz; Ehli Sünnet velcemaat dışında bir kısımİslam şeriatı ile bağdaşmayan, birileri tarafından uydurulan; aslı, astarı olmayan tarikat ekollerine karşı olup, bunları İslam şeriatının, Resulullah efendimizin (SAS) sünnetinin üstünde görmemek, günümüzde yapılan mezhep ve tarikat düşmanlarının propagandalarına aldanmadan, kapılmadan bidatlara inanarak şeriatın ahkamından uzaklaşarak, taassuba kaçmamaktır.)
Hepimiz şunu çok iyi biliyoruz ki, bir zamanlar Hristiyan aleminde tarikatlar, mezhepler arasında çok çetin düşmanlık ve kin vardı. Birbirlerine bindikleri otobüslere binmiyor. Çocuklarını ayrı,ayrı okullara gönderiyorlardı.
Bugün bile bazı batılı ülkelerde mezhepler sebebi ile ayrılıklar, anlaşmazlıklar vardır. Ancak günümüzde bu insanlar aralarındaki düşmanlıkları bir kenara bırakıp, hep birlikte Müslümanlarla daha doğrusu İslamiyet’e karşı savaş açmışlardır. Vakti gelmiş ve geçmektedir. Artık Müslüman olarak bizler ve bütün dünya Müslümanları olarak aklımızı başımıza alalım. Arkalarında taraftarları, zümreler, talebeler salikler bulunan bütün zatı muhteremler de hiç olmasa papa, patrik ve Anglikan kilisesinin kendi aralarında yaptıkları bir nevi barış gibi bizlerde tüm cemaatler ve mezhepler arasında bir barış, sevgi muhabbet bağı oluşturalım. Bunu derken hak mezhepler birbirleri ile kavgalıdır demek istemiyorum. İslam şeriat dairesinde olan bütün mezhepler ve tarikat mensupları bizim din kardeşlerimizdirler. (Ne olur bu mübarek bayram fırsat bilinerek ülkemizdeki cemaat liderleri, tarikat şeyhleri bir araya gelip bir bayramlaşma programı yapsınlar. Müslümanları sevindirecek bir birlik ve beraberlik pozu versinler.)
Cemaatler arası ve cemaatler için kavgalara son verelim.
Herkes dilediğini sevsin. Dilediğine inansın. Ancak bu sevgiler hiçbir zaman Cenabı Hakk’ın, onun sevgili Resulünün, İslam dininin ve Kur’an-ı Azimüşşan’ının önüne geçmesin. Esasen geçmemelidir de.
Biz Müslümanlar;kavmiyetçiliği kökünden reddederiz. Allah (CC) rızası için,peygamber aşkı için, Müslümanları bölen hizipler artık birleştirme rollerine yardımcı olsunlar.
Hiçbir zaman bu zatı muhteremler korkmasınlar. Şan,şöhret, dünyevi ikbal ve şereflerinden hiçbir şey kaybetmezler.
Ömür çok kısa, dünya hayatı ise fanidir.Kendimizi birlik, beraberliğin nasıl tesis edilebileceği üzerine odaklayalım. Çalışmalar yapalım.
Siyaset, tarikat, mezhep ve meşrep farklılıkları bizleri birbirimize düşman etmesin.Bir insan vücudu düşünün;insan vücudunda baş var. Başta ise göz, kulak, ağız, burun vardır. Hepsinin salgıladıkları sıvıların rengi ve tatları ayrıdır. Ancak hepsi beyne bağlıdır. Bir cemiyette sadece A cemaati olsun diğerleri olmasın demek noksanlık talep etmek gibi olur.
Bütün cemaatler olsun, tarikatlar olsun. Hepsinin gayesi rızai ilahi olsun ve asla birbirlerini kötülemesinler. Yok saymasınlar.
Bir dini bayramda ister Diyanet İşleri Başkanlığının şemsiyesi altında, isterse bağımsız olarak ülkemizdeki bütün cemaat önderleri, tarikat liderleri bir masa etrafında toplanıp Müslümanlara bir görüntü versinler. İslam kardeşliği,ülkemizin birlik ve beraberliği, gençliğimizin geleceği için biraz olsun mesai sarf etsinler.
Müslümanlar olarak bu güzel günleri sabırsızlıkla bekliyoruz. Hz. Allah hepimizin yardımcısı olsun. Bizleri rızasından, ihlas ve samimiyetten ayırmasın. Âmin…
Cümleniz Mevla ya emanet olunuz.
TEBRİK:
Yurt içindeki, yurt dışındaki bütün din kardeşlerimin bayramlarını gönülden tebrik eder, milletimiz, memleketimiz, âlemi İslam ve bütün dünyaya huzurun gelmesini, akan kanların durmasının Cenab-ı Hakk’tan niyaz eder, dua eder, dualar beklerim.







