Buğdaylarımı bire yedi yüz verene satacağım
Değerli kardeşlerim, iç ve dış düşmanlar hepsi birlik olmuşlar Türkiye’ye diz çöktürmeye çalışıyorlar. Her yolu denediler olmadı. Şimdi de ülkemizde suni bir fiyat artışı körüklüyorlar. Fakir fukaranın mutfaklarına pahalılık ateşi düşürerek dolar, euronun kurlarını yükselterek aşırı bir pahalılık meydana getirip, böylece Sayın Erdoğan’ı ve hükümetimizi düşürmek istiyorlar. Bu arada dini İslam, Kitabı Kur’an, Peygamberi Hz. Muhammet (SAS) Efendimiz olan nice gözlerini para bürümüş tüccarlar da mallarını piyasaya sürmeyerek suni bir pahalılık yapmaya çalışıyorlar. Mallarını depolayarak ileride karaborsa olarak daha fazla kârla satmayı planlıyorlar (Dürüst tüccarlarımızı tenzih ederiz.). Bunların vicdanları sızlamıyor. Gözlerini para hırsı bürümüş, tek düşündükleri çok kazanmak. Sadece kazanmak, servetine servet katmak. Bilmezler mi mal da yalan mülk de yalan. Hani Karunlar, hani Firavunlar ve aşırı zengin olanlar? Hani zaman zaman hocalarımız Mevlitlerde okurlar: Bütün dünya senin olsa ne fayda! Sonunda ölüm var. Sonunda cepsiz kefen elbisesini giymek var.
Gözlerini para hırsı bürümüş, mallarını satmaktan kaldırıp zam üstüne zam yapan, kara borsa için bekleten esnaf ve tüccarlara asrı saadetten çok etkileyici ve çok düşündürücü bir hadiseyi örnek vermek isterim. Hz. Ebubekir (RA) Efendimizin hilafeti zamanında Medine-i Münevvere’de çok büyük kuraklık ve kıtlık baş göstermişti. İnsanlar ekmek yapabilmek için buğday bulamıyorlardı. Bu durumu gören bir kısım kalplerini para hırsı bürümüş tüccarlar ellerindeki bütün paralarını buğdaya yatırarak ileride karaborsa fiyatla daha pahalı satabilmek için hemen hemen tüm sermayelerini buğdaya yatırmışlardı. Hz. Osman (RA) bu arada Şam’a bir ticaret kervanı (kafilesi) göndermişti. Bir süre sonra Hz. Osman’ın yüz deve buğday yüklü kafilesi Medine-i Münevvere’ye ulaşmıştı. Kafilenin geldiği buğday Medine’deki birçok insanın açlığını giderecek durumda idi. Kafileyi duyan Medine’deki birçok tüccar ve Medine’deki ashab hemen Hz. Osman (RA) Efendimize gelerek Şam’dan getirdiği buğdaya talip olduklarını ve satın almak istediklerini bildirdiler. Bunun için de Hz. Osman’a (RA) bir ölçek için dört dirhem teklif ettiler. Hz. Osman (RA) teklif edilen fiyatı az buldu. Ve onlara: “Sizden daha fazla veren var. Buğdayımı hiç kimseye satmam” der. Bu durum karşısında tacirler teklif ettikleri fiyatı yükselterek bir ölçek buğday için yedi dirhem ödemeyi teklif ederler. Hz. Osman (RA) yapılan bu teklife de hayır der. “Sizden daha fazla veren var” dedi. Bazı tüccarlar ve Medineliler Hz. Osman’ın (RA) bu durumunu fırsat düşkünlüğü ve daha çok para kazanma hırsına bağlıyorlardı. Halife Hz. Ebu Bekir (RA) Efendimize giderek bir nevi Hz. Osman’ı şikâyet ederler. Ne kadar yüksek fiyat teklif etti isek de Hz. Osman kıtlığın hüküm sürdüğü, insanlarımız aç kaldıkları bu dönemde buğdaylarını satmıyor dediler. Gelenleri dinleyen Hz. Ebu Bekir (RA) “Bu işte bir gariplik var. Bana öyle geliyor ki, siz Hz. Osman’ın (RA) sözünü iyi anlayamadınız. O Resullah’ın damadı ve cennette arkadaşıdır. Halkın ihtiyacının fırsat bilip ondan kâr ve menfaat, çıkar elde edecek birisi değildir. Böyle davranmasının mutlaka bir hikmeti ve sebebi vardır. Haydin beraber gidip meseleyi kendisinden öğrenelim” dedi. Hep birlikte Hz. Osman’ın (RA) yanına vardılar. Hz. Ebu Bekir (RA) tüccarların ve bir kısım Medinelilerin anlattıklarını Hz. Osman’a (RA) söyledi. Ondan niçin buğdayını verilen fiyata satmadığını sordu. Hz. Osman bu soruya hayranlık veren bir cevapla karşılık verdi. “Bunlar benim bir ölçek buğdayımı yedi dirheme satın almak istiyorlar. Yani bire karşı yedi veriyorlar. Halbuki ben buğdayımı bire karşı yedi yüz veren birine satmak istiyorum. Yüce Allah her bir iyiliğe karşılık yedi yüze kadar ecir ve mükafat vereceğinin vaat etmiyor mu? Böyle kârlı bir ticaret varken ben ne diye malımı onlara satayım?”. Hz. Osman (RA) yüz deve yükü buğdayını Medinelilere hiçbir kuruş karşılık talep etmeden sadaka olarak dağıtıyor. Fakir ve fukaranın yüzünü güldürdü. Bununla da yetinmeyen Hz. Osman (RA) yüz deveyi de Allah rızası için kurban ederek etini Medinelilere dağıttı. Hz. Ebu Bekir (RA) Hz. Osman’ın (RA) yaptığı bu cömert harekete çok sevindi ve kalkıp Hz. Osman’ı alnından öptü. Ve “Ashabı kiram senin sözündeki inceliği anlayamadıklarını önceden sezmiştim” buyurdu. Hz. Osman (RA) Resulullah (SAS) Efendimizi rüyasında gördü. Güzel elbiseler giymiş, mübarek başına sarık sarmış ve elinde bir demet menekşe ile tebessüm buyurarak bağdan geliyordu. Hz. Ebu Bekir (RA): “Ya Resulullah nereden teşrif buyuruyorsunuz?” dedi. Serveri alem Efendimiz: “Osman b. Afvan’ın ziyaretinden geliyorum. Çok iyi sadaka verdi. Allahu Teala ve Tekaddes Hazretleri de ona dört yüz yük misk ve amber verdi” buyurdu.
Ülkemizin geçirdiği şu zor günlerde askerimiz, polisimiz istihbarat elamanlarımız yurtiçi ve yurtdışında canlarını dişlerine takarak vatan için, din için, bayrak ve istiklalimiz için mücadele ettikleri bir zamanda fabrikasında, işyerinde, imalathanesinde oturan ve zam üstüne zam yapan işadamları, fabrikatörler, imalatçılar; şehit çocuklarına, dul ve yetimlere, gazilere, engellilere hiçbir maddi geliri olmayan yaşlı kadın ve erkeklere ürettiğiniz malları pahalı satabilmek için zam yapmanız veya stoklamanız sizce doğru ve vicdani bir hareket midir? Sizler için ölüm yok mudur? Sizler hesap gününü, mizan gününü, Cennet ve Cehennemi hiç düşünmez misiniz? Türkiye genelindeki zenginler, işadamları geliniz Hz. Osman (RA) örnek alınız. Garip gurebanın yaralarına merhem olunuz. Ürettiğiniz zaruri ihtiyaç maddelerinin fiyatlarını biraz indiriniz. Kâr oranlarınızı insaf ölçüleri içinde koyunuz. Arafat dağında zenginlerin dağıttıkları gibi; TIR dolusu erzakları fakirlere sizler de dağıtınız. Borçlu olanlara yardım ediniz. Çocuklarını okutmakta güçlük çeken ailelere yardımcı olunuz. İnsanların yüzlerini güldürünüz. Çocukları sevindiriniz. Alemleri yoktan var eden Hz. Allah (CC) iki alemde de sizlerin yüzlerini güldürsün. Cenni ala makamınız olsun. Cümleniz Mevla’ya emanet olunuz.







