--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Kâfirden dost olur mu?..

Ali Sandıkçıoğlu
Ali Sandıkçıoğlu

Kahraman ordumuz ülkemizin sınırlarını teröristlerden temizlemek üzere başlattığı Afrin harekâtı sebebi ile dünyanın çeşitli ülkeleri, Türkiye’ye harekâtın durdurulması için telkinlerde bulunuyorlar. Bu ülkeler arasında ne yazık ki, bizim dost dediğimiz, müttefik dediğimiz, stratejik ortak dediğimiz ülkelerin hepsi var. Ehli salip ülkeleri de Türkiye’ye akıllarınca baskı yapmak istiyorlar. Ancak Türkiye’nin eski Türkiye olmadığının farkında değiller. Türk milleti topyekûn askerinin arkasında durduğunu, kadını, erkeği, yaşlısı, genciyle cepheye gitmek için askerlik şubelerine koştuklarını göremiyorlar. Bu birlikteliği sağlayan iman gücüdür. Elhamdülillah. Allah korusun Türk ordusu başaramayacak olsaydı, devletlerinin ve milletlerinin adları ne olursa olsun ehl-i küfür cephesi belki de zil çalıp oynayacaklardı. Türkler başaramadı diye sevineceklerdi.. Çünkü onlar teröristleri eğitiyor, destekliyor ve bedava silahlar veriyorlar. Afrin çevresinde bu kadar tünelleri kimler yaptı? Projeleri kimden? Betonlar kimden? Türkiye uluslararası hukuktan doğan meşru hakkını kullanıyor sözde dostlarımız, ‘olmaz harekâtı durdurun’ diyorlar… Nedense Suriye’nin bir başka kentinde katil Esed’in yaptıkları zulümleri öldürdükleri sivilleri görmezden geliyorlar. Teröristlerin Türkiye’ye yaptıklarının binde birini batılı bir ülkede yapsalardı, o ülkenin idarecileri nasıl davranırlardı? Burada Uhud Muharebesi sırasında Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.s)’e nazil olan bir ayet-i kerimenin mealinde bakınız Mevla’mız ne buyuruyor: “Size bir iyilik dokunursa onların fenalarına gider. Ama başınıza fenalık gelirse, ona sevinirler. Eğer siz, sabreder de korunursanız, onların hileleri size hiçbir zarar vermez. Şüphesiz ki, Allah, ilmiyle onların yaptıklarını kuşatmıştır.” (Âli İmran 120”

Hiç bir zaman iman ile küfrün bağdaşması mümkün değildir. Gece ile gündüz, siyah ile beyaz gibi. Biri varsa, kesinlikle diğeri yoktur. Hem gece hem de gündüzün bir arada olması mümkün değildir. Kâfirden dost olur mu? Sorusuna Allah’ın (c.c.) yarattığı kullar olarak cevap verirken hata etmiş olabiliriz. En iyisi bu soruya alemlerin Rabbi Hz. Allah’ın (c.c) verdiği cevaba bir bakalım. Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’inde: “Ey iman edenler! Yahudi ve Hıristiyanları dost ittihaz etmeyiniz. Zira onların bazısı bazısının dostudur. Eğer sizden bir kimse onları dost ittihaz ediyorsa, o kimse zahirde Müslüman gözüküyorsa da hakikatte onların zümresindendir. Zira onlara dost olmakla zalimdir. Allahu Taala ise zalim olan kavme hidayet etmez.” (Maide süresi, ayet 51)

Bu ayet-i kerime ile Cenab-ı Hakk bir nevi inanan kullarını uyarıyor. Kâfirlerin dostluk gösterilerine hemen aldanılmamasını, inanılmamasını beyan buyuruyor. Sakın onları dost zannedip de tuzaklarına düşmeyiniz. Kur’an-ı Kerim’de: (BAZUHUM EVLİYAU BAZ) diye ifade edilir. Onlar birbirlerinin dostlarıdır, birbirlerini tutar, birbirlerinin görüşlerini destekler ve her zaman birbirlerinin yanında yer alırlar. Kendi aralarında bazı ihtilaflar olsa bile İslam’a karşı hemen belli bir fikir etrafında toplanabilirler. Peygamber Efendimiz (s.a.s) “El küfrü milletün vahidetün” buyuruyor. (Yani ismi, cismi, rengi, memleketi, dili ne olursa olsun, küfür ehli bir millettir.)

Kâfirleri dost olarak seçmeyin fermanının sahibi Hz. Allah (c.c)’tır. Geçmişi ve geleceği ondan daha iyi kim bilebilir?. Ancak kalblerinde hastalık olanlar her hâlükârda kâfirlerle dost olunabileceğini zannederler. Bu tip insanlar içinde Cenab-ı Hakk Kur’an-ı Azimuşşanında: “Kalplerinde bir hastalık bulunanlar: Başımıza bir felaketin gelmesinden korkuyoruz! Diyerek onların arasına koştuklarını görürsün ki, kâfirlerle dostluk yapmak hususunda yarışırlar. Korkarız bir zaman inkılabı ile İslam mağlup olur, derler. Allah, Müslümanlara zaferi veya kendi katından bir emri (münafıkların açığa vurulması emrini) getirir de nefislerinde gizlediklerine pişman olurlar.” (Maide, 52)

Tanzimat’tan bu yana yönümüzü Avrupa’ya çevirmişiz. Avrupalı olmak için, o gün bugün bizim dost(!) ilan ettiğimiz insanlar bizleri dostluklarına kabul ediyorlar mı? Şayet gerçekten onlar bizim dostumuz idiyse; Türkiye neden otuz bin evladını; asker, polis, sivil, yaşlı, genç, kadın ve erkek olarak şehid verdi? Bunca masum insanı katledenler silahlarını kendileri mi imal etti, yoksa bazı devletlerden mi aldılar? Aldılarsa kimdir bu devletler? Zaman, zaman bizim yetkililerimiz haykırmıyor mu idi: “Teröre destek vermeyin. Bir gün bu terör sizi de vurabilir. Terörün önlenmesi için bütün dünya devletleri geliniz birlik yapalım”. O zaman birçok Hristiyan veya Yahudi ağırlıklı devletlerin tuzları kuru idi. Türkiye’nin sesine pek kulak vermiyor, maddi çıkar için teröristlere ha bire silah satıyorlardı, hatta bedava silah hibe ediyorlardı. Böylece Türkiye’nin ilerlemesini de engellemiş oluyorlardı. Konuştukları zamanda Türkiye’nin kendileri için çok değerli(!) bir dost müttefik olduğunu da söylüyorlardı.

Biz de kesinlikle tasvip etmeyiz. Masum insanları öldürmeye dinimiz cevaz vermez. Ancak ne zaman geçmişte ABD’de ikiz kuleler vuruldu. O zaman dünya gözünü açtı. Terör için küresel çareler arıyorlar gibi gözükseler de, yine de terörün arkasında onlar vardır. Kulelerin vurulması onlar için sadece bir bahane... On beş temmuz gecesi başta ABD olmak üzere hiçbir Avrupa ülkesi anında darbe girişimini kınayamadılar. Birçok terörist bugün elini kolunu sallayarak Avrupa ülkelerinde geziyor. Üstelik kahramanlar gibi de ağırlanıyorlar. Dostluk bu mudur? Yerin dibine batsın böyle dostluk…

Peki, teröre karşı olan hür dünya neden İsrail’e dur demiyor? Bütün bu soruların cevaplarını çok, çok iyi düşünmeliyiz.... Keza dost ve müttefik dediğimiz insanlar neden sahi elli senedir bizi AB kapısında bekletiyorlar? Manevra üzerine, manevra yapıyorlar. Türklere verdikleri sözleri hiçbir zaman tutmuyorlar. Her defasında neden Türklerin serbest dolaşmalarını kabul etmeyip ipe un seriyorlar?. Neden aynı insanlar Yunanistan’ı birliğe alırken sizin Türkiye ile aranızda bir Kıbrıs sorunu var. Onu halledin gelin demediler de Türkiye’ye “Kıbrıs sizin için AB’ye girmek için ön şart değil amma, Kıbrıs meselesini hallederseniz çok iyi olur diye Türkiye’ye şartlar dayatıyorlar? Yoksa bunların hepsi dostluk(!) uğruna mı yapılıyor?

Batılı gibi olmak veya batılı gibi gözükmek için neler kazandık, neler kaybettik? Acaba kesin bir hesabını çıkartan var mı? Bu hususla alakalı olarak Nihal Atsız şöyle diyor: “Bir toplumda aşağılık duygusu başladı mı artık dışarıdan gelen her şeye hayranlıkla bakılır.” Türk vatandaşının İngilizce sözlerle yarışmaya katılması gibi ne olursa olsun ileri derecede bir yabancı hastalığı birçoğumuzu maalesef sarmıştır... Araplardan Türk atasözlerine girmiş bir deyim vardır: “Karganın izine düşen akıbet harabeye gider.” Onun içindir ki, Cenab-ı Hakk’ın hitabına kulak vererek kim ile dost, kim ile düşman olacağımızı çok iyi bilmemiz lazımdır. Bir zamanların Avusturya Başbakanı NATTARIK bakınız Türkler için neler söylüyordu: “Maziyi unutmak olmaz. Türkiye maziye riayetkâr olmalıdır. Avrupa bari ıslahatınız sizin inkırazınızdır. Sizin vücudunuz ve kuvvetiniz dindir. Türk kalınız ve Kur’an’a itaat ediniz.” Ne kadar acayip değil mi? Bizim ilerlememiz kâfirlerle dost olmamızla değil, kendi milli ve manevi değerlerimize bağlı kalarak çalışmakla mümkündür. Soyunmakla değil. İçkiyi fuhşu, esrar ve eroinin ilkokul sıralarına kadar inmesiyle asla (!) değil... (Kötü alışkanlıkların nasıl hızla yayıldığına dair yetkililerimizin raporları vardır.)

Batılı kâfirler için Muhammed İkbal bakınız neler söylüyor:

“Frenk aleminin var içinde gizli bir yara.

Adım, adım o alem yaklaşıyor mezara...

Hâlbuki ki bizim neyimiz eksik?

Biz her yönden onlardan üstünüz”.

On yedinci asır şairlerimizden olan Karacaoğlan bugün bizlerin birçoğunun hayran kaldığımız kâfirleri bakınız nasıl anlatıyor:

“Seyredüben gelir Karadeniz’i

Kanları yok sarı sarı benizi.

Öğün etmiş kara etli domuzu

Dinleri var bizim dine benzemez.

 

Akılları yoktur küfre uyarlar.

İmanları yoktur cana kıyarlar.

Başlarına siyah şapka giyerler.

Beyleri var bizim beye benzemez.”

Maide sûresinin 52. ayetinin meali ile yazımızı bitirelim: “Umulur ki Allah bir fetih yahut katından bir emir getirecek de onlar, içlerinde gizledikleri şeyden dolayı pişman olacaklardır.” Sonunda üzülüp pişman olmamak için “El hubbu lillah vel buğzu lillah”. Beyan ettiği mana gereğince hareket etmeliyiz. Yani sevdiğimizi Allah için sevmeli, düşman olduğumuza da Allah için düşman olmalıyız. Atalarımızın (..... dost ayıdan post olmaz) sözünü hiç bir zaman unutmayalım. Çünkü peygamber efendimiz (s.a.s) “Ehli küfür bir millettir. Ve hiçbir zaman Allah’a ve ahir zaman peygamberine, inananlara gerçek manada dost olmazlar... Kahraman ordumuzun başarıları görüldükçe dost zannettiğimiz gerçekte ise Türk ve İslam düşmanı kâfirler hile üzerine hile peşinden koşuyorlar. Rabbim askerimizin, polisimizin bütün güvenlik güçlerimizin, devletimiz ve milletimizin lehine düşünen ve çalışan devlet adamlarımızın yardımcısı olsun. Cenab-ı Hakk birlik ve beraberliğimizi daim eylesin. Her türlü fitne, fesat hile ve tuzaklardan korusun. Cümleniz Mevla’ya emanet olunuz.

 

NOT:

Eşim Emine Sandıkçıoğlu vefat etmiştir.

Cenazesi, Cumartesi günü öğlen namazından sonra İstinye Nesli Şahsultan Camii’nden kaldırılıp Karacaahmet’teki aile mezarlığınadefnedilecektir. Allah hepimizin ölmüşlerine rahmet eylesin. 

Ali Sandıkçıoğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle