Duygu yüklü bir gün… Seyahat ve hatıra yazısı: Rize
3 Eylül Cumartesi günü sıla-ı rahim için geldiğimiz vilayetimiz Rize’de ve komşu şehir Trabzon’da gerçekten duygu yüklü bir gün geçirdik. (Ailece)
İstanbul’da ve Rize’de bulunan ailemizin fertlerinden hiç kimseye haber vermeden Cuma’yı,Cumartesi’ye bağlayan gece küçük oğlum Ali bir sürpriz yaparak uçakla İstanbul’dan Rize’ye geldi. Biz iki kızım, bir gelinim bir de küçük torunumuz Elif hanımla daha önceden Rize’ye gelmiştik..
Akşam kızlar ve Ali kendi aralarında bir plan yaptılar.
Ali Trabzon’da bir daire almıştı.Hem onu görmek ve hem de biraz gezmek için Trabzon’a gitmeye karar verdiler. Esasında ben biraz rahatsızdım ancak kızlarımın ısrarına dayanamadım ve bende onlara katıldım. Trabzon’a yaklaşınca küçük kızım Ziynet Aliya;“Ali bizi Eren Bülbül’ün mezarına götürür müsün?” deyince, Ali olur dedi. Nereye gitmek isterseniz oraya götürürüm sizleri.
Önce Ali’nin aldığı daireye uğradık… Evde bazı bakım ve tamirat işleri yapılıyordu. Ondan sonra Ali arabasını Maçka’ya ve Şehit Eren Bülbül’ün kabrine doğru sürdü. Birkaç yere sorduk. Ve ana cadde üzerinde yazılan tabeladan Eren Bülbül’ün kabrine doğru yöneldik. (Burada sayın ilgililerden bir istirhamda bulunmak isterim: Girişte tek tabela var. Bir de yolun ortasında. Yol oldukça uzun, dik ve virajlıdır. Şehitliği gösteren daha çok tabelaların konulması çok faydalı olacaktır.) Belli ki, yol ve asfalt Eren’in şehadetinden sonra yapılmış.
Şehitliğe çıktık. Devletimiz sağ olsun, teşekkürler ederiz çok güzel yapmışlar Eren’in mezarlığını. (Şehitliği) Eren’in babası da Eren’le yan yana yatıyor. Eren’in annesine de çok güzel minik bir köy evi yeniden inşa eylemiş devletimiz.

Bizler mezarı ziyaret ederken Eren’in annesi evinin kapısındaydı. Bizi görünce 150- 200 metre kadar uzakta olan şehitliğe doğru geldi. Ben torunum Elif’e hadi kızım teyzenin elini öp dedim. Kız elini öperken Eren’in annesi Elif’i bağrına bastı ve ağlamaya başladı. “Gel yavrum seni biraz koklayayım. Eren’imde senin gibi küçüktü çok genç yaşta onu hayattan ve benden ayırdılar. “Allah sizlerden razı olsun. Nerelisiniz?.. Biz Rize’liyiz, ancak İstanbul’da oturuyoruz. Rize’ye sıla-ı rahim için geldik. Birde Eren’i ziyaret edelim dedik. O sadece senin çocuğun değil, bütün Türkiye’nin çocuğudur. O genç yaşında vatanı, bayrağı için çok büyük kahramanlık göstererek kanını akıttı. Canını verdi. Şu an bütün milletimizin gönlünde yaşıyor.

Şüphesiz mekanı cennettir. Çünkü Cenab-ı Hakk Kur’an-ı Kerim’in de: Şehitlerinize ölü demeyin” diyor, dedik. Bu arada Eren’le beraber şehit olan Jnd. Astsubay Ferhat Gedik’i de rahmetle anıyoruz. Çünkü o da kahramanca Eren’le birlikte bu vatan için canını feda ederek inşallah en üstün manevi makamlara ulaşmıştır. Hem Eren’in annesi, hem küçük oğlum ve kızlarım ve ben gözyaşlarımızı tutamadık. Hepimiz ana sevgisinin, yürek yarasının etkisiyle ananın nasıl ağladığına şahit olduk. Ve kadıncağız bizlere: Allah hiçbirinize evlat acısı göstermesin. Eren’im başka bir çocuktu. Hiç unutamıyorum. Sizler gibi ziyarete gelenler biraz olsun acımı unutturuyor.Bizlere çok güzel dualar etti. Kızlar ve torunum, Eren’in annesini kucakladılar, elini öperek ayrıldık. Ancak gerçekten çok etkilendik. Eren o genç yaşında vatan, bayrak, din ve mukaddesatı uğruna teröristleri ihbar ederek bir subayımızla beraber şehadete yürümüşlerdi. Rabbim bütün şehitlerimize rahmeti ile muamele eylesin. Gazilerimize hayırlı ömürler, şehit ve gazilerimizin ana ve babalarına sabrı cemil ve hayırlı ömürler ihsan eylesin.

Biz bir ölür bin diriliriz. İnsan her zaman ölmez Erenler Pir sultan gibi öldükçe yaşar sözünden esinlenerek yazdığım üç kıta şiir.
Bizde bitmez ki; Erenler
Gider sırası gelenler
Böyle idi hep Erenler
Bir ölür bin diriliriz
Edirne’den Ardahan’a
Karşı koyduk hep düşmana
İnanmışız biz İslam’a
Bir ölür bin diriliriz.
Olmaz kâfirden korkumuz
Kopsa bacak ve kolumuz
Vatan bizim namusumuz
Bir ölür bin diriliriz
Direksiyon oğlum Ali’nin elinde. Ben kendine espri yaparak, oğlum Ali bizi nereye götürürsen götür dedim. Ana yola inince Ali direksiyonu Gümüşhane ve Bayburt istikametine çevirdi. Kendisi bir müddet Bayburt’ta yurtlarda kalarak yüksekokul okuduğu için (Daha sonra Erzurum’a geçmişti.) Yolları iyi biliyordu. Bu defa Hamsiköy’e gittik, orada yemeğimizi yedik. İkindi namazları kılındı. Meşhur sütlaççıda (……) Sütlaçları yedik ve geri dönüşe geçtik.Trabzon’a indik. Bu defa Boztepe’ye çıktık. Hani Fatih Trabzon’u aldığı zaman ozamanki hali ile Fatih,Boztepe’nin dik yamaçlarından aşağıya doğru şehre inerken yanında bulunan Uzun Hasan’ın annesi Hz. Fatih’e; “Oğlum bu kadar toprağın varken, bu kayalıklarda ne işin var? Bunca zahmet niye? Fatih Sultan Mehmet şöyle cevap verir: “Valide valide!..Bizim buralarda olmamız sadece topraklarımıza toprak katmak için değildir. Biz “ila-i kelimetullah” için buralardayız… Niyetimiz Allah’ın (cc) ismini ve ezan seslerini dünyanın ulaşabildiğimiz her noktasına kadar götürmek içindir” der. İşte o tepedeyiz. Tepenin en güzel yerinde bir şehitlik var. İçinde yatan ise tabelasına yazıldığı şekli ile şehidi muazzez (1884-1923) Trabzon mebusu 39 yaşındaşehit edilen eski Trabzon milletvekili Ali Şükrübeyin kabri idi. (Buradan ilgilileri çok tebrik ederim şehitlik ve çevresi çok temizdi.)
Fatihalar okuduk. Burada bir parantez açmak isterim: Tarih meraklısı olanlar Ali Şükrü beyin nasıl şehit edildiğini en azından internetten kısa bir araştırma yapsınlar, okusunlar.
Kim tarafından niçin, ne maksatla şehit edildiğinin öğrenebilirler. Ben detaya girmiyorum. Şehitliğin girişinde; Türkçe, İngilizce ve Arapça olarak detaylı bir şekilde Ali Şükrü beyin tercüme-i hali yer almaktadır. Fazla uzatmamak için tercüme-i hali buraya almıyorum.
Değerli kardeşlerim; Eminim bu yazıyı okurken birçoklarınız duygulanmıştır. Türk milleti özellikle İslam diniyle müşerref olduktan sonra gittiği her yere insanlık, adalet, medeniyet götürmüştür. Kimsenin dinine, diline, örf ve adetlerine, giyim kuşamlarına müdahale etmemiştir. 1071 Malazgirt Meydan Savaşı’ndan sonra kapılarını Müslüman Türklere açan Anadolu’da binlerce yıldan beri çeşitli inançlara mensup, kökenleri değişik insanlar kardeşçe yaşamışlar, beraber ağlamış, beraber gülmüşler, kız alıp kız vermişlerdi. Aralarımızda ayrılıklar,gayrılıklar, fitne, fesat yoktu. Ancak birileri boş durmuyordu. Türk-Kürt, Alevi-Sünni, laik-anti laik, dinci-dinsiz gibi ayrımlar yaparak kardeşi kardeşe düşman etmeye çalıştılar halen gece ve gündüz demeden hummalı bir şekilde alışıyorlar. Bu ülke hepimize yeter. Oynanmak isteyen oyunları sezelim, hep birlikte tedbirlerimizi alalım. Fitne ve fesatçılara, dönmelere, mandacılara, tasmalarını yabancıların eline vererek ülkemizi bölmeye, bayrağımızı indirmeye, ezanımızı susturmaya çalışanlara birlikte dur diyelim…
Allah’ın (cc) izni ile fitneciler, bölücüler, bebek katilleri, onlara destek verenler hedeflerine muvaffak olamayacaklardır.
Yeri geldiğinde hepimiz bir Ulubatlı Hasan, Genç Osman ve Eren Bülbül oluruz…
İstiklalimizden taviz vermeyiz. Boynumuza kâfirin zincirini taktırmayız… Rabbim; milletimizi, memleketimizi, her türlü semavi ve arızibela ve musibetlerden, hainlerin ihanetlerinden muhafaza eylesin. “İYİKİ VARSIN EREN..” Cümleniz Mevla’ya emanet olunuz.







