--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Koca Yusuf uçağı ile

Ali Sandıkçıoğlu
Ali Sandıkçıoğlu
4

Son günlerde başta Çin olmak üzere birçok ülkeyi, daha doğrusu bütün dünyayı korona virüsü kasıp kavuruyor. Ülkemizde ise Elâzığ ve Malatya depremi yaşandı. Vefat eden kardeşlerimiz, yaralı kardeşlerimiz, maddi zararlarımız var. Aynı zaman dilimleri içerisinde Manisa depremi. Hakkı teslim etmek gerekirse hükümetimiz hem depremle alakalı hem de korona virüsü ile alakalı başarılı performans sergiledi. Tebrik ve takdir etmek gerekir.

Tehirli olarak deprem bölgelerini ziyarete giden sayın muhalefet lideri çok kolay puan alma, milletin takdiri kazanma yolu varken o yine siyaset yapmayı seçti. Vatandaşa geçmiş olsun dedikten sonra, Türk ordusuna, Türk polisine, kamu kurum ve kuruluşlarına, sivil toplum örgütlerine, T.C. Hükümetine, yardıma koşan herkese teşekkür edeceği yerde, iflas etmiş bakkal gibi eski defterleri karıştırmaya başladı. Toplanan deprem vergilerinin ne olduğunu sordu. Bu soruyu elbette ki muhalefet lideri sorabilir, ancak yeri deprem mahalli değildi, yer de yanlış üslup da yanlıştı. Bir nevi “Koyun can derdinde, kasap et derdinde.”.

T.C. Devleti on bin kilometre uzakta korona virüsünün baş gösterdiği bölgede olan kırk küsur vatandaşını oradan almak için her türlü donanımı düzenleyerek içine doktorlar, uzmanlar konularak eskilerin ifadesi ile ta “Çini Maçin”e Koca Yusuf uçağı gönderiliyor. Bölgeden alınanlar arasında Azeri, Gürcü ve Arnavut kardeşlerimiz de var. Uçak Çin’e giderken boş gitmiyor. Çine tıbbı malzemeler götürüyor. Cenab-ı Hakk dilerse neler yapamaz ki, koca Çin ekonomisi bir anda ne hale geldi, geliyor?

Şimdi biraz eskilere gidelim, vicdan-ı muhasebe ile düşünelim, mukayese edelim ve ona göre kararlarımızı verelim. Lütfen kararımızı verirken siyasi gözlüklerimizi bir kenara bırakarak ona göre kararlarımızı verelim. Türk devleti, Türk milleti nerelerden nereye geldi? Yıl 1944-1945, Rusya’da rejim değişikliği oluyor. Komünist rejim, Stalin idaresi Azerbaycan’ı işgal ediyor. Zulümler estiriyor. Haklı haksız demeden rejime muhalif olan insanları sürüyor veya öldürüyor. Yeni rejim ve idareyi, yapılan zulümleri kabul etmeyen 146 kadar Azeri kardeşimiz; doktor, hâkim, öğretmen, avukat, mühendis bir yolunu bularak ana yurt bildikleri Türkiye’ye sığınıyorlar. Sovyet komünist rejimi, Azerileri takip ederek Türkiye’ye sığındıklarını tespit ediyor ve Türkiye’den iadelerini istiyor. Devir “milli şef” devridir. Zamanın hükümeti bu insanların yalvarmalarına, ağlamalarına rağmen bir trene koyup Kars’a doğru Ruslara teslim edilmek üzere yolluyor. Türkiye sığınan Azeriler; Aras Nehri üzerinde bulunan Boraltan Köprüsü üzerinde Ruslara teslim edilecektiler. Kars istasyonu yakınlarında evleri olan Türkler tren içinde feryat figan eden, ağlayan Azerilerin seslerini duyuyor, yapılanlara şahit oluyorlardı. Ancak kararı engellemek için ellerinden bir şeyler gelmiyordu. Hududa gelmeden Azeri kardeşlerimiz üzerlerinde ne kadar kıymetli eşya, para varsa hepsini camlardan Karslılara atıyorlardı. Üzerlerinde sadece bir pantolon bir de gömlek bıraktılar. Trendeki Azeriler, Türk yetkililere: “Ne olur bizleri karşı tarafa vermeyin. Onlar bizi hemen öldürecekler. Bari bizleri siz öldürün Al Bayrağın gölgesinde, Türk toprağında yatalım. Ne olur bizleri siz öldürün. Bizleri Rus gâvuruna teslim etmeyin.”. Bütün yalvarmalar boşuna… O zamanki merkezi hükümette olanlarda zaten merhametin “m”si kalmamış. Sınırdaki memurları da birer zebani gibi idi. Yukarıdan gelen emre harfiyen uyacaklardı. Yalvarma, ağlama, sızlama yüreklerini hiç sızlatmadı. Kararan kalplerini yumuşatmadı. Karar kesin, 146 Azeri Türkü Stalin’in köpeklerine teslim edilecekti. Bunu anlayan Azeri kardeşlerimiz tren içinde hep birlikte şöyle haykırıyorlardı:

 

“Bizi siz öldürün vermeyin Rus’a,

Yakışmaz bu şerefe sığmaz namusa,

Bizi siz öldürün vermeyin Rus’a.”

 

Ruslar Türk yetkililerden teslim aldıkları Azerileri sıra haline koyduktan sonra; Boraltan Köprüsü’nün öbür tarafına geçince hepsini acımasızca makineli tüfeklerle kurşuna dizip öldürdüler. (Bazı kaynaklara göre cesetleri Aras Nehri’ne attılar.) Bu hadise bir ağıt olarak dizelere döküldü. Şöyle:

 

“Boraltan bir köprü aşar geçer arası,

Yuğsan Aras suyuyla, çıkmaz yüzün karası.

Karası karası merhamet fukarası,

Karası karası merhamet fukarası.

 

Düşman bekler karşıda,

Önüne kattı beni,

Can alınan çarşıda,

Kardeşim sattı beni.

 

Dönüp seslendim geri,

Merhametsiz birine,

Bizi siz vursaydınız,

Şu gâvurun yerine.”

 

Azeri kardeşlerimizi çaresizlik içinde Ruslara teslim eden ve hemen karşı tarafta kurşuna dizilen Azerileri gören karakol komutanı vicdanı mı sızladı ne ise beylik tabancası ile intihar ettiği söylenir.

Azerbaycan’ın milli şairi Almas Yıldırım konuyu yazdığı şiirde mısralara döktü.  Sadece bir kıtasını alalım. (Tamamını isteyenler internetten okuyabilir.)

 

“Türk denince özü, sözü mert olur,

Dost deyince ayrılmaz bir fert olur,

Kardeş deyip dara düşsem, sığınsam,

Şimden geru bu bana bir dert olur.

Ben ne diyem bu vefasız dağlara,

Öz kardaşı dönek olan ağlara!”

 

Dün kendi eliyle bile bile kardeşlerini Ruslara teslim edip ölümlerine sebep olan, göz yuman, rıza gösteren Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti bugün binlerce kilometre uzaktan kendi vatandaşlarını, Azeri, Gürcü ve Arnavut kardeşlerini kurtarmaya gidiyor. Nereden nereye değil mi? Birileri Türkiye batıyor diye haykırsa da gerçekten Türkiye batıyor mu? Hepsini bir kenara bırakalım da Türkiye silah sanayiinde nerelerden, nerelere geldi? İlaç sanayimiz ne durumda? Türkiye kendi tohum bankasını kurdu bilir misiniz? Dünyada en kolay şey tenkit etmektir. Ancak yapmak zordur. Yapılanları görelim, yapanları takdir edelim, azdır daha iyisini yapabilmek için birlik ve beraberlik içinde olalım. Ülkemizi yıkmak isteyen vatan, bayrak ve ezan düşmanları ile hiçbir zaman birlik içinde olmayalım. Unutmayalım Türkiye bugün bütün dünyadaki mazlumların diline, dinine, ırkına bakmadan yardım elini uzatmaktadır. Dünyanın neresinde bir mazlum varsa, Türk Devleti gücü nispetinde onlara yardıma koşuyor. Allah (CC); devletimizin, milletimizin yardımcısı olsun. İdarecilerimize Hakk yolda adaletle hareket etmek için ferasetler nasip eylesin. Cümleniz Mevla’ya emanet olunuz.

Ali Sandıkçıoğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle