--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Kâfirlerden dost olur mu?

Ali Sandıkçıoğlu
Ali Sandıkçıoğlu

Hiçbir zaman iman ile küfrün bağdaşması mümkün değildir. Gece ile gündüz, siyah ile beyaz gibi. Biri varsa kesinlikle diğeri yoktur. Hem gece hem de gündüzün bir arada olması mümkün değildir. “Kâfirden dost olur mu?” sorusuna Allah’ın (c.c.) yarattığı kullar olarak cevap verirken hata etmiş olabiliriz. En iyisi bu soruya âlemlerin Rabbi Hz. Allah’ın (c.c) verdiği cevaba bir bakalım. Cenab-ı Hakk Kur’an-ı Kerim’inde: “Ey iman edenler! Yahudi ve Hıristiyanları dost ittihaz etmeyiniz. Zira onların bazısı bazısının dostudur. Eğer sizden bir kimse onları dost ittihaz ediyorsa, o kimse zahirde Müslüman gözüküyorsa da hakikatte onların zümresindendir. Zira onlara dost olmakla zalimdir. Allahu Teâlâ ise zalim olan kavme hidayet etmez.” (Maide Süresi, 51)

Bu ayeti kerime ile Cenab-ı Hakk bir nevi inanan kullarını uyarıyor. Kâfirlerin dostluk gösterilerine hemen aldanılmamasını, inanılmamasını beyan buyuruyor. Sakın onları dost zannedip de tuzaklarına düşmeyiniz. Kur’an-ı Kerim’de: (BAZUHUM EVLİYA’U BAZ) diye ifade edilir. Onlar birbirlerinin dostlarıdır, birbirlerini tutar, birbirlerinin görüşlerini destekler ve her zaman birbirlerinin yanında yer alırlar. Kendi aralarında bazı ihtilaflar olsa bile İslam’a karşı hemen belli bir fikir etrafında toplanabilirler.

Kâfirleri dost olarak seçmeyin fermanının sahibi Hz. Allah’tır. Geçmişi ve geleceği ondan daha iyi kim bilebilir? Ancak kalplerinde hastalık olanlar her halükarda kâfirlerle dost olunabileceğini zannederler. Bu tip insanlar içinde Cenab-ı Hakk Kur’an-ı Kerim’de: “Kalplerinde bir hastalık bulunanlar: Başımıza bir felaketin gelmesinden korkuyoruz! Diyerek onların arasına koştuklarını görürsün ki, kâfirlerle dostluk yapmak hususunda yarışırlar. Korkarız bir zaman inkılâbı ile İslam mağlup olur, derler. Allah, Müslümanlara zaferi veya kendi katından bir emri (münafıkların açığa vurulması emrini) getirir de nefislerinde gizlediklerine pişman olurlar.” (Maide Süresi, 52)

Tanzimat’tan bu yana yönümüzü Avrupa’ya çevirmişiz. Avrupalı olmak için, o gün bugün bizim dost (!) ilan ettiğimiz insanlar bizleri dostluklarına kabul ediyorlar mı? Şayet gerçekten onlar bizim dostumuz idiyse; Türkiye neden otuz bin evladını; asker, polis, sivil, yaşlı, genç, kadın ve erkek olarak terör uğruna şehit verdi? Bunca masum insanı katledenler silahlarını kendileri mi imal etti? Yoksa bazı dost ve müttefik (!) dediğimiz devletlerden mi aldılar? Aldılarsa kimdir bu devletler? Zaman zaman bizim yetkililerimiz o zaman haykırmıyor mu idi: “Teröre destek vermeyin. Bir gün bu terör sizi de vurabilir. Terörün önlenmesi için bütün dünya devletleri geliniz birlik yapalım.” O zaman birçok Hıristiyan ve Yahudi ağırlıklı devletlerin tuzları kuru idi. Türkiye’nin sesine pek kulak vermiyorlar, maddi çıkar için teröristlere habire silah satıyorlardı. Böylece Türkiye’nin ilerlemesini de engellemiş oluyorlardı. Konuştukları zaman da Türkiye’nin çok değerli (!) bir müttefik olduğunu da hiç yüzleri kızarmadan söyleyebiliyorlardı.

Biz de kesinlikle tasvip etmeyiz. Masum insanları öldürmeye dinimiz cevaz vermez. Ancak ne zaman geçmişte ABD’de ikiz kuleler vuruldu. O zaman dünya gözünü açtı. Şimdi terör için yapmacık, küresel çareler arıyorlar. Hele hele son zamanlarda yine ABD ve batılılar tarafından kurgulanıp ortaya çıkartılan DAİŞ belası önceleri İslam’ı kötülemek için kurulan bir tuzakken şimdi o tuzağı kuranların, destekleyenlerin başına bela olmaya başlayınca bizim dost (!) zannettiğimiz insanlar uyanmaya başlıyor, DAİŞ belasından kurtulmak için güya küresel çareler arıyorlar. Bir nevi tavşana kaç, tazıya tut hikâyesi. Bunların hepsi birer senaryo... Hepsi dünyayı kandırmak için yapılmış sinsi ve hain planlar… Binlerce tır silahı, müttefikimiz (!) neden PKK’lılara, PYD ve diğer terör gruplarına veriyor? Kime karşı, kiminle mücadele etmek için? Hedefleri apaçık Türkiye’yi çökertmek... Papaz hikâyesi ise sadece bu düşmanlıkların gözüken bir bahanesi… Bakışlar ve niyetler bozuk… Hile üstüne hile…

Ancak yıllardan beri Suriye’de yapılan zülüm, dökülen kan, çoluk çocuk, yaşlı kadın, erkek ve nice hastaların hâlâ topraklarından, vatanlarından uzakta yaşamaları bir başka ifade ile yaşamaya çalışmaları, yaşamaya mecbur edilmeleri Esed’in yaptığı zulümler kimsenin umurunda değil, neden? Irak’ta hâlâ kan dökülüyor, niçin? Hani sizler hep birlik olarak Irak’a topunuzla, tüfeğinizle yakıp yıkarak demokrasi (!) getirmiştiniz, ne oldu? Peki, teröre karşı olan hür dünya neden İsrail’e dur diyemiyor? Bütün bu soruların cevaplarını çok çok iyi düşünmeliyiz... Keza dost ve müttefik dediğimiz insanlar neden kırk senedir bizi AB kapısında bekletiyorlar? Neden aynı insanlar Yunanistan’ı birliğe alırken: “Sizin Türkiye ile aranızda bir Kıbrıs sorunu var. Onu halledin gelin demediler de Türkiye’ye: “Kıbrıs sizin AB’ye girmek için ön şart değil ama Kıbrıs meselesini hallederseniz çok iyi olur” diye Türkiye’ye dayatıyorlar? Yoksa bunların hepsi dostluk (!) uğruna mı yapılıyor? Yıllardır dost dediğimiz, müttefik dediğimiz, stratejik ortak (!) dediğimiz ABD Başkanı Bay Trump’ın Türkiye aleyhine aldığı kararları, verdiği mesajları milletçe esefle, ancak çok dikkatlice takip ediyoruz. Bunlarda dostluk ve mertlik aranmaz. Çünkü dost olmadıkları gibi mert insanlar da değillerdir. Verdikleri sözlerinde durmuyorlar. Tek arzuları vardır. Dünya milletlerini sömürmek… Basit bahaneler uydurarak yine kendileri gibi inanmayanlara zulüm etmek. ABD’liler hiç geri dönüp bakmazlar mı? Dün nice Anadolu yiğidi Kore’de ne için çarpıştı? Kim için oralarda onca şehit verdik. Onlar Türkiye’yi birkaç yıllık yeni kurulmuş bir devlet zannediyorlarsa yanılıyorlar. Türk devleti binlerce yıldan beri devam edip gelen ve gelenekleri olan bir devlettir. Kahraman milletimiz kara lastik giyer, çarık giyer, hatta yalın ayak da yürür, gerekirse zeytin ekmek, soğan ekmek yer ancak istiklalinden asla vazgeçmez. Bu millet on beş temmuz hain harekâtını nasıl birlik ve beraberlik içinde tek vücut olarak önledi ise… Faiz lobilerinin, Türk ve İslam düşmanı merkezlerin Türkiye aleyhine yürüttükleri ekonomik yönden Türkiye’yi çökertme hareketini de milletimizin birliği, feraseti ve Cenab-ı Hakk’ın yardımı ile inşallah aşacaktır. (Nasrun minellahi ve fethün karib) Ayeti kerimesinin sahibi Hz. Allah (c.c.) inşallah bütün kâfirlerin hile ve tuzaklarını Rabbim yakın zamanda başlarına makûs edecektir. İnşallah bizler de göreceğiz.

Batılı gibi olmak veya batılı gibi gözükmek için neler kazandık, neler kaybettik? Acaba kesin bir hesabını çıkartan var mı? Bu hususla alakalı olarak Nihal Atsız şöyle diyor: “Bir toplumda aşağılık duygusu başladı mı artık dışarıdan gelen her şeye hayranlıkla bakılır.” Türk vatandaşının İngilizce sözlerle yarışmaya katılması gibi. Ne olursa olsun ileri derecede bir yabancı hastalığı birçoğumuzu maalesef sarmış... Araplardan Türk atasözlerine girmiş bir söz vardır: “Karganın izine düşen akıbet harabeye gider.” Onun içindir ki, Cenab-ı Hakk’ın hitabına kulak vererek kim ile dost, kim ile düşman olacağımızı çok iyi bilmemiz lazımdır. Bir zamanların Avusturya Başbakanı Nattarık bakınız Türkler için neler söylüyordu: “Maziyi unutmak olmaz. Türkiye maziye riayetkâr olmalıdır. Avrupavari ıslahatınız sizin inkırazınızdır. Sizin vücudunuz ve kuvvetiniz dindir. Türk kalınız ve Kur’an’a itaat ediniz.” Ne kadar acayip değil mi? Bizim ilerlememiz kâfirlerle dost olmamızla değil, kendi milli ve manevi değerlerimize bağlı kalarak, çalışmakla mümkündür. Soyunmakla değil. İçkiyi fuhşu, esrar ve eroinin ilkokul sıralarına kadar inmesiyle asla değil... (Kötü alışkanlıkların nasıl hızla yayıldığına dair yetkililerimizin raporları vardır.)

Batılı kâfirler için Muhammed İkbal bakınız neler söylüyor:

“Frenk âleminin var içinde gizli bir yara.

Adım adım o âlem yaklaşıyor mezara...

Hâlbuki bizim neyimiz eksik?

Biz her yönden onlardan üstünüz:”

On yedinci asır şairlerimizden olan Karacaoğlan bugün bizlerin birçoğunun hayran kaldığımız kâfirleri bakınız nasıl anlatıyor:

“Seyredüben gelir Karadeniz’i

Kanları yok sarı sarı benizi.

Öğün etmiş kara etli domuzu

Dinleri var bizim dine benzemez.

 

Akılları yoktur küfre uyarlar.

İmanları yoktur cana kıyarlar.

Başlarına siyah şapka giyerler.

Beyleri var bizim beye benzemez.”

 

Maide süresinin 52. ayetinin meali ile yazımızı bitirelim: “Umulur ki Allah bir fetih yahut katından bir emir getirecek de onlar, içlerinde gizledikleri şeyden dolayı pişman olacaklardır.” Sonunda üzülüp pişman olmamak için “Elhubbu lillah vel buğzu lillah” medlulünce hareket etmeliyiz. Yani sevdiğimizi Allah için sevmeli, düşman olduğumuza da Allah için düşman olmalıyız. Atalarımızın “... dost, ayıdan post olmaz” sözünü hiçbir zaman unutmayalım. Çünkü Peygamber Efendimiz (Elküfrü milletün vahidetün) buyurur. Yani milliyetleri ayrı da olsa, küfür ehli bir millettir. 15 Temmuz gecesi ülkemizde kalkışılan alçak darbe rezaletini hep birlikte yaşadık. Türkiye Cumhuriyeti, daha doğrusu Türkler hiçbir devirde böyle bir ihanetle karşı karşıya kalmamışlardır. Bunca şehit, bunca yaralımız oldu. Dost ve müttefik dediğimiz ülkeler nerede? Açıkça darbe girişimini gür bir sesle tenkit bile edemediler. Çünkü darbenin arkasında kendileri vardı da ondan. Aziz kardeşim, artık dost ve düşmanı tanıma zamanı gelmiştir. Ülkemize hep birlikte sahip çıkalım. Bu ülkenin toprakları, yeraltı, yerüstü serveti hepimize yeter… Fitneye yer vermeyelim. Birlik olalım, birlikte bütün düşmanlarımıza karşı koyalım. Bu ülkede servet sahibi olan zenginler, sizler de bugün size düşen ve size yakışan görevleri yapmaktan geri kalmayınız. Vatanımız için gün bugündür. Eski tabirle ülke için, vatan için, bayrak için, ezan için keselerinizin ağzını açınız. O serveti size verene Allah (c.c.) daha çoğunu vermeye muktedirdir.

Küfür bir millettir. Ve hiçbir zaman Allah’a ve ahir zaman Peygamberine inananlara gerçek manada dost olmazlar... Hz. Allah (c.c.) gerçek manada dostumuzu ve düşmanımızı iyi tanımamızı cümlemize, özellikle yetişen yeni neslimize nasip eylesin. Cümleniz Mevla’ya emanet olunuz.

NOT: Bütün kardeşlerimin Kurban Bayramı’nı gönülden tebrik eder, milletimiz, âlemi İslam ve bütün dünyaya huzur getirmesini Rabbul Âlemin Hazretlerinden temenni ve niyaz ederim.

Ali Sandıkçıoğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle