--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Cemaat ve tarikatlara bu hain saldırılar neden?

Ali Sandıkçıoğlu
Ali Sandıkçıoğlu
15

Değerli kardeşlerim; Geçtiğimiz hafta içinde bana üç tane sosyal medya üzerinden ses kayıtları, konuşmalar geldi. İkisini Beykoz’da ikamet eden emekli imam, ilim, irfan ve geniş bir tetebbuat sahibi olan hemşerim, dostum ve arkadaşım HIZIR ÇAKIR (Hatipoğlu) göndermişti. Birisinde (Adını bilmediğim) tek bir sakallı insan, sözde hoca bütün barajları yıkarak kendisi gibi düşünmeyen herkesi şirke düşmekle itham eden bir zavallı. Yazımı okudukça onun sözlerinden alıntı yaparak her zaman olduğu gibi kararı sizlere bırakacağım. Bir iki örnek vermek istersek. O kişi şöyle diyor: “İslam’ın anlaşılmasına en büyük engel Mahmutçulardan tutunuz Adıyamancılar ve diğer tarikatlardır.” Bir diğer sözleri ise şöyle: “Mevlâna Celaleddini Rumi ve Muhyiddini Arabi İslam dinini önünde, İslam’ı engelleyen en büyük barikatlardır.” İkinci ses kaydında ise orta yaşın üzerinde iki beyaz sakallı insan adlarını bilmiyorum.  Birbirleri ile sohbet ediyorlar o sohbet yayınlanıyor: Ancak ses kayıtları sözde bir hizmet(!) yapıyorlar gibi, internet ortamında döndürülüyor. Konuştukça konuşuyor, coştukça coşuyorlar.” Vur abalıya” misali, bunlar kurulmuş saat gibi öten iki sözde hakikati(!) savunan, çekinmeden aynı kıbleye dönen, alınları secdelere gelen din kardeşlerine her tülü itham, isnat ve iftirayı yapan sözde şeriatı savunanlar. (Yazıklar olsun.) Biri sözde soru soruyor. Öbürüne pas atıyor. O da büyük bir allame edasında atılan pası gole çevirmek istiyor. Nedense hep gol yerine ofsayta düşüyor veya topu kıskançlık, haset ve iftiralarla taca atıyor. Cevaplar hep karalamak üzerine kurulu…. Kendileri haşa: “Aşerei mübeşşereden birisi gibi) cenneti hak etmiş, kazanmış edaları ile din kardeşlerine saldırdıkça saldırıyorlar. İslam’ın kesin yasaklamış olduğu yanlarında bulunmayan bir insanın (Hoca efendilerin) aleyhlerine atıp tutuyorlar. Kendilerinden başka kurtuluşa ermiş kimsenin olmadığına inanıp diğer cemaat ve tarikat mensuplarını yerden yere vuruyorlar. Bu çokbilmiş kendilerini garantide zanneden hoca efendilere(!) sorsanız; elektronik postayı İslam için hizmette(!) kullanıyorlar. Oysa İslam’a hizmet şöyle dursun.  Ayet-i kerime ile Rabbimizin din kardeşini gıybet eden ölü kardeşinin etini yemiş gibi olur. Buyururken bu zavallılar nereden emir almışlarsa, emreden babalarının talimatlarını yerine getirebilmek için gıybet, iftira ve yalan denizinde çekinmeden kulaç atıyorlar. Kendilerini: “Sütten çıkmış ak kaşık gibi” lanse etmeye çalışıyorlar. (Yanlarına aldıkları birkaç dinleyene de: Bilenler bilir, büyük Nahiv alimi olan Ahveşin keçisi gibi evet söyletiyorlar. Baş sallayıp duruyorlar. Aman efendim: Ne güzel İslami hizmet(!) değil mi?) Böylece Şeytanın yardımcılığını yaparak: “Ulema-i Su” yaftasını yakalarına takmış oluyorlar. Biliyorum bu yazım içinde; beni eleştiren kardeşlerimiz olacak varsın olsun. Birileri Ali Hoca birilerine sinyal mi veriyor diyecek varsın desinler.  Bizim niyetimiz halis ve Allah (cc) rızasıdır. Bilebildiğimiz ve inandığımız doğruları söylemeye ve yazmaya çalışırız. Rabbim hepimizin taksiratını af eylesin… İyinin, güzelin, ihlas ve samimiyetin yanında yer alabilmeyi nasıp eylesin. Zaman, zaman ben de yazılarımda sahte şeyhleri, sahte müritleri, istismarcı hocaları tenkit ettim. Ediyorum. Hatta kendimin de yıllarca içinde olduğum, bağlı bulunduğum grubun günümüzde yanlış yapan idarecilerini defalarca tenkit ettim. Ancak hiçbir zaman yolumuzun büyüklerini hedef almadım. Almam. Kur’an-ı Kerim’de birçok ayette; yeryüzünde Allah’ın veli kulları olduğundan Rabbimiz haber verir. Ortada peygamber efendimizin (SAS) konu ile alakalı birçok hadisi şerifi varken, onlara nasıl dil uzatabiliriz?.. İyi niyetle yapıcı tenkit etmek başka şey. Yalan ve iftiralar atmak ise daha başka bir şeydir. Seversiniz, sevmezsiniz onu bilemem. Merhum Demirel’in çok önemli ve güzel bir sözü vardır. “Baş devlettir. Şapka ise hükümet.  Şapkayı beğenmeyebilirsiniz. Seçimden seçime de değişebilir. Ancak devleti tenkit edemezsiniz.” Şunu demek istiyorum. Bir cemaat veya bir tarikatta birkaç kişi yanlış bir iş yaptı ise onu tenkit edebilirsiniz. İmkânınız varsa; rıza-i ilahi için uyabilirsiniz de. Ancak bütün cemaatleri, bütün hak olan tarikatları, tasavvufu bir çırpıda silip atamazsınız. Yok sayamazsınız. Size kimse böyle bir yetki vermez… Böyle bir hakkınız da yoktur zaten. İsterseniz inanırsınız isterseniz inanmaz. Ancak inananları hafife alıp tenkit edemezsiniz. Ben televizyonda gördüm. Hindistan’da adam çok affedersiniz inek işerken sidiği ile yüzünü, gözünü yıkıyor. Öyle inanıyor. Öbür yanda ateşe tapanlar var, güneşe tapanlar var. Kur’an-ı Kerim’de Mevla’mızın ayetinde var: “Dileyen iman etsin Mümin olsun, dileyen inanmasın kâfir olsun” buyurmaktadır. Bir Müslümanın ehli tarık olması sizi neden bu kadar rahatsız ediyor?... Bu konuşmaları yapan internet ortamına servis eden Sayın hoca efendilere sormak isterim: Ülkemizde sinsice bunca misyonerlik faaliyetleri yürütülürken, ülkemizde cinsiyet değişimi için düşmanlarımız milyarları döküp, bunca yayınlar yaparken, ülkemizde çok affedersiniz eşcinsellik, lezbiyenlik propagandaları yapılırken, gençliğimiz her türlü rezalete doğru kayıp giderken (İstisnalar tenzih olunur.) Ülkemizde içki içenlerin yaş ortalamaları 13-14 yaşlarına düşmüş iken, ülkemizde içki tüketimi, kumar ve şans oyunları bir hayli yükselmiş, fuhuş alabildiğine yayılmış iken belli yerlerde kadınlar alınıp satılırken, ülkemizde birçok evlat ana ve babalarını evlerinden atarken, Darülacezeler, düşkünler, kimsesizler yurtları dolu iken, saygının, edebin, hayanın kalmadığı bir ortamda, karaborsacılık, istifçilik, milleti bezdirecek zam üstüne zamlar yapılırken, ülkemizde mezhepsizlik akımları, ayet-i kerimeler, Peygamber Efendimizin (SAS) mucizeleri, evliyaullahın kerametleri inkar edildiği bir dönemde. Diyanet’te ve birçok ilahiyat fakültelerinde mezhepsizler yerleşip, sinsi propagandalar yürütürken, bir kısım sözde din adamları; Peygamberimizi (SAS) postacıya benzettiği Kur’an-ı Kerim tebliğ etti. İşi bitti diyen sözde mezhepsiz alimlerin cirit attığı bir dönemde, ülkemizde deizm, ateizm propagandaları yapıldığı bir zamana da TV kanallarının büyük bir bölümünün yayınlarında aile yapımızı kökten dinamitlemeye çalıştıkları bir anda. Dış güçler ülkemizi bölme planları yaptıkları, kardeşi kardeşe düşman ettikleri bir zamanda, bu çokbilmiş hoca efendilerin isimlerini saymıyorum, ülkemizde faaliyette bulunan birçok dini cemaati ve tarikatları düşman ilan etmelerinin, aleyhlerine, şirke düştüklerini söyleten, konuşturan sebepler nelerdir veya kimlerdir? Şayet dine hizmet etmek istiyorsanız bu saydıklarımızla mücadele etsenize… Kadınlar nerede ise çıplak vaziyette sokaklarda dolaşıyor. Görmez misiniz?... Ülkemizde mezhepsizlik akımları tam hızı ile birçok devlet kurumundan yayıldığının farkında değil misiniz? Namaz kılan gençlerin sayıları çok az, bu durum sizlerin kalplerini sızlatmıyor mu? Kiliselerde, havralarda, sinagoglarda bugüne kadar yapılan konuşmalar ve onların yaptıkları zikirlere karşı bir beyanınız olmuş mudur? (Elbette ki kendi dinlerine göre inançların gereğini yapacaklar.) Sizler kalkıp: “Kendiniz çalıyor kendiniz oynuyorsunuz.” Olmaz beyler. Olmaz… Biraz da yerin altını, Mahkeme-i Kübra’yı düşünün… Hiç de utanmadan müşrik dedikleriniz Süleymancılar ki bu terim kökten yanlıştır. Doğrusu: “SÜLEYMANLI”dır. Osmanlı, Selçuklu gibi. Üstelik yeryüzünde Süleymancı diye bir tarikat da yoktur. Hepsi amelde Hanefi, itikadda Ebu Mansuru Maturidi, maneviyatta ise nakşi, ehli sünnet akidesi içinde insanlardır. Size ben kendimden bir örnek vereyim. Nasıl okutulduk, neler okuduk? Bir gün bir geceyi nasıl geçirirdik? Elinizi vicdanınıza koyun, insafla okuyunuz lütfen. Yıl 1957. Köyümüzde (RİZE-KALKANDERE- ÇAYIRLI KÖYÜ), eski adı (SİLYAN), birçok müftü, vaiz, imam, müezzin, Kur’an kursu öğretmeni yetiştiren köyde: Süleyman Hilmi Tunahan (KS) Hazretlerine bağlı Bir Kur’an kursu açılıyor. Öncüsü eski İstanbul vaizlerinden merhum Hüseyin Kaplan. Komşumuz ve köylümüz.  İlk hocamız: Süleyman efendinin ilk talebelerinden merhum HASAN ARIKAN idi. Bizleri o günün şartlarında (Fakirlik yılları) çok muntazam olmayan şartlarda köyümüzün camisinde yatılı olarak kursa aldılar. Hocamız bizimle yiyor, bizimle içiyor, bizimle aynı odada yatıyordu. Geceleri kendi yatağının içinde, başı yastıkta ve dışarıda küçük bir petrol lambasını yanına alarak ertesi gün bize okutacağı dersi çalışıyordu. Makamı yoktu. Masası, sandalyesi, koltuğu yoktu. O da sabahları bizimle sayılı altı zeytin, çeyrek ekmek, alüminyum bardakla bir bardak çay içerek saatlerce bizlere Arapça okutuyordu. (Allah rahmet eylesin.) Peki, bizler bir günü nasıl geçiriyorduk? Yaşlarımız küçük de olsa, mutlaka bizleri sabah namazına kaldırıyorlar, namaz cemaatle kılınıyor. Zaten bütün namazlar camide cemaatle kılınıyordu. Geceleri mutlaka bizleri teheccüde kaldırıyorlardı. Her gün Ayetel Kürsi, Yasin, Salatı Nariye hatimleri yapıyoruz. Her hafta birlikte mutlaka Kur’an hatmi yapıyoruz. Ders, dersten sonra müzakere hemen hemen boş vakit yok. Milletimizin, memleketimizin, tüm Müslümanların ve dünyanın selameti için dualar yapılıyordu. Okuduğumuz dersler: Emsile, Bina, Maksut, İzi, Merah, İzhar, Kafiye, Telhis, Muhtasarul Maanı, Usulu Fıkıh, Emali, İsağuci, Ömerunnesefi, Feraiz, Şerhi Akaid, İlmi Vazi. Hadis ve tefsirler. (Unuttuklarım olabilir.) Bu arada günlük hepimiz Osmanlıca yazılar yazıyor. Her gün hocamız yazdığımız yazılarımızı kontrol ediyordu. Sizce daha ergenlik çağına girmeyen küçük yaşlarda gün boyu abdestsiz durmayan bu insanlar “RABITA”ya inandıkları için müşrikler öyle mi? Mesela Abdul Kadiri Geylani, Ahmed Errufai, Hasan Eşşazeli, Baahuddin Nakşibendi, İmam-ı Rabbani, Mevlâna Celaddini Rumi, Hacı Bayram-ı Veli, Hacı Şaban-ı Veli, Aziz Mahmudi Hüdayi, Merkez Efendi, Sümbül Efendi, Sissile-i Saadat ve daha birçoklarını sevmek, onlara bağlı olarak manen ve ahlaken yükselmek, nuri ilahi feyzi Muhammediyi kalbe doldurmak şirktir öyle mi?... Yapacağınız tek şey var. Önce yaptığınız bu saldırı ve iftiralardan dolayı Cenab-ı Hakk’a nasuh üzere tevbe etmeniz. İkinci olarak gerçek tarikat mensuplarından kamuoyu önünde özür dileyerek helalleşmektir. Siz hiç zaman zaman TV ekranlarında, gazete sayfalarında ülkemizin birçok vilayetinde sarıkları ve cübbeleri ile yürüyen hafızları görmediniz mi? Bunların birçokları cemaatlerin gayretleri ile olmuş hizmetlerdir. Bunları nasıl yok sayar ve müşrik ilan edebilirsiniz? Büyük vebal altındasınız. Bir an önce ecel kapıyı çalmadan tevbe ediniz. Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi Müslüman kardeşlerimizin üzerine olsun. Cümleniz Mevla’ya emanet olunuz.

Ali Sandıkçıoğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle