“Keşke ben köpeğin yerinde olsaydım.”
Zamanımızın gençlerine biraz düşünmeleri için çok önemli bir hatıra...
Kar, kış, yağmur, çamur, soğuk ve sıcak demeden kahraman Mehmetçik, ülkemizin sınırlarını korumak için Afrin’e doğru harekât içinde, tabiri caizse yıllarca batının müttefik(!) dediğimiz devletlerin kendilerine verdikleri ve halen vermeye devam ettikleri silahlarlaTürkiye’ye kafa tutan hain, alçak teröristleri Mehmetçik birbir inlerinde yakalıyor,sığınak ve barınaklarını başlarına yıkıyor, köyler, tepeler, barınaklar teröristlerden adım, adım temizlenerek bütün dünyanın gözü önünde destan yazıyor.(Bu arada; şehitlerimize rahmet,gazilerimizeCenab-ı Hakk’tan acil şifalar dileriz.)Ülkemizin her yerinden askerimize dua ve destek yağıyor. Keza dünyanın birçok mazlum, Müslüman ülkelerinden, dünyanın çeşitli ülkelerinde bulunan gurbetçilerimizden deMehmetçik’e dualar, desteklervarken, neyazık ki, ülke içindeki bazı hainler Afrinharekâtına karşı çıkıyor, imzalar topluyorlar. Hiçbir Türk vicdanınınkabul etmeyeceği Anadolu tabiri ile “ipe,sapa gelmez” açıklamalar yapıyorlar.Bir siyasi lider çıkıp milyonlarca insanın katili ile,Türk devletbaşkanının ve Türk hükümetinin oturup antlaşmasını(!) isteyebiliyor?... Doğrusunu isterseniz bu ne siyasi bakımdan nede ahlaki bakımdan hiç ama hiç etik olmadı.Ordumuz seferde iken, şehitler verirken ordumuza destek verme yerine,kahraman ordumuzu siyasete çekmek, asker üzerinden siyaset yapmak hiç doğru değildir.Unutulmamalıdır ki; necip ve kahraman milletimiz söylenenlerin hepsini kelimesi kelimesine not etmektedir.Günü ve zamanı geldiğinde mutlaka hesabını sorur. Ordumuzun harekâtına karşı çıkan, elleri sıcaktan,soğuğa değmeyen, varlık içinde yüzen, gününü gün etmeye çalışan, çile çekmeyen, fakirlikgörmeyen, kuru ekmek ve kuru soğan bulmakta zorlanmayan, Türk ordusunu saldırgan gibi görenve göstermeye çalışan, askerimizle omuzomuza ve önde vatanlarını kurtarmaya çalışan ÖSO mensuplarını hain ilan eden mürekkep yalamış veya yaylamamış, yurt içindeokuyan veya yurt dışında mastıryapan (istisnalar tenzih olunur)ezan, bayrak, vatanve kahraman ordumuza düşman olanciğersiz, ruhsuz, maneviyatsız balkon çocuklarına bir hatıramıithaf edip, biraz olsun düşünmelerini tavsiye etmek isterim.Bu millet açlığa, susuzluğu, yokluğa dayanır ancak, milli ve manevi değerlerinden asla taviz vermez.Afrinharekâtına katılan bir askerimizin söylediği gibi; “Düğün için Afrin’e gidiyoruz.” Bir başka askerimiz ise; “Afrin’e kurşun dökmeye gidiyoruz”inancı ile vatan uğruna çekinmeden can verirler.
Bu yazımda yıllar önce bizzat yaşadığım ve şahid olupdinlediğim bir hatırayı aynen olduğu gibi gençlerimize aktarıp, onlarla paylaşmak istiyorum..Lütfen okuyup, biraz olsun elimizi vicdanımıza koyarakdüşünelim. Bebek katillerinin, vatan,bayrak ve ezan düşmanlarının yanında değil,devletimizin, milletimizin ve kahraman ordumuzun yanında yer alalım.
Yıllar önceydi.Ben İstinye Kur’an Kursu öğretmenliği görevini yürütüyordum... Boş zamanlarımdaçarşıya çıkar, o zaman İstinye’deki taşocaklarında çalışan komşularımız ile görüşür,taşocaklarının bir kısmını işleten iş sahibikomşularımızın yazıhanelerine de uğrar,ziyaret ederdim...O zamanlar İstinye’de taşocağı işletenlerden birisi merhum Hasanbey İslamoğlu idi. Merhum babamlailkokul üçüncü sınıfa kadar beraber okumuşlardı. Babamı, dolayısı ile benideseverdi.Hasanbeyzamanında fakirdi. Çocuk yaştagurbeteçıkmıştı.Merkeple mahallecilik yapıpsokak, sokak,kapı, kapı dolaşaraksebzeve meyve satan Hasanbey İslamoğlutaş ve kireç ocağıişleterek sonradan bayağı zengin birisi olmuştu...Hayır seven bir insandı.Bir müddet İstinye Kur’an Kursu derneğinin başkanlığınıda yapmıştı. Eskiden köyümüz büyük bir köydü. Sonradanbölündü.Aşağı Silyan, Yukarı Silyan diye ikiye ayrıldı. Şimdi bu iki, eskiden bir köy olan köylerin Aşağı SilyanYokuşlu köyü,Yukarı Silyanda Çayırlı köyü adını almıştır. Bir gün Hasanbey’in yazıhanesine toplanan muhabbetedentaşocağı sahipleri vardı. Mehmet İslamoğlu, Ali Yıldırım,Osman Kaplanyazıhane sahibiHasanbeyİslamoğlu. Ali Kabil,Tahsin Yıldırım (dayım) Musa Kazdal ve yine yokuşlu köyündenHacı Müzellef Kurt. (Kasımpaşa’da oturuyordu.)İstinye’de de taşocağı vardı. Ayrıca Kasımpaşa’da ticaret hanesi de vardı.Hasanbey’in yazıhanesinde güzel güneşli bir günde muhabbet ederlerken bende gittim. Selam verdim, oturdum ne var ne yoktan sonra;sohbet edeno zaman bana göre yaşlı olanbüyüklerimizi dinlemeye başladım... Banada bir çay söylediler.Hem çayı içiyorum, hemde dikkatlice yaşlılarımızın yaptıkları konuşmaları dinliyorum.Geçmiş tarihi gerçekler, ülkemizin çektiği fakirlikler,analarımızın, babalarımızın yaşadıkları açlık ve sefaleti bizzat yaşayanlardan, hayretle dinliyordum.
Birçoğu fakirlik yüzünden çok genç yaşta gurbete çıkmıştı.Onların çocukluk yılları ülkemizdeağır bir yokluk ve kıtlığın hüküm sürdüğü, ekmeğin karne ile satıldığıdevirdi... Zor yıllar, çileli yıllardı.Ekmek yok, gaz yok, tuz yok, çarık bile zor bulunuyordu.
Genç yaşta gurbete gelen buyoklukve çile çeken insanlar;şimdi hepsi kendilerine göre birer iş adamı idi. Amma geçmişlerinde çok ama çok sıkıntılar vardı. Zorlu bir gençlik geçirmişlerdi. Çoğu okul okuyamamıştı.Hamallıktan tutun, taşocaklarında,kireç ocaklarında normal beslenemeden ağır şartlardagün boyu çalışmaları olmuştu. Zeytini yerkençekirdekleriniçıkarmazdık ki, midemizi tok tutsun... Hatta bir tanesi erik yerken bile çekirdeğini çıkarmazdıkkarnımız tok olsun diye anlatıyordu.Hepsi rahmetli olan onlardan birisi çarşıda atılmış birgazyağı tenekesi bulduk onu kaldığımız kulübeye götürdük.Yıkadık, temizledik, ilk defabir mercimek çorbası yaptık. Çorbaya benzer bir tarafı yoktu amma, aylar sonra midemizebir sıcaksulu yemek inmişti.İsimlerinden yukarıda bahis ettiğimşu an hepsi merhum olan insanlar. O yıllar hüküm süren sağ, sol çatışmasını yapan gençlere çok ama çok kızıyorlardı.Bu gençler hiçbir sıkıntı çekmemiş, yoksulluk görmemişler.Çokları vurdumduymaz, vatan,bayrak sevgisi bilmezler, analarının, babalarının paralarını yerler. Çoğunda millibir duygu yok. Okuyup okullarından mezun olduktan sonra ana-babalarınayardımcı olup aile bütçelerine katkı sağlayacakları, milletimize, memleketimizehizmet edecekleri yerde, birbirlerini öldürüyorlar...Bunlar çarık giymemiş, açlık çekmemiş,el işinde çalışmamış, hiçbir sıkıntı görmemiş insanlar... Bizler de okuyabilirdik, ancak ilkokulu bile bitiremedik. Para kazanmak için çocuk yaşta gurbet ellere çıktık. Ne yatacak yer var, ne yiyecek... Taşocaklarının barakalarında gençliklerimizi geçirdik. Önümüze ne iş çıktı ise, üç-beş kuruş kazanalım diye gece-gündüz demeden çalıştık. O işleri yaptık. Aklınıza gelebilecek her türlü işlerde çalıştık... Bu zamanın gençleri çok yalnış yapıyorlar... Ah!..O fakirlik yıllarını, çekilen sıkıntıları biraz olsun bilebilseler...
Bizler kuru ekmekle karnımızı doyurmayaçoktan razı idik ammao da yoktu... Bazen karnemiz olduğu haldebile ekmek bulamazdık...
Bu arada; Hacı Müzellef Kurtsöz aldı. Yüzü güleç birinsandı... Orada bulunan yaşıtıarkadaşlarına şöyle dedi:Ben 12- 13 yaşlarında Beykoz Ziraat Fidanlığında çalışıyordum... Yanımızdakomşularımız da vardı... Bana göre daha yaşlı insanlar.(Merhum Muhammed Yıldırım dayımda daha küçük yaşlarda ozaman fidanlıkta çalışmıştı.) Kıtlık vardı. Açlık vardı. Bir ara fidanlığın yazıhanesinden bir mühendis dışarı çıkarak elindeyarım ekmek kadar bir ekmeği(francala)fidanlığın köpeğine attı.Merhum Hacı Müzellef, ekmeğinköpeğe atıldığınıgördüğünde o günleri anlatırkengözleri dolarak aynen şöyle diyordu:Çok açtım. Ekmek yok. Alacak param da yoktu...Kimseden de yiyecek ekmek isteyemiyordum.Açlıktan ayakta zor duruyordum. Ekmeğin köpeğe atıldığını gördüğümde kendimden geçerek;“Ey Allahım! Keşke şu köpeğin yerinde ben olsaydım da, o ekmek bana atılmış olsa, yesem karnımı doyursam.”
Arkadaşlar, ben bizzat orada içimden böyle geçirdim hatta dua bile ettim...Orada bulunanlar bir andaduygusal bir hale büründüler... Hepsinin çokçektiği değişik sıkıntıları vardı...Tahsin dayım merhum çok açtım. Bir evin kapısında incir ağacı vardı. Sahibine seslendim. İncirden biraz yiyebilirmiyim dedim... İzin verdiler incir yiyerek karnımı doyurdumdiyordu... Ali Yıldırım (dayım genç yaşta vefat etmişti)sol görüşlü CHP’li idi. Ona takıldılar bunlar hepsizin Milli Şef zamanında oldu dediler... Çok açlık,çok sefaletler çektik dediler. Tabii samimi bir hava içinde.Mehmet İslamoğlu, Hasanbey İslamoğlu koyu DP ve sonradan AP’li idiler,ancak ayrı siyasi görüşlerde olmalarına rağmen aralarında çok güzelbir samimiyet ve diyalog vardı.Ali Yıldırım çok hoşgörülü bir insandı. Güler yüzlü idi. Fakirfukaraya çok acırdı.Cebinde olan bütün parasını nerede ise fakirlere ve dilencilere verirdi. Çocuklaraher zaman harçlık verirdi... Yazıhanedebulunanlara görebiraz daha gençti. Oldukça nüktedan, hoş sohbet, zaman,zaman konuşması ile insanları güldüren birisi idi. Hemen bir atak yaparak oradakilere: bakın ne güzel sohbet ediyorduk... Bizimde sizlerden istifade edeceğimiz şeyler var.Bırakın siyaseti karıştırmadan muhabbetimize devam edelim dedi ve siyaseti kapattı... Öyle ise Ali çayları sen söyle... Söyleyeyim amma Hasanbey’i biliyorsunuz o bana para verdirmez. Hasanbey sen söyle ben parayı veririm, dedi...Ben dedim ki, burada en küçük benim.Ben gidip söyleyim çayları dedim amma... Küçük de olsan hocasın... Olmaz. Ali Yıldırım çayları söyledi...Sohbetbu minval üzere devam etti. Şimdiki gençler hiçbir sıkıntı çekmemişler... Mehmet İslamoğlu, Allah bizim çektiklerimizi çocuklarımıza çektirmesin. İnşallah bu nesil Allah’ın kendilerine verdikleri nimetin kıymetini bilirlerde Mevla ellerinden nimetini almaz.
Evet, zamanımızın gençleri hepimizin babaları,dedeleri, amcaları, dayıları, anneleri,babaanneleri, anneanneleri zamanla bu şekilde açlık çekmiş, yokluk içinde yaşamışlardır. Daha sonra azimle çalışarak iş-güç sahibi olarak bizlere köylerimizde yahut büyükşehirlerde mallar,mülkler bırakmışlar veebedi aleme göç etmişlerdir. Allah hepsine rahmet eylesin. Mekanları cennet olsun..Eğer biz onları hatırlamaz, ruhlarınınşad olması için Fatihalargöndermez,onları hayırla yad etmez ve bizlere bıraktıkları nimet ve servetlerin şükrünü eda etmez,kıymetini bilmezsek Cenab-ı Hakk o nimetleri ellerimizden alır. Hz. Allah (c.c)bizleri açlıkla, yokluklaterbiye etmesin inşallah...
Not: Bu yazım; gençlerimize biraz olsun dünü, bügünü düşünebilmeleri için hediyem olsun. Afrin’e giden asker, bizim askerimizdir.Malımızla, canımızla onlara destek olmalıyız. Ne demek Afrin harekatına karşı çıkmak?..Lütfen incitmeyelim, incinmeyelim. Görüşlerimiz ayrıda olsa,birbirimize saygılı olalım.Rabbim bizlere o kıtlık yıllarını bir dahagöstermesin.Afrin’e doğru yol alan Mehmetçik’imizin yar ve yardımcısı olsun. Cümleniz Mevla’ya emanetolunuz.







