--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

“Bize hep yalan söylediler” ….

Ali Sandıkçıoğlu
Ali Sandıkçıoğlu
26

Geçen haftaki yazımda Oğlum Ali’nin merhum MalcolmX’in bir sözünü alıp yazıma başlık yapmıştım. Yazım gerçekten yurt içinden, yut dışından çok güzel tepkiler aldı. Vazifede olan olmayan, yasaklı, yasaksız birçok hoca arkadaşım arayıp tebrik ettiler. (Allah razı olsun) dua ve temennilerinde bulundular.

Bu arada cemaatimize mensup ünlü iş adamları arayıp: “Ali hocam seni alnından öpüyorum. Gerçekleri çekinmeden tam olarak yazdığın ve yansıttığın için” dediler. Yüzde yüz her okuyan ille de yazımı beğenecek diye bir şey yok. Çok az sayıda bazı arkadaşlarda benim yanlış yaptığımı söylediler.  Yazı içinde ihlas ve samimiyet erbabın iki kere tenzih etmeme rağmen onu görmezden geldiler. Yine edep ölçülerini birkaç kişi aşmış oldu. Tabii onların görüşlerine de saygılıyız. Hepinizin bildiği Mevlana’nın bir hikâyesi var: Mevlâna sevenleri ile birlikte birgün camiden çıkarken caminin avlusunda güneşli bir havada çok af edersiniz köpek yavruları kucak kucağa güzelce uyuyorlarmış. Durumu müritleri Mevlana’ya işaret ettiklerinde Mevlâna şöyle söylemiş: “Onların arasına bir kemik parçası atında samimiyetlerini, kardeşliklerini, dostlukları o zaman görün. Nasıl kemiği kapmak için birbirlerini ezecekler, birbirleri ile kavga edecekler.”

Bizi tenkit edenlerin birçoğu şu an en son model arabaya binen, hizmet ediyorum diye benzinini  beytülmalden kullanan,birçok yan geliri olan, “istemem cebime koyun diyen”, birçoklarının fabrikaları, ticaret ortaklıkları, işleri, gelirleri olan, kendisine koltuk verilen, idareci payesi verilen “Astığım astık, kestiğim kestiktir” diyen uydurma raporlar, aslı olmayan şikayetlerle nice senelerce Arapça tekâmül kurslarında hocalık yapan ilim,irfan ve ihlas ehlinin önünden rahleyi alıp yasaklayan, selam verdirtmeyen, selam aldırtmayan, cenazelerine bile yasaklar koyan merhum Mehmet Şevket Eygi beyin ifadesi ile; “Din baronları”, din istismarcılarıdır. Allah aşkına söyleyin İslam dininde böyle bir şey var mı? Böyle bir tarikatvar mı? Tasavvuf kitaplarını inceleyen ehil hoca efendiler Allah rızası için bana yazın. Bende istifade edeyim hatta bilgilerinizi okuyan kardeşlerimle paylaşayım. Meşhur bir atasözümüz var: “Boynuz kulağı geçer”diye işte o misal küçük oğlum Ali’ninFace’sinde 03.09.2022 günü yayınladığı yazıyı olduğu gibi alıyor ve sizinlepaylaşmak istiyorum. İnşallah yalandanhizmet, hizmet diyerek Müslümanları kandıranlara, idarecisine,abisine,büyüğüne,baş sallayarak tamam efendim, isabet buyurduğunuz, doğru söylüyorsunuz, çok haklısınız diyerek koltuk için alkış tutanlar da başlarını iki ellerini arasına koyarak biraz olsun vicdanen düşünürler. Biraz olsun merhamet ve vicdanları kalmış ise,takdirebetteki siz değerli kardeşlerime aittir. Oğlum Ali’nin yazısını birlikte okuyalım:

Zaman zaman bu mecradan (Facebook) bir yazı yazınca olumlu olumsuz onlarca dönüş alıyorum. Hakaret ve küfür içermeyen her türlü eleştiriye açığım. Küfür ve hakaret edenleri engellediğim gibi misliyle iade ediyorum.

Beyaza siyah diye inanmış, gözlerine mil çekilip beyinlerine “tek kurtulacak kendi cemaati olduğu” tezi empoze edilmiş insanlarasayfalarca yazsak boş. Çünkü kendi iradelerinde değil “Abilerin” “Ablaların” “Büyüklerin” söylemlerini hayata geçirmekte ve körü körüne bağlılık göstermektedirler.Cenab-ı Allah (c.c.)Akletmez misin? Düşünmez misin? Diye sorarken, onlar mevcutta işgal ettikleri koltukların altlarından çekilip alınmasından kaygı duydukları için bile bile susmayı yeğlerler. Gerçekler gün yüzüne çıkmış olsa da.

Sıklıkça yazdığım “Bize hep yalan söylediler ve inandıkça daha fazlasını söylediler.” (MalcolmX) sözüdür. Gerçekten de böyle değil mi?

Gözünüzü kapatıp bir düşünün, ilkokulu bitirdikten sonra yatılı olarak gittiğiniz yurtta size hangi yalanları söylediler??? Hangi yalanlarla disipline edildik? Hangi yalanlarla sorgusuz sualsiz biat kültürüne beynimizi kaptırdık.

Gün geldi söylenilen o güzel sözlerin yalan olduğunu bildiğiniz halde, yıllarınızı verdiğiniz, adına dava dediğiniz inancınızın çökmesine müsaade etmemek için yalanlara müsaade ve müsamaha ettiniz. Ettik. Çünkü en çok inandığımız noktadan vurulmak bize ağır gelecekti.

İslam’ın ilk emri “oku” iken; bizler Fazilet’in onay verdiği kitaplar haricinde ne okuduk? Bir nesli gerçeklerden uzak tutma adına “büyüğümüz Fazilet’teki kitaplara izin verdi diğerleri yasaklı” denirken satılan o kitapları kim seçti? Yayınlanan binlerce kitabı hangi heyet okudu da sakıncalı gördü? Yoksa o kitaplarda mavi takke gibi pazarlama taktiği miydi? Hazret İslami neşriyat için Necip Fazıl Kısakürek’e para verdiği bilinirken kendimizden gayrısı bizden değil mantığıyla hayata dair ne öğrendik? Yasaklı olan gazeteler sol kesimi temsil eden değil muhafazakâr kesimin yazdığı gazetelerdi. Kendi öğretilerimizden başkası bilinmesinin diye miydi bu kısıtlama? Dünya şu an avucumuzun içindeki telefonda her ne kadar sosyal medya ve internetle ilgili tamimler yayınlanmış olsa da yasak daha da cezbediyor.

Daha önce de yazmıştım. 1991 yılında Gültepe Kurs ve Okul talebelerine Yardım Derneğine ortaokulu okumak için yazılmıştım. Kurstaki talebelerin %99’u Gültepe Lisesi ve Cumhuriyet İlköğretim Okuluna kayıt yaptırılmışken, cemaatin üstlerine yakın olan iş adamı oğlu, fırıncı esnafı oğlu, kursun idarecisinin oğlu gibi seçilmiş bir kesim Beşiktaş ortaokuluna yazılmıştı. Hani beyazın siyaha, siyahın beyaza üstünlüğü yoktu? Üstünlük imtiyazdaydı(!) Gültepe yurdunda ortaokulun son senesinde o yılların popüler meslek olarak düşünülen “Bilgisayar Programı” için Gültepe Endüstri Meslek Lisesinden sınav başvuru formu almıştık. Bundan haberdar olan kursun idarecisi hocamız Ali Altınsu form alan tüm arkadaşların ve tabi ki benim de formumu yırtıp, sınava başvurmamıza izin vermemişti. Yolumuzda meslek liselerinde okumanın, imam hatip liselerinde okumanın yasak olduğunu, onlara gidersek ihanet içeresinde bulunacağımızı uzun uzun anlatmıştı. Daha 12-13 yaşlarında çocuklar olan bizler “asi” olmuştuk.Kısa kol gömlek, kot pantolon, yırtmaçlı ceket giyenlerin dinden çıkmalarına ramak kaldığı bir sistemde kılık kıyafet için de tabii ki kurallar vardı. Cekette iki yırtmaca cevaz vermeyen büyüklerden olan gün gelecek İtalyan çizgilerini taşıyan özel dikim takım elbisesinde astarı ipekten kullanırken yırtmaçta tekte yetinmeyecekti. Hayat işte…

Sahi ya; İmam Hatiplere, Endüstri Meslek Liselerine, Ticaret Meslek Liselerine talebe gönderilmemesi kararını kim vermişti? Kendileri idareci oldukları dönem kızların dahi okumasına karşı olan “büyükler” kendi kızları mevzu olunca yurtdışında mastır yaptırmıştı. Dünidarecilik döneminde neleri kimleri yasakladıysalar bugün dergahlarında onlarla yol almaktadır.Atalar boşuna söylememiş “Ele verir talkını kendi yutar salkımı” yeter ki makam olsun. Karşılarında el pençe olacak tebaa olsun.  Bina aleyh “Dün dündür bugün bugün” söylemi cemaati idare edenlerin zikzaklarını açıklıyor.

Efendi hazretleri; kendi tabirleri ile cehenneme sel gibi akmakta olan Ümmeti Muhammed'den "Bir kütük kurtarsak kârdır" telakkisi endüstri lisesi ya da imam hatiplere gidenler için geçerli değil miydi? Sadece kapısına gelen kütüğümü kurtaracaktık yoksa hizmetler tüm insanlık için mi olacaktı?

Dün dönemin diyanet işleri başkanıyla kavgaya tutuşanlar, dün büyük bir camiaya bazı insanları hedef gösterenler bugün aynı isimlerle gülerek fotoğraf çekilmekteler. Bu neme nem şey?

Tanımadıkları, hakkında bir bilgisi olmadıkları bir şahsa karşı idarecinin yada büyüklerin şahsi hesaplarından dolayı “ayıplı” “defolu” “mürtet” olarak ilan edilip, e-mail zincirleriyle o isim selamı alınmaz, selam verilmez oluyor. Mesul hoca efendi ve talebeler bu şahıslar hakkında akıl almaz karalamalara kalkışıyor bunları da hizmet adına yaptığını sanıyor. İslam’a göre bu günah değil mi? İdarecin yap dedi yaptın. Bunun sorumlusu ahirette idarecin mi sen misin?

İslam tarihini okuduğumuzda Hazreti Peygamber Efendimiz (s.a.v.) amcasının ve birçok sahabenin şehit düştüğü Uhud Savaşını görürüz. Uhud Savaşı sırasında Ayneyn geçidine Abdullah bin Cübeyr komutasında elli okçu görevlendiren Hz. Peygamber(s.a.v.) “Ne şart ve durum olursa olsun asla burayı terk etmeyeceksiniz. Bizlerin cesetlerinin yaban kuşlar(akbabalar) tarafından parçalandığını görseniz bile yerinizi bırakmayacaksınız.” (İbnSa’d, Tabakât, c. 2, s. 47; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, c. 4, s. 293) talimatını vermesine rağmen, savaşın kazanıldığı düşüncesine kapılan sahabeden kırk okçu Okçular Tepesini ganimetten pay almak niyetiyle terk etmeye başlar. Müslümanların lehinde olan süreç, bu hadiseden sonra kısmen aleyhine döner. Okçular tepesini terk eden sahabeler kimlerdir? Bu sahabeler hakkında konuşulmuş mudur? İslam tarihinde hiçbir kaynakta yazmaz. AllahüAlem eşleri aileleri, çocukları bile bilmez bu isimlerin kimler olduğunu. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de sorgulamamış,ashap da sessiz kalmıştır. Yüzlerine vurmamıştır. Sen Okçular Tepesini terk ettin diye.

Uhud Savaşı sonrası nüzul eden âyete baktığımızda Okçular Tepesi’ni terk eden sahabelere karşı Peygamberimizin (asm) davranışını Rabbimiz nasıl tasvip ediyor. “O zaman, Allah’tan bir rahmet sebebiyle onlara yumuşak davrandın. Ve eğer sen, kaba, katı yürekli olsaydın, mutlaka senin etrafından dağılırlardı. Artık onları affet ve onlar için mağfiret dile ve işler konusunda onlarla müşavere et (danış). Azmettiğin zaman, artık Allah’a tevekkül et. Muhakkak ki Allah, tevekkül edenleri (Allah’a güvenenleri) sever.”  (Al-i İmran Sûresi: 159.)

Emsile, Bina, Avamil’den ders veren, ders okuyan hoca efendiler, Cenab-ı Allah’ın Kur’an-ı Kerim’de bahsettiği ayetleri hayatlarına tatbik etmeyeceklerse ne yapacaklar? “Mıntıka mesul hocası”, “Bölge idarecisi” ve “Bey Abi” İslam’ın hangi kaynağını rehber edindiler ki, insan kıyılmasına ses çıkartamıyorlar? “Benim oğlum bina okur, döner döner yine okur.”Okur okur sessiz durular haksızlıklar karşısında.

Sen, yemeğinin salçasının kıvamını dahi dert ettiğinin, etrafındakilere büyük gözle bakan idareci Abin(!) sırf kendi ihtirası yüzünden yetmiş yaşındaki kadının cenazesinden korkuyor. Cemaatin mensuplarına cenazeye gidilmemesi, başsağlığı dilenmemesi talimatı veriyor? Hani siz evladı resuldünüz?Resülüllah(s.a.v.) meclisinden kimi kovdu? Kimin cenazesini kaldırmadı? Bu ne bağnazlık?İnsanlıktan bu kadar mı uzaklaşılır?

Peygamber Efendimiz (s.a.v.); “Ey kızım Fatıma! Babam Peygamber diye güvenme Rabbine karşı kulluk vazifeni yap, eğer Allah'tan nefsini satın alamazsan vallahi ben bile senin namına hiçbir şey yapamam..." (Müslim, Iman,89) buyurmuşken “Büyüklerimiz” söyledi biz yaptık sözü bizi ahirette kurtaracak mı?

Geçmişe baktığımızda; cemaatin yayın kuruluşları gazete ve dergiler, Diyanete karşı propagandaya devam edip kötülemişti. 80’lerde Basın üzerinden Diyanetle, Akıncılarla karşı karşıya gelen topluluk, 90’larda MGV’lere, Ülkü, Alperen ocaklarına karşı duracaktı. Talebelerin bunların kapılarından geçilmesine müsaade etmeyen dönemin idarecileri, gün gelecek yine bu kurumların siyaseten desteğine ihtiyaç duyacaktı. Yine 80’lerde Diyanet’e karşı takvim ayrımı başlatanlar, Cenab-ı Allah’ın farz kıldığı beş vakit namazı vakit girmedi diye dörde indirip takvimlerine yatsı namazını yazmayanlar bugün ofislerinde Diyanet takvimi asmaktalar. Ne garip dimi?

Bizim “Büyüklerimiz” değil miydi; Allah’ın (c.c.) Hac emrini kadınlara yasaklayan? Kendi umre şirketleri kurulunca uçak doldurma yarışında, mıntıka uçakları kaldırma yarışında kadın gruplara öncelik veren. “Büyüklerimizin” emri Cenab-ı Allah’ın farzının önüne geçti an itikaten sıkıntı yok mu? Düşündük mü bunu?

Kermeslerde satılan kuru yolma helal tavuk döneri dert ettiğimiz kadar kul hakkını dert edinebildik mi? Büyükler haram dedi diye semizotu roka yemedik ama tanımadığımız insanlara idarecilerimiz buyurdu diye kötülük etmedik mi?

Yine kendi idarecilikleri döneminde siyaseten İslam’a daha yakın partiler olmasına rağmen onları tercih edilmeyip, oylar farklı partiye atılacaktı.  Neden acaba?

Yazdığım için mazur görün bugün Sayın Tayyip Erdoğan’ın desteklenmesinin gerekliliğini savunanlar, Tayyip Bey İstanbul il başkanlığında iken ya da milletvekili adayı iken neden acaba ANAP il ilçe yönetimindeydiler? Neden karşı partilerde siyaset yaptılar? Desteklenmemesi açısından değil dün neden desteklemedik diye sorguluyorum.

Eğer kararların çıkarları bazılarının ikballerine mâni olmuyorsa seçim meydanında Genel Başkan ve Bey Abinin omuzunda hazreti üstazın eli var oluyor(!)

Bir seçimde DYP’yi işaret eden Hazret, diğer seçimde ANAP’ı işaret ediyor. (!) Her ikisi de nedense sandıkta kalıyor. Bir seçimde DYP için vaaz veren hazretin talebesi diğer seçimde ANAP için kerametten bahsediyor. Sonra ne kandırıldık? Hazret kandırır mı??? Hazret kandırmaz ama Hazretle kandırılırsın.

Bahane hep içerdekilerde değil.

Bahane hep merkezde değil.

Bahane bizde…

Çünkü sorgulamadan, akıl etmeden, düşünmeden Biat ettirildik.

Bize hazretin hikâyelerini anlatanlar bu dünyada hazret gibi sıkıntı çektiler mi? 

Bize hazretin çektiği yoksulluktan bahsedenler, dünyalık maddi servetin içindeler.

Bir yerde sorun yok mu?

Bu yazıyı eksik yazmamın nedenine gelince; genellikle babam Ali Sandıkçı Hoca ile benim karıştırılmamdır. Babamın cumartesi günü Akit gazetesinde yazdığı köşe yazısından sonra birçok eski ve yeni hocaefendibabamı arayıp tebrik etti. İş adamı, esnaf, camianın içinde olanlardan da arayanlar oldu. Düşüncelere katılırsınız katılmazsınız, her bir fikrin lehinde ya da aleyhinde de savunma yapabilirsiniz.

İş yaşanan gerçekler olunca, geçmişte de olsa bunları ne kadar sumen altı etmek istesek de ne kadar saklamak istesek de gün olur gerçek yüzümüze vurur ama yine de kabullenmemiz zor gelir. Çünkü bize emanet edilen kürsülerden, makamlardan yapmayın dediğimiz şeyleri kendimizin yapmış olmasıdır.

Bir hoca kürsüde kadınlar kızlar okumasın diye vaaz verip kendi kızını öğretmen yapmışsa bu noktada verilen vaazı ve emri sorgulamamız gerekiyor. Efendi hazretlerinin talebesi kürsüden sigara haram diye vaaz veriyor, oğlu bilmem kaç dolarlık puro içiyorsa hele bir sus demek gerekmiyor mu?

Ekteki fotoğraftaki haber eski sabah gazetesi yani cemaatin bir dönem sesi ve fikrini beyan eden yayın organı. İmam Hatip liselerine karşı olan başlık. Büyüklere hazretin talebelerinin bu çağrısına kulak verip çocuklarını okutmayanların, bu haberi gazetesinde yayınlayıp kızını İngiltere’de master yaptırandan neyi eksikti?

Benim de babam idareci olsaydı tabi ki bana da Londra’da WC satın alınırdı(!)

Cemaatin 8 Haziran 1992 tarihinde yeniden yayın hayatına başlattığı UFUK dergisi;

Kapağında;

Yeniden Doğuş

İslam’ın Yükselişi

Hür Düşünce

Tabuların Yıkılışı

Kardeşlik Dayanışma

Bütünleşen Hayat

Kapitalizmin iflası

Milli – manevi birlik

Cihanşümul adalet

Bugün;

Hür Düşünce = Sorgulayıp farklı düşünenlerin Aforoz edilmesi

Tabuların Yıkılışı = Efendi Hazretlerinin Mektupları diye okutulan kitabın müellifinin başkası olması

Kardeşlik Dayanışma = Kurslarımıza girişi ve programlarımıza iştirak etmesi (Evler dahil) evle kesinlikle yasak.

Bütünleşen Hayat = Cemaatten uzaklaştırılanların “düşman” “Hain” görülmesi

Milli – manevi birlik = Akparti'ye oy verenlerin yasaklanıp, İki nebi kuvvetindeki “bey abiye” biat etmeyenlerin fırka-ı dalle olması

Cihanşümul adalet = Fıkra malzemesi

Yalanlardan ibaret rüyalardan uyanmayı Cenab-ı Allah hepimize nasip eder inşallah.

Geçmişte yapmış olduğumuz yanlışlardan dolayı ne kadar tövbe ve istiğfar etsek azdır.

Allah cümlemizi hesap verebilenlerden eylesin. (amin)

Ali Sandıkçıoğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle