--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

İçinizden en âliminiz kim?

Ali Sandıkçıoğlu
Ali Sandıkçıoğlu

Değerli kardeşlerim; bu yazımda tarihi bir kıssayı kaynağını vererek yazmaya çalışacağım. Umarım hepimiz çok manidar bu kıssadan kendimiz için hisseler çıkartabiliriz. Özellikle ihlâs ve samimiyetin kaybolduğu, her şeyin madde ve makamla ölçüldüğü günümüzde birçok insan ne yazık ki, dünyanın geçici ve zahiri şatafatlarına aldanarak bütün mesaisini dünyada mal, mülk ve makam elde etmek için harcıyor.

Cenab-ı Hakk Kur’an-ı Kerim’inde; “Mal ve evlatlar dünya süsüdür” buyurmasına rağmen insanlar, üç günlük dünya nimetlerini elde etmek için nasıl da ahiretini unutuyorlar. (Samimi, ihlâslı, ilmiyle amil, Hz. Peygamber Efendimiz’in gerçek varisleri ilim adamlarımızı tenzih ederim) Zamanımızdaki, bir kısım sahte şeyhlerin, müritlerin, cemaat liderlerinin nasıl dünya ve madde peşinden koştukları, şirketler, holdingler sahibi olduklarını ibretle görüp, seyretmekteyiz.

İmam-ı Şafi (R.A.) şöyle buyuruyor: “İlmi; kibirlenmek, kendini büyük görmek için isteyenlerden hiçbiri felah bulmuş değildir. Ama ilmi; tevazu için, âlimlere ve insanlara hizmet için isteyen elbette felah bulur kurtulur.”

Kıssamıza geçmeden İmam-ı Azam’dan (R.A.) da âlimlerimize bir örnek sunalım: “İmam-ı Azam abdestin bir adabını terk ettiği için kırk yıllık namazını kaza ettiği rivayet edilir. Altmış binden fazla ilmi mesele çözdü, binlerce talebeye icazet verdi. Birçok kitap yazdı. Buna rağmen ilmin karşılığı para almamış, hayatını ticaretle idame ettirmiştir.” (Ruhul Beyan Tefsiri Tercümesi C.1)Ya zamanımızın âlimleri?

Gelelim kıssamıza:

“Vaktiyle bir padişah ile bir veziri, her hususta çok iyi anlaşırlarmış. Anlaşamadıkları tek husus ise şu imiş: Padişah medreseleri, âlimleri ve orada okuyan talebeleri çok severmiş, Veziri ise talebeleri, âlimleri çok sevmekle beraber dervişleri daha çok sever ve onları tercih edermiş. Nihayet bir gün padişah ile veziri arasındaki, bu ihtilaf bir hayli ilerlemiş. Padişah: “Âlimler efdal.”, Vezir: “Hayır, dervişler efdal” diye iddialaşmaya kadar gitmişler. Padişah da akıllı vezirine: “Bu işe bir çare bul ve bu ihtilafı aramızdan kaldır” demiş. Vezir de: “Padişahım, bu işin halli, imtihan iledir. Gel iki grubu da imtihan edelim” demiş. Padişah: “Nasıl?” deyince, Vezir: “Âlimleri şehrin en büyük camisine, dervişleri de diğer camiye emredip toplayınız.” Padişah da emretmiş, toplanmışlar. Vezir: “Şimdi de padişahım, bir harem ağası ile camide toplanan âlimlere dağıtılmak üzere bir torba altın gönderin. Yalnız bir de şart koşun. Bu paraları içlerinde en âlim kimse, harem ağası ona versin ve onun eliyle de dağıttırsın.” Padişah vezirine: “Bunda ne var?” demiş. Veziri: “Hele bir gönderin, görelim bakalım” demiş. Padişah, bir harem ağası ile bir torba altını göndermiş. Harem ağası âlimlere: “Padişahın sizlere selamı var. Bir de bir torba altın gönderdi. Yalnız içinizde en âliminiz kimse o çıksın, o dağıtsın altınları, padişah öyle emretti” demiş. Âlimlerden biri hemen atlamış: “Bunların hepsinin ben hem büyüğü hem en yaşlısıyım hem de hocalarıyım. Torbayı bana verin” demiş. Diğerleri ayağa fırlamışlar ve onu susturmuşlar. Derken evvela sözle birbirine sataşmışlar, sonra birbirlerinin sakallarına dalmışlar, harem ağası onları zor durdurmuş ve mecburen altın torbasını alıp saraya geri dönmüş ve olan biteni anlatmış: “Bunun için dağıtmadan getirdim” demiş. Vezir: “Şimdi de padişahım, o parayı dervişlerin toplandığı camiye gönderiniz. Harem ağası “Padişahın emridir. Size selamı var. İçinizde en olgun olanınız kimse, padişahın gönderdiği bu parayı alsın ve dağıtsın” desin. Harem ağası parayı götürüyor ve padişahın emrini aynen tebliğ ediyor. Ama dervişlerin içinden hiçbiri: “Ben daha olgunum, ben daha arifim” diye ortaya çıkıp, dağıtmak üzere parayı almıyor. Herkes boynunu büküyor: “Ben çok günahkârım kardeşim alsın o dağıtsın” diyor. Ve yine para dağıtılmadan saraya geri dönüyor. Harem ağası durumu padişaha olduğu gibi arz ediyor. Padişahın ayağı biraz yere değiyor. Vezir: “Şimdi de padişahım, aynı harem ağasının eline bir kılıç verin ve evvela âlimlerin toplandığı camiye gönderin de kılıcı çeksin ve padişahımız, en âliminizin kellesini istiyor; en âliminiz kimse, öne çıksın kellesini alacağım” desin. Harem ağası camiye gidiyor, kılıcı sıyırıyor ve padişahın emrini ilan ediyor. Biraz evvel sen daha âlimsin ben daha âlimim diye birbirlerini yiyenler hep boyunlarını büküyorlar ve cahil oluyorlar. Kimse kelleyi vermek için ben âlimim diye ortaya çıkmıyor. Derken Vezir: “Padişahım, şimdi de aynı harem ağasını dervişlerin olduğu camiye gönderin ve padişahımız; en arifiniz, en olgununuz kimse çıksın, onun kellesini istiyor desin.” Bu defa dervişlerin hepsi öne atılmışlar ve: “Kardeşimi kesme benim başımı kes çünkü bunların en âlimi benim” demiş. Ve yine anlaşamadıkları için harem ağası da eli boş geriye dönmüş. Vezir de padişaha: “Padişahım, karar sizin. Bunlardan hangisi sizce sevilmeye, tercih edilmeye daha layıktır.” (El-MevaizuLi’lİhvan MinŞuabil-İman Ahlak Bahsi S.703-704)

Değerli kardeşlerim kıssayı beraberce okuduk. Lütfen bugünkü ilim adamlarımızı ve bugünkü tarikat liderleri, şeyhleri ve müritleri hep birlikte bir mukayese edelim. Hizmet hizmet diyenlerin kaçta kaçı Allah rızası için, ihlâs ve samimiyetle hizmet etmeye çalışıyor. Madde peşinden koşanlar ne kadar? Gerekirse benim canımı al ancak kardeşime dokunma diyebilecek ne kadar samimi Müslüman ve hizmet ehli vardır?

Rabbim cümlemize ihlâs ve samimiyet nasip eylesin. Riyadan, gizli şirkten muhafaza eylesin. Cümleniz Mevla’ya emanet olunuz.

Teşekkür

En zor şartlarda dahi hakkı ve haklıyı savunmaktan zerre miktarda geri durmayan, zalimlerin karşısına cesaretle dikilip, mazlumların haklarının korunması için gayret gösteren Akit Gazetesi’nde yazmaya başladığımdan beri bir sene geçti. Bana bu imkânı sağlayan muhterem Mustafa Karahasanoğlu Bey’e, yazılarımı her hafta titizlikle inceleyen ve yayına hazırlayan Rıfat Bilgin Bey’e, kırık dökük cümlelerle yazdığım yazıları sabırla okuyan, tenkit, temenni ve dileklerini bildiren değerli okuyucu kardeşlerime en kalbi teşekkürlerimi sunarım.

Ali Sandıkçıoğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle