--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Eğitim

Ali Sandıkçıoğlu
Ali Sandıkçıoğlu
2

Eğitim; belli bir bilim dalında, belli bir konuda bilgi ve beceri kazandırma, yetiştirme ve geliştirme işi anlamına gelir. Yeni kuşakların toplum yaşamında yerlerini almaları için gerekli bilgi, beceri ve anlayışları edinmelerine, kişiliklerini geliştirmeye yardım etme anlamında da gelmektedir. Bir başka ifade ile eğitim bir insanın duygusal, bedensel, zihinsel olarak sahip olduğu; isteyerek ve kasıtlı olarak değişimler geçirmek eğitimin bir parçası olarak tanımlanmaktadır. Eğitim kelimesinin eş anlamlısı terbiyedir. Eğitim kişinin doğumundan ölümüne kadar devam eder. Hz. Peygamber Efendimiz (SAS): “Beşikten mezara kadar ilmi talep edininiz. Öğreniniz” buyurmaktadır. Eğitim: şekil, biçim verme, yön ve istikamet gösterme, zarifleştirme demektir. Atasözlerimizde “Ağaç yaş iken eğilir.” veya “Olgun başak baş eğer.” sözleri de bu manayı ifade etmektedir. Eğitim kelimesi 1940 yıllarında dilde bir özleştirme, dilde bir sadeleştirme başlayınca benimsenmiş bir kelimedir (Dilde sadeleştirme Türk dilinin safiyetini bozmaktan ve dili yozlaştırmaktan dilin anlaşılmaz bir hale gelmesinden başka hiçbir şeye yaramamıştır.). Unutmayalım bir zamanlar Türk Dil Kurumunun başında, aslen Türk olmayan bir vatandaş bulunmaktaydı. Bugünkü muhalefetteki siyasetçilerimizin geçmişte büyükleri bir şöyle haykırıyorlardı: “Arap kelimelerini lisanımızdan ihraç etmeliyiz.”. Görüyorsunuz beş kelimelik bu cümlenin sadece bir kelimesi Türkçe’dir. Türkçeden diğer kelimeleri çıkardığınız takdirde Türk dili diye bir şey ortada kalmaz ve güzel dilimiz ortadan kalkmış olur. Türk dilinde sadeleştirme oldu da ne oldu? Bundan 50-60 sene önce babamızın veya dedemizin yazdığı mektubu okuyamaz, konuştukları dili anlayamaz hale geldik. Birçok gencimiz bugün dedesinin mezar taşını okuyamaz durumdadır. Bu bir millet için ne kadar acı değil mi? “Terbiye” yerine her ne kadar eğitim kelimesi kullanıldı ise de hiçbir zaman eğitim kelimesi terbiye kelimesi kadar, ihtiva ettiği mana bakımından geniş bir muhtevaya sahip değildir. Eğitim kelimesi terbiye kelimesi karşısında çok cılız kalmaktadır. Basit bir misal vermek gerekirse mesela düzenli olan bir asker için iyi eğitim görmüş asker diyebiliriz. Ahlak dışı, uygunsuz davranışlarda bulunan bir insan için “terbiyesiz” yerine, “eğitimsiz” demek uygun olur mu? Böyle söylense bile kelime yanlış kullanılmış olur. Bir başka misali de şöyle verebiliriz: Çığırından çıkmış, edepsizleşmiş bir çocuğu hafifçe cezalandırma (Tedip) manasında olmak üzere: “Bu çocuğu terbiye etmek gerekir.” denirken, aynı manada “Bu çocuğu eğitmek gerekir” diyemeyiz. Eğitim kelimesinin içinde hafifçe cezalandırma manası yokken terbiye kelimesi içinde “Tedip” manası vardır.

Tabiatçılara göre eğitim ise hayat mücadelesini kazanma gayretidir. Çocuğun ve gencin yaşadığı tabii ve sosyal çevreye iyi bir şekilde intibakını (uyumun) sağlamak eğitimde hareket noktasıdır. Bunlara göre eğitim hayat faaliyetidir. Yetiştireceğimiz çocukları ve gençlerin hürriyetlerine müdahale etmeden tabii bir oluşum içinde tutmak, onların hareketlerini engellememek eğitimde esastır. Tabiatçıların eğitim anlayışlarına göre “Çocukları en iyi terbiye etmenin çaresi hiç terbiye etmemektir” manasını çıkartmak mümkündür. Bundan da şu sonuç çıkar: “Çocuk aslında iyidir. İyi olanın hareketi de iyidir. O halde iyi olan bu çocuğun iyi olan hareketlerine müdahale etmek onu ahlaksızlaştırmaktan başka bir şey değildir.” (Bedii Zıya Egemen Terbiye İlminin Ana Meseleleri Ankara 1951 S. 6-8). “Netice itibarı ile nesiller tarih içinde eğitim yoluyla birbirlerine bağlanarak, kendi kültürlerini ve hususiyetlerini muhafaza ederler. Kültürlerin muhafaza edilmesi demek bunlarda hiç değişiklik olmaz manasına gelmez. Belki de yaradılış özelliklerinin gereği olarak insan kendine öğretilenlere daima bir şey katmaz.”. Arif Nihat Asya ne güzel söylemiş:

“Yoksa şu mermerde Yavuz,

Yoksa şu yaprakta oğuz,

Biz de yoğuz, biz de yoğuz.”

Eğitim meselemiz yıllardan beri sorun olmaya devam etmektedir. Tabir caizse eğitim sistemimiz yazboz tahtasına dönmüştür. Her gelen bakan kendine göre bir şeyler yapmaya çalışıyor ve iş iyice çıkmaza giriyor. Milli eğitime teslim ettiğimiz birçok vatan evladı nedense yıllar sonra vatan, bayrak, ezan düşmanı olarak karşımıza çıkıyor. Milli eğitime teslim ettiğimiz saf ve tertemiz evlatlarımız yıllar sonra ateist ve deist olarak karşımıza çıkıyor (Günümüzde deist olan gençlerin sayısı bir hayli fazladır.). Şunu kesin olarak kabul etmeliyiz ki, kuş iki kanadı ile uçar, tek kanatla uçamaz. Milli ve manevi değerleri bir kenara iterek sadece maddi eğitimle bu gemi yürümez. Her geçen gün insanlar çeşitli yollarla yurt dışına kaçmak istiyor. Bunların çoğu eğitim almış insanlar. Yabancılara, yabancı devletlere, onların rejimlerine dost, ancak kendi devletlerine ve vatanlarına, bayrağına milletine düşman… Eğitim en önemli meselemizdir. Bütün dikkatlerimizi, gayretlerimizi, siyaset bulaştırmadan eğitime ve eğitim kadrolarına hasır etmeliyiz. Eğitime, öğretime geleceğimiz için çok çok önem vermeliyiz. Geleceğimizin yöneticileri olacak gençlerimizi bugünden çeşitli tuzaklara düşmeden, akımlara kapılmadan, milli ve manevi değerlerini seven, ecdadına, tarihine, bağlı olarak yetiştirmeliyiz. Yeni eğitim yılı tüm öğretmenlerimize, öğrencilerimize ve öğrenci velilerine hayırlı olsun temennilerimi iletirim. Cümleniz Mevla’ya emanet olunuz.

VEFAT VE BAŞSAĞLIĞI:

Aslen Erzurum ili, İspir ilçesi Pazaryolu nüfusuna kayıtlı gurbette ömrünü Kur’an hizmeti ile geçiren değerli dostum, kardeşim ve dava arkadaşım Hacı Hafız Nurettin Yılmaz kardeşimiz kısa bir süre önce Almanya’da beyin ameliyat geçirmişti. Türkiye’ye gelip tedavisine devam ederken Korona illetine yakalandı, bir hafta kadar yoğun bakımda kalıp uyutulan kardeşimiz 08.09.2021 günü emaneti Cenab-ı Hakk’a teslim eyledi. Nurettin Yılmaz, yirmi beş seneye yakın beraber Almanya’nın Neckarsulm şehrinde hizmet etmeye çalıştığımız çok değerli bir kardeşimizdi. Benim dönemimde daima yönetim kurulunda olup senelerce diğer değerli arkadaşlarımızla birlikte hizmetlerin yürütülmesinde ve Neckarsulm Külliyesinin yapımında başkan yardımcısı olarak çok büyük hizmetleri geçmiştir. Zaman geldi imam oldu, zaman geldi müezzin oldu, zaman geldi talebelerden grup okuttu. Ben Almanya’dan ayrılırken yine bir grup talebe okutmaktaydı. Yorulmak, üşenmek nedir bilmezdi. Zaman olur süpürgeyi eline alır, gereken yerleri temizler, süpürürdü. Hele hele kermeslerde hiç yerinde duramazdı. Çok çabuk hareket eden bir insandı. Kermeslerde imalatlardan tutun, stantlara kadar her anda her yerde idi. Sabahları erkenden gelir çoğu kere bizleri kaldırır ve hadi ağabey gel beraber kahvaltı yapalım derdi. Bu kahvaltılara Mehmet Kayalı, Bekir Ergin, Ahmet Güneş Hamit Yılmaz, İlhan Özyurt, Yılmaz Koçak, Hacı Gani Barutçu, Süleyman Eraslan ve isimlerini sayamayacağım ihvandan, cemaatten birçok arkadaşımız katılır kahvaltı paralarını ekseri kendisi öderdi. Ondan sonra herkes kermesteki görevine başlardı. Aynı zamanda çok cömert bir insandı. Hem yer hem de yedirirdi. Turist olarak Almanya'ya gelen oğullarım İsmail, İrfan, Ali ile çok güzel bir dostluk kurmuştu. İzne geldiği zaman mutlaka oğullarıma uğrar İstanbul'da ağırlanırdı. Torunlarım Almanya'ya geldiğinde onlara her zaman müzahir olur, cömertçe harçlıklar verirdi. Evinde ve dışarıda çok yemeklerini yedik, çaylarını içtik. Hepimizin eksikleri olabilir. Benim ona haklarım varsa hepsini helal ediyorum. Rabbim yardımcısı, tüm enbiya ve evliyalar şefaatçisi olsun, kabri nur, mekânı cennet olsun inşallah kendisine sonsuz rahmetler, başta eşi olmak üzere oğluna, kızlarına, bütün dost, akraba ve hizmet arkadaşlarına baş sağlığı ile hayırlı ömürler dilerim. Bütün geçmişlerimiz ile birlikte lütfen Nurettin kardeşimizin ruhuna Allah rızası için Fatihalar gönderelim. Bu yazıyı okuyan özellikle Almanya'daki dostlarımız lütfen sizler de Nurettin kardeşimize haklarınızı helal ediniz. Allah'ın (CC) rahmeti üzerine olsun.

Ali Sandıkçıoğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle