Kadın nedir?
Kadın nedir sorusuna asırlardan beri cevap aranmaktadır. En son ve en mütekâmil din olan İslam dini kadına layık olduğu değeri vermiştir. Günümüzde kadın nedir sorusuna yeniden cevaplar aranmakta, yeni fikirler ortaya sürülmekte, kadınlara haklar veriliyor veya kadınların hakları alınıyor diye bir kavga ortamı oluşturulmuştur. Herkes kendi inanç istikametine göre kadına değerler atfederek ona göre kadını bir kürsüye oturtmak istiyor. Günümüzde yazık ki, birçokları kadınlara İslam dininin verdiği değerleri beğenmeyerek, bir kenara iterek, kadına kendi görüş ve inançları doğrultusunda değer vermeye çalışıyorlar. Oysa âlemlerin efendisi mübarek Peygamberimiz (S.A.S.); “Cennet anaların ayağının altındadır” diyerek kadınlara, daha doğrusu analara en büyük değeri asırlar önce vermiştir.
Günümüzde bir kısım insanlar; beşerî yapılar olan birtakım “izm”lerin peşine takılarak kadınların “feministliğini” ön plana çıkartarak, kadınlara en büyük değeri vermiş olacaklarını düşünüyorlar. Bir kısım insanlar kadına değer verme babında; Cenab-ı Hakk’ın Hilkat hikmetini unutarak, biyolojik farklılıkları hesaba katmadan kadın ve erkek eşittir diyerek işin içinden çıkmaya çalışıyorlar. Diğer bir kısım insanlar ise; üç günlük evlilikten sonra boşananlara bir ömür boyu erkeğin kadına nafaka vermesini kadına verilmiş bir üstünlük(!) veya değer yahut kadınlar için en iyi bir hak sanıyorlar. Son günlerde ise kapalı kapılar arkasında hazırlanan, birçok Müslümanın ne olduğunu, sonunda neleri getirip, neleri götüreceğini bilmediği “İstanbul Sözleşmesi” ile güya kadına en ileri derecede haklar(!) ve değerler vermiş olduklarını zannetmektedirler. Ne yazık ki bu oluşumların içinde sözde kadınların haklarını korumak üzere kurulmuş dernekler de var.
Ülkemizde yakın geçmişte; siyasilerimiz, yazarlarımız, ilim adamlarımız, hukukçularımız, din görevlilerimiz, ana ve babalar canla başla bir başörtüsü mücadelesi yürüttüler. Başardılar da. Başörtülü milletvekilimiz, öğretmenimiz, doktorumuz, hukukçumuz her kademede hizmet gören hanım kardeşlerimiz vardır. Başörtüsü mücadelesini kazandık da ne yazık ki, İslami tesettürü kaybettik. (Gerçek tesettür ehli hanım efendileri tenzih ederim.) Şu anda birçok kızımızın başı sıkıca kapalı, ancak vücutlarının büyük bir bölümünde vücut hatlarını belli edecek, daracık elbiseler ve yırtık pantolonlar var. Dün orta tabakanın altında yaşayanlar, her nasılsa parayla tanıştıklarında kendilerine göre bir örtünme veya tesettür sistemi icat ettiler. Olur mu diye hayıflananlara; sahil boyu bir tatil gününde yürüyüp kafeleri ve çay bahçelerini bir dolaşmalarını tavsiye ederim. Güya İslami tesettüre girmiş kızlar, erkek arkadaşları ile nasıl da nargile tüttürdüklerini gerçekten bir görmek lazım. Bundan tam yüz iki sene önce bir bayan yazar aynı başlık altında “Kadın nedir?” sorusuna nasıl cevaplar aramaya çalıştığı yazısını birlikte okuyalım:
“Kadın nedir?” sözü o kadar mebahisi mucip olmuştur ki, bu hususta ciltler dolmuş, kütüphaneler doldurulmuştur. Bu yolda yazılan sözlerde yekdiğerine muhalefet ve mübayenet (zıddı yet) pek çoktur. Kimi kadınlığı uç balaya (üst makam) çıkararak beşeriyetin fevkinde (üstünde) bir mahluk imiş gibi göstermeye kalkışıyor; kimi de hasail-i beşerî yenin (beşer hasletlerinin) birçoğundan mahrum göstermeye çalışıyor! Asırlardan beri devam eden bu mubaha sat hâlâ bitmiş tükenmiş değildir. Evvelce kadınların kafataslarının erkeğinkinden daha küçük olması ve beyninin daha az miktarda bulunması, kadın aklının erkeğinkinden daha az olmasına delil gösterilmek istenilmiş idi. Lakin sonra, teşrih beyni pek çok olanlardan ahmaklar bulunduğu gibi, beyni çok olmayanlardan pek zeki ve akıllılar bulunduğunu meydana koymakla, o nazariyenin modası geçti. Cenab-ı Peygamberimiz (S.A.S.) bir hadisi şerifinde: “Sizin kadınlar üzerinde hukukunuz varsa, onların da sizlerin üzerinde hukukları vardır!” dedi. Tahsili ulumun Ahkamı İslamiyenin bu ihsan ve musaadatından İslam’da kadınlar o kadar terakki eylediler ki, bunu muhtasaran olsun anlatılması pek uzun sürer. Şu kadar olsun söyleyeyim ki, yalnız İmam-ı Suyuti’nin derslerinde hazır bulunduğu dersiam kadınlarının adedi iki yüze varıyordu. İmamı Suyut-i dersiam Zeynep’ten icazet aldığı gibi, kadın dersiamlardan ulum-i aliyede icazet name alan pek çok müşahir ulema-i rical vardır. Cenab-ı Peygamberimizin: “Kadın erkeğin nısfı (diğeri olduğunu)” beyan buyurmaları mevzuumuzun en sahih hakikatini teşkil etmektedir.”
Fazla detaya girmeden şunları bilmekteyiz ki, Hristiyan âlemi, Hz. Âdem’in (A.S.) cennetten çıkmasına sebep Havva validemiz olduğu için, O’nu şahsında bütün kadınlara kötü ruhlu olarak bakılmıştır. İran’da Mazdek dininde kadınlara şahsiyet hakkı tanınmamış, onlar mal gibi alınıp satılmışlar, sonunda da çöpe atılmışlardır. Arap yarımadasında ise doğan kızlar diri diri gömülüyorlardı. Bir erkek dilediği kadar kadınla evlenebiliyor, hususi kadın panayırları kuruluyor, kadınlar bir eşya gibi alınıp, satılıyordu.
Yukarıda da bahsettiğimiz gibi “Cennet anaların ayağı altındadır” hadisi şerifi ile Peygamberimiz ve İslam kadına gerçek değerini vermiştir. Peygamberimiz (S.A.S.); “Ben iki taifeyi, iki zümreyi, iki zayıfı kurtarmak ve hakkını vermek için gönderildim. Bunun bir tanesi yetimler, diğeri de kadınlardır” buyurmuşlardır. (Fatma Ali’le Yeni Mecmua Osmanlıca Baskı, yıl: 1917, sayı: 21 s. 415-416)
İslam kadını insanlığın anası olarak kabul etmiştir. Kadına verilen gerçek hak ve layık olduğu mertebe de esasında budur. Kadın erkekle eşittir diyerek kadını soyup hürriyet adına(!) meyhanelerde erkeklerin salyalı ağızlarının önüne atmak değildir. Kadına hürriyet; kadını çırılçıplak olarak çikletlerde, oto lastiklerinde, daha bilmem birçok değişik yerlerde ve emtialarda çıplak bir vaziyette reklam aracı olarak kullanmak hiç değildir. Affınıza sığınarak ve özür dileyerek ifade etmek isterim ki, kadını vesikalı olarak bilmem nerelerde resmen fuhuş yaptırmak asla kadını yükseltmez. Bu kadınlara bir hürriyet diye takdim edilemez. Evinde beyine çay yapan, yemek yapan hanım efendiyi, bebeğine veya çocuğuna yemek yapan anayı “Kadını köleleştirdiler” diyenlerin yüzleri hiç kızarmaz mı? Evinde beyine, çocuğuna hizmet eden kadın, ana size göre köle, çırılçıplak edilerek onun bunun elinde kadının dolaştırılması ise kadına hürriyet(!) öyle mi? Kadının elinde analık değerini alıp, onu sokağa iten medeniyete de hürriyete de lanet olsun.
Biz kadın deyince yüreğinde faziletin yer tuttuğu, dudaklarında hilm ve şefkatin, gözlerinde basiret ve ferasetin olmasını elleri ile meşru işler yapmasını anlıyoruz. Bizim anladığımız gerçek ana ve kadın da tam işte budur. Buradan Sayın Diyanet İşleri Başkanına seslenmek isterim. İslam dininin hükümleri güneşten daha açıktır. Türk milleti İslam’dan önce ve sonra, anaya ve babaya layık olan değeri zaten vermişlerdir. İslam’la müşerref olduktan sonra da milletimiz hem anaya hem babaya daha doğrusu yaşlıya, gence ve bütün canlılara gereken değerleri vermiş ve ihtimamlar göstermiştir. Diyanet İşleri Başkanlığı bizlere kadını “İstanbul Sözleşmesi” muvacehesinde değil, Kur’an-ı Kerim ve hadisi şeriflerin, milletimizin örf, adet, gelenek ve göreneklerine göre anlatmaya çalışsınlar. Kadın hakları ve medeniyet diye kadınları gerçek değerlerini ellerinden almayalım. Kadın ile erkek; yerle gök gibidir. Cenab-ı Hakk göğe bazı meziyetler verdiği gibi, yeryüzüne de bazı meziyetler vermiştir. Yer olmadan gök, gök olmadan yer olmayacağı gibi yerin göğe, göğün de yere ihtiyacı vardır. Aynen bunun gibi; erkeksiz kadın, kadınsız erkek de olamaz. Erkeğin kadına, kadının da erkeğe ihtiyacı vardır. Mevla’mız kadınlara ayrı, erkeklere ayrı meziyetler bahşetmiştir. Mesele şeri ölçüler muvacehesinde erkeğin kadına, kadının da erkeğe sahip çıkması, yaradılış gayelerine göre hayatlarını devam ettirmeleridir.
Bir soru ile yazımı bitirmek istiyorum. Kadın hakları çok ileride de neden bu kadar boşananlar arttı? Kadın hakları çok ileride de neden huzur evleri yaşlı analarla, babalarla dolup taşıyor? Neden gelin hanımlar kayınvalide ve kayınpeder istemezler? Ahlakın sukut etmiş olduğu Avrupalıların elbiseleri bizlere dar gelir. Bizim onlar gibi olmamız mümkün değildir. Kendi örf ve adetlerimize dönelim ve dönmenin yollarını araştıralım, kolaylaştıralım. Kadınlar için, erkekler için en güzel hükümleri onları yoktan var eden Cenab-ı Hakk kitabı ile, peygamberleri ile bizlere bildirmiş ve yollar göstermiştir. Bu yollardan yürüdüğümüz müddetçe aramakta olduğumuz gerçek huzur ve saadeti buluruz. Aksi halde her gün radyo ve televizyonlardan hava raporu dinler gibi kadına uygulanan şiddet ve kadın cinayetleri haberlerini dinlemeye devam ederiz. Cümleniz Mevla’ya emanet olunuz.







