--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Göz kendi kendisini göremez!..

Ali Sandıkçıoğlu
Ali Sandıkçıoğlu

Bilindiği gibi insanoğlunun en önemli organlarından birisi de gözdür. Cenab-ı Hakk küçük bir nokta ile (göz bebeği) kâinatı insanoğluna seyrettiriyor. Ne var ki; bütün kâinatı seyreden, güzel, güzel renkleri, manzaraları birbirinden ayıran göz, kendi kendini göremez. Gözün kendini görebilmesi için yardımcıya ihtiyacı vardır. O da aynadır. Şayet bir insanın aynası silinmiş, kararmış, ya da kırılmış ise yahut kişinin hiç aynası yoksa kendi kendine, gözünü ve yüzünü görmesi mümkün değildir.

Bunun gibi; bazı kimseler vardır ki, hep başkalarını görürler de, aynaları olmadığı için kendilerini göremezler. Yani bu tip insanlar hep başkalarının hatalarını, kusurlarını, eksiklerini, günahlarını görürler de kendilerini, kendi kusur, kabahat, ayıp ve eksiklerini hiç göremezler. Görmedikleri için de kendileri için bir kurtuluş yolu, ya da çare aramazlar. Böyle insanlar kendilerini her zaman iyi, akıllı kabul edip zaman, zaman başkalarını karalamak ve lanetlemekten daha doğrusu beğenmemekten de geri kalmazlar. Kendilerini üst katta zanneder, kendinden başka herkesi alt katta aşağılarda, bir şey bilmez, bir şey alamaz şeklinde düşünürler.

Ashaptan Ebudderda hazretleri bir gün büyük günah işlemiş bir şahsın yanına uğramıştı. Orada bulunanların hemen hepsi o kabahati işleyen insana sövüp, sayıp hakaretler yağdırıyorlardı. Bu hali gören Ebudderda hazretleri o insanlara sordu: “Bu kişi bir kuyuya düşse onu çıkarır mıydınız?” Cevaben: “Elbette çalışır, çıkartırdık” dediler. Ebudderda: “Öyleyse kardeşinize sövmeyiniz. Sizleri onun durumuna düşmekten koruyan Hz. Allah’a (c.c) hamd edin.” Orada bulunanlar; Ebudderda hazretlerine sordular: “Sen o insanlara kızmıyor musun?” Ebudderda, “Ben ona değil, onun yaptığı yanlış işe kızıyorum. O işten vazgeçtiğinde o benim kardeşimdir” dedi.

Konumuzla alakalı ibretli bir hadiseyi daha birlikte okuyalım:

Bir gün alemlerin efendisi Hz. Muhammed (s.a.s) efendimiz Hz. Ebu Bekir (ra) ile oturuyorlardı. Bir adam çıka geldi ve Hz. Ebubekir’e sövmeye ve hakaretler etmeye başladı. Hz. Ebubekir sessizce dinliyordu. Adam sövme ve hakarette iyice ileri gidince, Ebubekir hazretleri karşılık verdi. Bunun üzerine de peygamberimiz (s.a.s) kalkıp oradan gitti. Hz. Ebubekir peygamber efendimizin peşinden giderek: “Ya Resulellah; adam bana söverken oturuyordun. Ben ona cevap verince kızıp kalktın. Sebebi nedir? Peygamberimiz şu şekilde cevap veriyor: “Adama karşılık vermeden, susarken senin yanında bir melek vardı. Onun bütün söylediklerini yüzüne çarpıyordu. Ne zaman ki, sen ona cevap vermeye başladın şeytan peydah oldu. Melek ben şeytanla bir arada oturamam diyerek uzaklaştı” dedi. Ve peygamberimiz (s.a.s) Hz. Ebubekir’e (r.a) şunları söyledi:

“Üç husus vardır ki, mutlaka gerçekleşir: Kendisine haksız yere sataşılan, sövülen kimse Allah rızası için bu sataşmaya karşılık vermez, ses çıkarmazsa, Allah o haksızlığa karşı o kuluna yardım eder. Herhangi birisiyle dostluk kurmak için kapısını, gönlünü açan iyilikler yapmaya çalışan kimsenin Hz. Allah (c.c.) varlığını çoğaltır.

Zengin olayım düşüncesi ile dilencilik yapan, dilencilik kapısını açan insanı Allah (c.c.) daha da yoksul kılar.”

Yukarıdaki önemli hadiselerden ibret alarak hiç kimseyi hor görmemeli, başkalarının kusurlarını araştırmak yerine, kendi aynamıza bakarak, kendi kusurlarımızı görmeli ve kendimizi herkesten daha aşağı, daha çok günahkâr olarak kabul etmeli ve devamlı olarak affımız için Hz. Allah’a (c.c.) iltica etmeliyiz. Mürşidimiz ve üstadımız Süleyman Hilmi Tunahan hazretleri mektuplar risalesinin 162. sayfasında bu hususu ifade ederken aynen şöyle diyor: “Her ihvanın diğer ihvanı karşısında kendini nefy ile (yok sayarak) (Her fazl ve kemali ihvanına atıf ve havale eylemek sureti ile din kardeşini isbat eylemesi hukuki uhuvveti dünya ve menafii dünya ile (Dünya menfaatleri) muallel kılmaksızın lillah ve fillah olarak tesis ve idame eylemesi, ihvanın hatalarını görmeyerek daima afi ile muamelede bulunması, ihlaskar hurmet ve muhabbeti perverde etmesi (Hazırlaması), suri ve manevi nusret ve muavenetini esirgemeyerek bezl ve isar (döşemek) eylemesi gibi umur ve husustan ibarettir.”

Pek tabi kardeşini kendinden üstün görmek çok güzel haslettir. Ne kadar yapabiliyoruz? Bizim menfaatimize zarar gelmesin de, kardeşimiz isterse yerin dibine batsın düşüncesinde olanlar günümüzde ne yazık ki çoğunlukta. Aynası kırık olup kendini göremeyen, göremediği için de kendini beğenenler mutlaka zararlı çıkarlar. Çok değerli AKİT okuyucusu kardeşlerim; şimdi sizleri fazla üzmemek şartı ile çok yakında yaşadığım garip, garip olduğu kadarda üzücü bir olayı kısaca sizlerle paylaşmak isterim. Muhterem AKİT yöneticileri internet sayfasında izin verip yazılarım yayınlandığı andan itibaren, hiçbir şahsi veya zümreyi isim vererek hedef almadım. Almam da. Hatırlayacağınız gibi bir süre önce AKİT’te (din istismarcıları) adı altında bir yazım yayınlandı. Yurt içinden ve yurt dışından çok ses getirdi. Bir hayli kardeşlerim arayıp teşekkür ettiler. İsim kullanmadığım halde şehri İstanbul’da (ismi bende mahfuz) idareci, abi, sorumlu mevkide olan bir sayın hoca efendi “Yarası olan gocunur” misali, benim yazımdan çok rahatsız olmuş, özel sohbetinde bana ağza alınmayacak hakaretlerde bulunmuş, gıybetimi yapmıştır. Kısa bir süre önce bildiğiniz gibi eşim rahmetlik oldu. Yurt içinden, yurt dışından Allah razı olsun cenazemize katılan çok sayıda kardeşlerimiz, komşularımız, hemşehrilerimiz oldu. Bizim yörede cenazeye katılmak çok, çok önemlidir. Düşmanın dahi olsa, mutlaka cenazelere gidilir, gelinir. Gelebilen, gelemeyen herkese teşekkür ederim. Rabbim hepsinden razı olsun. Cenaze namazı farzı kifayedir. Bir kısım Müslümanların kılması ile diğerlerinden cenaze namazı sakıt olur. Ancak cenazeye katılanlar bilindiği gibi Cenab-ı Hakk’tan ecir ve sevap alırlar. İslami bir gelenek, örf ve adetimiz üzere cenaze sahibine de taziyede bulunulur. Sayın hocamıza arkadaşları soruyor; Ali hocanın eşi öldü. Tanıdığımız, hizmetlerimize katkısı olan tanıdığımızı, mütedeyyin bir hanım kardeşimizdir. Cenazesine katılalım mı? Sayın hocamız; o kadar öfkelenmiş ki, hayır! Kesinlikle onun cenazesine katılamazsınız der.. Arkadaşları cenazeye katılmaktan engeller. Bu malum zat bir korku tüneli kurarak, idare ettiklerine aba altından sopa göstermeyi çok sever. Müslüman bir kısım insanların, bir Müslüman hanımın cenazesine katılmasına böylece engel olur. Kişi ile alakalı elimde çok bilgiler vardır. Fitne ateşinin altına odun taşımamak, değerli büyüklerimi ve kardeşlerimi, arkadaşlarımı üzmemek için sadece şu kadarını izninizle söyleyeyim: Kibir, gurur ve riya batağına batmış kendinden başka hiç kimseyi görmeyen, insanların karşısında el bağlı durmalarından çok hoşlanan, işaret yolu ile olsa da manevi derecesinin çok yükseklerde olduğunu vehmine kapılan etrafı tarafından öyle kabul edilmek istenen, senelerce beraber hizmet ettiği arkadaşına bir defa olsun nasılsın diyemeyen (Japonların robotları bile hoş geldin, nasılsın derken) sayın hocamız; daha önce hizmet yaptığı İstanbul dışı bir bölgeden ayrıldığında arkasından arkadaşları, idaresi altında bulunanlar (……..) Hocadan da kurtulduk diyerek oh (!) deyip kurbanlar kesmişlerdi. Herhalde Sayın hoca efendiyi çok sevdiklerinden dolayı kurbanlar kesilmemiş, pek tabi kurtulduk diye kesilmişlerdir. Şu an idareci pozisyonunda olduğu için; kendi ders arkadaşlarını tanımayan, aynı odayı paylaştığı, zamanla çok samimi arkadaşı olduğu halde, ancak kendisi “Abilik” ve idarecilik rütbesi kazanınca hiç kimseyi tanımayan, riyakârlıklarla sadece olduğu makamı korumak için çalışan, bunun için düşünen ve fikir yürüten, sayın hoca efendi, ne kadar, yazık ki, bu yaptıklarını güya dine, şeriata ve tarikata hizmet ediyorum diye yapıyor!?... Bu sayın zata da herkese gittiği ve mutlaka bir gün gideceği gibi, Azrail (a.s) mutlaka gelecektir. Herkes için ölüm var. Sırası gelen gidecektir. Yerin üstü olduğu gibi, yerin altı da vardır. Bir gün mutlaka orada hepimiz hesaba çekileceğiz. Çok samimi olarak inancım odur ki; bu kadar zulüm ve eziyet cevapsız kalmaz. Bir gün gelir hak davasının gerçek sahipleri ve temsilcileri, bu riyakârı Resulullah Efendimizin (s.a.s), evliyaullahın ve piyranın makamından kulağından tutup atarlar.. Yani ondan da hesap soran bir Molla Kasım mutlaka çıkar. Bize düşen sabır edip olan haksızlıkları Cenab-ı Hakk’a havale etmektir. Bu kadar mazlum ve samimi kardeşimizin incitilmesi, üzülmesi, hakarete uğratılması özel ve şahsi işlerde kullanılması, özel istekler bir gün Gayretullah’a dokunur. Görelim Mevlam neyler, neylerse güzel eyler. Tam burada kibarı evliyadan Hace Alaaddin Attar (k.s.) hazretlerinin söylediklerine yer verelim. İnşallah hepimize ders olur, ibret alırız. Şöyle diyor: “Kendinizi öne çıkarmayıp, kardeşinizi nefsinize tercih ediniz. Her işe azimet yolunu takip ediniz ve mümkün oldukça o yoldan ayrılmayınız. Sohbet sünneti müekkededir. Bu sünnete sürekli olarak uyunuz. Gerek fert, gerek cemaat olarak sohbet sünnetini terk etmeyiniz. Eğer bu söylenen işler üzerine istikametten şaşmazsanız, benim bütün ömrüm boyunca kazandığımı sizler bir nefeste elde edersiniz. Böyle yaparsanız ahvaliniz daima terakki eder. Şayet bu sıfatları terk ederseniz kesinlikle perişan olursunuz.”  

Peygamber efendimiz (s.a.s) bir hadis-i şerifinde ise şöyle buyurmaktadır: “Kendisine el pençe divan durulmasını isteyen cehenneme hazırlansın.” (İ. Ahmed). Bir başka hadisi şerifinde ise efendimiz (s.a.s) şöyle buyurmaktadır: “Müslümanları hakir görmek, kişiye kötülük olarak yeter.” (Müslim). Hz. Ebu Bekir (r.a) ise şöyle buyuruyor: “Kibirden sakının. Topraktan yaratılıp, yine toprağa dönecek olan bir varlığın kibirlenmesi, bugün var; yarın yok olan bir varlığın kendini beğenmesi ne kadar anlamsızdır.” Bu mübarek sözlerden sonra; birkaç ünlü düşünürün sözlerine de yer verelim; “Kimseyi küçümsemeyin, herkesin kendine göre bir değeri vardır.” (Platon)

“Güçlü insan zayıf insanı yenebilir. Amma unutulmamalıdır ki her zaman kendinden daha güçlü bir insan vardır.” (Kant)

“Çiçeği ayağımızın altında ezebiliriz amma yaydığı kokuyu ortadan nasıl kaldıracağız.” (Voltire)

“Kötülük yapmak için elimize sayısız fırsat geçer. Ancak iyilik yapmak için senede bir fırsat bulamayız.” (Voltire)

Yunus Emre’nin bir kaç dörtlüğüne yer vererek yazımızı bitirelim.

Gelin ey kardeşler gelin,

Bu menzil uzağa benzer.

Nazar kıldım şu dünyaya,

Kurulmuş tuzağa benzer.

 

Bir pirin eteğin tuttum,

“Ana beni” deyip gittim.

Nice yüz bin günah ettim,

Her biri de bir dağa benzer.

 

Çağla derviş Yunus çağla,

Sen özünü Hakka bağla.

Ağlar isen haline ağla,

Elde vefa yoğa benzer.

 

 Hz. Allah (c.c) kendini beğenen, kibir ve gurur ehli olmaktan ve öylelerinin şerlerinden cümlemizi korusun. Amin…

NOT:

Acizane bu yazım: Son günlerde birbirlerinin hatalarını araştırmak için her türlü yolu mübah sayanlara, insanları karalamak için, çeşitli hileli, dürüst olmayan yollara başvuranlara, dünkü dostlarını makam ve mevkide kalabilmek için, bugün acımasızca arkadan hançerlemek isteyenlere ithaf olunur.

TEBRİK: AKİT gazetesinin yazarlarından muhterem YAŞAR DEĞİRMENCİ beyin yazdığı ve imzalayıp bana hediye ettiği; TEFEKKÜR DÜNYASI isimli kitabı okuyorum. Yazarı tebrik eder, nice hayırlı eserlere imza atmasını temenni ederim.

Ali Sandıkçıoğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle