İbret alabilsek...
Almanya’da yayınlanan bir Türk gazetesinde şöyle enteresan bir haber yer aldı: Haberi noktası, virgülüne dokunmadan birlikte okuyalım: “BRÜKSEL – Devlet ve hükümet başkanlarını bir araya getiren AB zirvesine, Fransız Cumhurbaşkanı Jacque Chirac damgasını vurdu. Avrupa Sanayiciler Konfederasyonu (UNICE) Başkanı Fransız Emest Antonie Seilli Ere’nin zirvede İngilizce hitap etmesine büyük tepki gösteren Chirac, oturumu terk etti. Oldukça sinirli görünen Chirac, ‘Bir Fransız’ın konsey masasında İngilizce konuşması karşısında derin şok yaşadım. Biz, diline büyük saygısı olan bir ülkeyiz’ şeklinde konuştu.”
İşte haber. Birlikte okuduk, acayip. Biz Türkler ve Türkiye’yi idare eden sayın idarecilerimiz, ilim adamları, dil bilimciler ve sayın aydınlar, Bay Chirac’ın Fransız dili için gösterdiği büyük hassasiyetten ibret alabilir miyiz? Fransızlar diline sahiptir, onların dillerine saygıları varda bizim yok mu?
Bizler de kendi dilimize sahip çıkabilirmiyiz? Herkesin bildiği bir gerçek var ki, kendi diline bu kadar sahip çıkan Chirac azınlık dillerini ön plana çıkartarak nerede ise Türk dilinin ortadan kalkması için en büyük gayreti gösterenlerden birisidir. Hem hanımı hem de kendisi bütün gayretlerini ortaya koyarak Türkiye’de bazı diller için gayret göstermesi ne kadar samimi. İlmi bir toplantıda başka bir devletin dilini kulandı diye kıyamet kopartan Chirac...
Bay Chrac’ın ne kadar demokrat olduğu basın yayın yolu ile bu çıkış ve davranışı ile bütün dünya görmüş oldu. Yüksek düzeyde bir toplantıda bir vatandaşı İngilizce konuştu diye tabiri caizse kıyametleri koparıp, küplere bindi. Elbette her vatandaşımız kendi ana dilini konuşmalıdır. Ülkemizde konuşuluyor da. Çeşitli etnik diller şu an memleketimizde var ve diller konuşuluyor. Buna hiç kimsenin de itirazı olamaz.
Ancak şu unutulmamalıdır ki; şu an tek güç olduğu için dünyada istediği gibi at oynatan ABD diyelim demokrasinin geliştiği bir ülkedir. Öyleyse resmi bir işi için, devlet dairesine orada yaşayan etnik bir ABD vatandaşı kendi ana dili ile müracaat edebilir mi? Kesinlikle ve asla hayır.. Öyle bir durumda ne insan hakları kalır ve ne de demokrasi...
Yahut herhangi bir AB ülkesinde bir vatandaş (ana dili başka olan), kendi ana dili ile iş müracaatı yapabilir mi? Veya devlet dairelerine kendi ana dili ile dilekçe yazıp müracaat edebilir mi? Cevap yine hayırdır.
Oysa günümüz dünyasında herkes insan hakları ve demokrasi derken bazı Avrupa ülkelerinde çocuklara okulun bahçesinde bile Türkçe konuşmamaları için yasak konulmuştur. Ben; sayın idarecilerimizden, aydınlarımızdan, hele hele vatandaşı aydınlatma durumunda olan medya kuruluşları ve yazarlarımızdan dünyada olup bitenleri olduğu gibi milletimize yansıtmaları için çalışmalar yapmalarını istiyorum. Basit bir polisiye olayı veya bir kazayı defalarca evirip çevirip göstermek dünyanın hiçbir ülkesinde bizim kadar yoktur.. Sözlerim yalnış anlaşılmasın ama; bizim kadar kendi diline, kültürüne, geçmişine düşman olan veya geçmişi ile bağları koparan, başka milletlere özenen, aşık olan yer yüzünde bilmiyorum bir başka millet daha var mıdır?..
Bize her fırsatta demokrasi ve insan hakları diye dayatanlar kendi ülkelerinin menfaati için sıra geldi mi ne demokrasi kalıyor ne insan hakları? Daha dün bütün dünya medyasında yer alan ABD ile alakalı bir haber yer almakta idi. ABD’de mülteciler için yeni bir kanun gündemde. Bunun için milyonlarca mülteci sokaklarda yürüyüş yapmış. Çıkarılmak istenen kanunu protesto etmişlerdi.. Gelin Chirac’ın davranışından ibret alalım. Köklü ve tarihi bir millet olarak dilimizden korkmayalım. Dilimizi koruyalım. Bu hiçbir zaman bir başka yabancı dili öğrenmeyelim anlamında alınmasın, yabancı dil öğrenmek başka şey kendi diline düşman olmak, dili yozlaştırmak başka şeydir.







