--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

İtaatte ölçü…

Ali Sandıkçıoğlu
Ali Sandıkçıoğlu

İtaat sözlük anlamı itibarı ile  “Baş eğmek, emir edileni yerine getirmek söz dinlemek” anlamındadır. Bir başka ifade ile itaat; uyma, dinleme, alınan emre göre hareket etme anlamında Arapça asıllı bir terim.  Arapçada “ta-va-a” fiilinden türemiş bir mastardır. İnkıyat ile eş anlamıdır. Bunun karşıtı âdemi inkıyattır ki, itaatsizlik, serkeşlik ve muhalefet anlamına gelir.

Gerek itaat ve gerekse âdemi itaat insanların fıtratında bulunan ve birbirine zıt aynı derece de lüzumlu olan özelliklerdir. Bu özellikler sayesinde insanlar bir otoriteye bağlanabiliyor, devlet kurabiliyor ve birlikte hareket edebiliyorlar.

İtaat kelime olarak Kur’an-ı Kerim’de geçmez. Ancak Kur’an-ı Kerim’in üç yerinde “Taat” ismi yer almaktadır. Bundan başka yedisi isim, diğerleri fiil kalıplarında olmak üzere itaat kavramı seksen beş yerde geçiyor. Kırk iki yerde ise;  aynı kökten gelip  “Güç yetirmek” manasında kullanılan itaat kavramı yer almaktadır. (İslam Ansiklopedisi)

Kime itaat etmek gerekir ya da kimlere itaat edilmelidir sorusuna gelince elbette ki itaate kim layıksa öncelikle hakkı ile ona itaat etmek, kime boyun eğmek gerekiyorsa ona boyun eğmek ve kimin emrini yerine getirmek gerekiyorsa onun emrini yerine getirmek icap eder.

Ayeti kerimeler ve hadisi şerifleri incelediğimizde görülür ki, kendisine itaat edilmesi gereken en büyük otorite âlemleri yoktan yaratan Hallaku âlem Allahu Teâlâ ve Takaddes hazretleridir. Cenabı Hakk’a itaat, bütün itaatlerden önce gelir. Hz. Allah (C.C.) emri bütün emirlerin üstündedir. Cenab-ı Hakk’tan sonra onun son peygamberi Hz. Muhammed’e (S.A.S.) en üst seviyede itaat yapılır. Ondan sonra kime veya kimlere nasıl, ne ölçüde itaat edileceği Cenab-ı Hakk’ın ve onun resulü Hz. Muhammed (S.A.S.) Efendimizin bizlere bildirdiği ölçü iledir.

Kur’an-ı Kerim’de Cenab-ı Hakk “Ey iman edenler Allah’a itaat edin. Peygambere ve sizden olan ulul emre (Buyruk sahiplerine) itaat ediniz. Eğer bu hususta anlaşmazlığa düşerseniz Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız onu Allah’a ve resulüne götürün. Bu hem daha hayırlı hem de neticede daha iyidir.” (En Nisa 59)

Dinimizde gerek ayet-i kerimeler ve gerekse hadis-i şerifler ile ehline itaatin önemi ifade edilmektedir.

Hz. Enes (R.A.), Peygamber Efendimizden şöyle bir hadisi şerif rivayet etmektedir: “Sizin üzerinize başı kuru üzüm gibi Habeşli bir köle (amir –idareci olarak) vazifelendirilmiş olsa bile (Sözünü ) dinleyiniz, (emrine) itaat ediniz.” (Riyazüssalihin hadis no: 664)

İtaatte ölçü çok önemlidir. Burada Peygamber Efendimiz zamanında cereyan eden bir olaya kısaca yer vermek isterim. “Eşinden boşanmak isteyen kadına kocasının onu çok sevdiğini, çocuklarının annesiz kalacağını vs. ifade ederek kocasından ayrılmamasını söyleyince o kadın sahabe “Ya Resulullah bunu Allah’tan aldığın talimatla mı söylüyorsun yoksa kendi görüşünüz mü?” diye sordu. Resulullah da aile saadeti için kendi teklifi olduğunu söyleyince, kadın “Kusura bakma bu konuda size itaat edemem çünkü kocamı ben sevmiyorum” dedi ve gitti. Arkasından Resulullah efendimiz gülümseyerek “Şu adamın karısına bak, bir de kadının kocasına olan nefretine, şaşılacak şey” dediler. Hiçbir şekilde kadın itaatsizlikle itham edilmedi.

Günümüzde itaat değişik mecralara taşınıyor. Bazı insanlar birilerinden kayıtsız şartsız itaat bekliyorlar. İtaat etmeyenlerin ise ahirette sorumlu olacaklarını söylüyorlar. Maalesef bazı ayet-i kerime ve hadisi şerifleri kendi kafalarınca yorumluyorlar, kendilerine mutlak, kayıtsız, şartsız itaat edilmesini istiyorlar. Ehlisünnet itikadına göre her şahıs kendi amellerinden mesuldür. Kimse falanca zat böyle dedi o halde bizler de şöyle hareket edeceğiz diyerek başkasının yaptığı şeriata aykırı telkinlerle herhangi bir kişiye itaat etmekle yaptıklarının hesabını vermekten kurtulamaz.

Her devirde İslam düşmanları olmuştur. İslam düşmanlarının kimlikleri ne olursa olsun hedefleri hep aynıdır. Müslümanlar arasına fitne sokarak Müslümanları parçalamak. Din düşmanları bu gayelerine ulaşabilmek için eskiden Müslümanlar arasına ajan şeyhülislamlar soktular. Günümüzde ise çok daha sistemli çalışan İslam dini düşmanları, Müslümanları birbirlerine düşürebilmek için sahtekâr şeyh, profesör, imamlar, medrese talebeleri, çeşitli isimler altında cemaat liderleri sokarak menfi propagandalar yapıyorlar. Müslümanları birbirlerine düşürmek için İslam itikadına uymayan eserler yayınlıyorlar, Müslümanların nezih itikatlarını bozmak için TV’lerde İslam dini ve şeriatı ile hiç ilgisi olmayan oturumlarda tabir caizse ekranlardan şeriat dışı zehir akıtıyorlar. Birileri de itaat, itaat diyerek insanları kendilerine tabi olmaya, kendi gösterdiği şekiller üzere (şeriata uysun veya uymasın) hareket etmeye zorluyorlar.

Ruhul Beyan Tefsirinin yazarı İsmail Hakkı Bursevi hazretleri yazdığı Ruhul Beyan isimli kitabında konuyu şöyle açıklıyor: “Peygamberler ve onların varisleri konumunda olan âlim ve şeyhler, günahla ilgili bir şey asla emretmezler. Peygamberler ma’sum, şeyhler ise mahfuzdur. “Allah’a isyanda kula itaat yoktur.” hadis-i şerif gereğince, mas’siyet bulunan bir konuda biata asla izin yoktur. Biat ise (intisab etmek, bağlılık sözü), kulun Allah’a kavuşması ve gafletten kurtularak Hakkı hatırlaması için gerekli bir husustur.” (Ruhul Beyan)

Konumuzla alakalı olarak müminlerin annesi Ummü Seleme Hint Binti ebi Umeyye Huzeyfe (R.A.) naklettikleri bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (S.A.S.) şöyle burmaktadır: “Sizin üzerinize bir takım emirler/yöneticiler tayin olunacaktır. Onların dine uygun olan işlerini iyi bulur, uygun olmayanlarını ise hoş karşılamaz, tenkit edersiniz. Kim hoş karşılamaz, kerih görürse günahtan korunmuş olur. Kim de tenkit eder, onların kötülüklerine engel olmaya çalışırsa, kurtuluşa erer. Fakat kim de razı ve hoşnut olur, onlara uyarsa isyan etmiş olur.”

Sahabe-i kiram: “Ya Resulullah! Onlarla savaşalım mı?” dediler. Peygamber Efendimiz (S.A.S.) “Namaz kıldıkları sürece hayır” buyurdular. (Müslim, Sahih İmare S. 63) Burada Hz. Ali (R.A.)’ın naklettiği bir olaya yer verelim: “Resulullah (S.A.S) bir seriye gönderdi ve birliğin başına bir sahabeyi tayin ederek askerlere, komutanlarına itaat etmelerini emretti. Seferden dönerken komutan (bir meseleden dolayı) öfkelenip: “Resulullah (S.A.S.) bana itaat etmenizi emretmedi mi?” dedi. Mücahit sahabeler de:  “Evet emretti” cevabını verdiler. “Öyleyse, derhal bana odun toplayın!” dedi. Hemen odun toplandı. Bunun üzerine: “Ateş yakın!” emrini verdi. Ashab da ateşi yaktı. Komutan: “Şimdi ateşe girin!” dedi. Askerlerden bir kısmı ateşe girmek üzereyken diğer bir kısmı onları engelleyerek şöyle diyerek itiraz ettiler: “Biz ateşe girmemek, ondan kaçmak amacı ile Resulullah (S.A.S.) geldik, şimdi ateşe girmemiz olur mu?”. Öylece durdular. Ateş söndü, komutanın da öfkesi geçti. Bu vaka Peygamber Efendimiz’e (S.A.S.) intikal edince: “Eğer o ateşe girselerdi, kıyamet gününe kadar bir daha ondan çıkamazlardı! Allah’a isyanda (kula) itaat yoktur! İtaat maruftadır. (İyilik de, İslam’ın izin verdiği ölçüler içinde) buyurdular. (Buhari 5/203- Müslim 6/16)

Ayet-i kerimeler, hadis-i şerifler ışığı altında kısaca dinimizde itaati incelemeye çalıştık. İtaatin usulü ve ölçüsü vardır. Elbette ki, kendisini yoktan var eden Cenab-ı Hakk’a bütün gücünü seferber ederek itaat edilecektir. Son peygamber Muhammed Mustafa (S.A.S.)  Efendimizi sevecek ve ona itaat edecek, sünnetlerini yaşamaya ve yaşatmaya çalışacak, O’nun şerefli ashabını da sevecektir. Bir evlat anasına, babasına itaat edecek. Keza bir talebe hocasını sevecek ve ona itaat edecektir. Şayet kişi bir manevi zata bağlanmış ise, (mürşid, şeyh) o zattan feyiz alabilmesi için Allah’ın (C.C.) emirlerinden, Hz. Peygamber Efendimizin sünnetlerinden sonra bağlı olduğu manevi zatı sevecek, sayacak, emirlerini ala kade-ril imkân yerine getirmeye çalışacaktır. Tasavvufi edep ve itaatte kusur etmemeye çalışacaktır. (Sahte şeyhler, İslam’ı istismar eden din tüccarları elbette ki bu itaatin dışındadırlar.)

İşte burada ifrata giden bazı yalancı sofu ve tarikat bağlıları ortaya çıkıyor. İslam şeriatını, Allah’ın emirlerini, Peygamberimizin sünnetlerini bir kenara iterek bağlı olduğu zatın emir ve isteklerini daha öne çıkarabiliyor. Bu tip itaatler hiçbir zaman İslam’ın ve gerçek manada tasavvufun istediği itaat değildir. Bu tip müridler hizmet, itaat, keramet diyerek sahte mürşidleri uçurmaya çalışırlar.

Şeran ikinci bir şahıs için hiçbir bağlayıcılığı olmayan rüyalar denizine girer, çıkarlar, uçarlar, uçururlar… Sonuç ise tam nefsi emarenin isteklerini yerine getiren kibir küpü bir mürid karşınıza çıkar, kendilerinden başka kimseleri beğenmezler. Cenneti de kendilerinin malı sayarlar. Cennet vaat ederler. Dünyada karşılığı olarak mal, mülk devşirirler. Rabbim gerçek manada kime gerekiyorsa ihlâsla itaat edebilmeyi bizlere nasip eylesin.

Ali Sandıkçıoğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle