--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

“Bize hep yalan söylediler…”

Ali Sandıkçıoğlu
Ali Sandıkçıoğlu
32

Küçük oğlum Ali, 30 Ağustos tarihinde merhum MALCOLM X’in “Bize hep yalan söylediler ve inandıkça daha fazlasını söylediler…” sözünü paylaşmıştı. Zaman, zaman birçok kardeşimiz isim ve soy isim aynı olduğu için oğlumla beni karıştırıyorlar. Onun yazdıkları yazıları benim, yazdığımı zannediyorlar. Oysa oğlum iki üniversite bitirmiş, şu an üçüncüsünü bitirmeye çalışıyor, ayrıca mastırda yapıyor. Hem de iyi bir arşivi var, kalemi de güzel. Okuyan kardeşlerimiz resimlere dikkat edebilirse ben ve oğlumun resimlerinin ayrı olduğu görülür. Yazının kime ait olduğu da rahatlıkla anlaşılmış olur. Bu sebeple bazı aklı evvel arkadaşlar edep ve ahlak çizgilerini aşarak bana karşı çirkin karalamalar, iftiralarda bulunuyorlar. Ben; edep ve ahlak kuralları dahilinde kendilerine uygun bir dil ve uygun bir üslupla cevap vermeye çalışacağım (Her zaman ihlas ehli söylediklerimin dışındadır.). Bu paylaşıma değerli kardeşimiz ABDULLAH AKTAŞ şöyle bir açıklama eklemiş, açıklamayı kelimesi kelimesine okudum, açıklamayı aynen alıp yazıyorum: “Hocam, (Tabii ki ben değilim) yalan söylemediler de kendileri çıkarlarına kul köle olup, söylediklerini kendileri uygulamadılar. Örneğin bırakın dünyalığı hizmet dediler, kendileri meğer ne ticaretler peşinde koşmuşlar, çocuklarınıza tekâmül okutun dediler, kendi çocuklarını en iyi okullarda üniversitede okutup, oy karşılığında devlete yerleştirdiler. Hocalık en yüksek rütbe dediler, kızlarına en azından öğretmen koca aradılar. Daha sayacak çok şey var çok…” Öncelikle şunu ifade etmek isterim: Abdullah Aktaş Bey kardeşimin yazdıklarına aynen katılıyorum. (Ben kendisini şahsen tanımıyorum. Ancak doğru birdir. İki olmaz) İzninizle burada bizzat kendim yaşadığım bir hatırama yer vermek isterim. Suudi Arabistan’daydım. İzine geldim. O zamanlar işlettiğimiz İstinye deniz kenarındaki, KAÇKAR AİLE ÇAY Bahçesinde otururken garson bana seninle bir bayan görüşmek istiyor dedi. Kalktım baktım normal giyimli bir bayan. “Buyurun kimsiniz?” dedim.  Oturduk hanımefendiye ve kendime bir çay söyledim. Kadın ben İstinye Recaizade Ekrem ilkokulunda öğretmenim. Kızınız Zinnet’in hocasıyım. Sizin Arabistan’da olduğunuzu biliyordum. İzne geldiğinizi duydum. Din adamı olduğunuzu da biliyorum. Sizinle kızınız Zinnet hakkında konuşmaya geldim. Bakınız beyefendi kızınız maşallah çok zeki. Biz kendisini okulda imtihan ettik. Biri, ikiyi okumadan üçüncü sınıfa kaydını yaptık.Şu anda sınıfımın birincisi. Ne olur bu kızın önünü kesmeyin. Kızınızı okutun. Belki orta okul istemezsiniz İstinye imam hatip okulunda kızlar ve erkekler ayrı, ayrı kapılardan girip çıkıyorlar. İsteyen kızlar başlarını da kapatıyor.  Kızının önünü kesme, onu İmam Hatibe ver dedi. Ben öğretmen hanıma teşekkür ettim. O okuluna döndü. Ben de hemen o zamanki İstanbul idarecimizi aradım. (İsim mahfuz. Halen hayatta) bana aynen şöyle dedi: “Ali Hoca senin bir ismin var. Ali hoca kızını, ortaokul veya imam hatibe verdi dendiğinde bu iyi olmaz. İsmin lekelenir, yara alırsın, değer kaybedersin.” Nasıl bir yara nasıl bir leke ise: Biz de körü, körüne itaat(!) ettik. Korkaklık deyiniz, beceriksizlik deyiniz veya beyinsizlik deyiniz, ne derseniz deyiniz. Bir davaya mensubuz ya!...  Safiyane bir şekilde söylenenlere inandık. Yalanları birer lokum gibi yedik. O idarecemizin sözüne inandık.Ve kızlarımızın hiçbirini okutmadık. Ancak, İstanbul’daki o ünlü vaizlerin kızlarının hepsi, bana kızını okutma diyen beyefendi. Ve o zaman teşkilat içinde önemli makamlarda olanların birçoğu hepsi meğerse İstanbul’un en güzel okullarında kızlarını okuttular. Yaşları biraz ilerlemiş abilerin veya idarecilerin kızları ise dışarıdan bitirme imtihanlarına sokularak yine okutuldular. Şimdilerde; Kimileri avukat, kimileri doktor, kimileri ise değişik meslek erbabı… Hatta bu pek muhterem idarecilerden biri tek başına kızını ta ABD’ye yüksek lisans yapmak için gönderdi. Arkadaşları kendisine;tek başına kızını neden oralara kadar gönderiyorsun? Bu doğru değil deyince; bir şey olmaz, bir şey olmaz… diye cevap vermiş, işi geçiştirmeye çalışmıştı. Dahası var bu değerli idarecilerimizin birçoğu, Diyanet’te çalışırlarken, bizlere sistemli bir Diyanet düşmanlığı yaptırdılar. Kademe, derece alabilmek için bizlere imam hatipleri öcü gibi gösterenler;dışarıdan, duyulmadan, imam hatip orta kısmı veya lise kısmından imtihanlara girerek dışarıdan diploma almaya çalıştılar. Küçük kızım bana, zaman, zaman tebessümle: “Baba benim tahsil hayatımı ve önümü kestiğin için sana hakkımı helal etmiyorum der ve serzenişte bulunur?!” Okusa iyimi olacaktı, kötümü olacaktı pek tabii onu ancak Cenab-ı Hakk bilir. Bizlere yalanlar söylediler, hem de katmerli, affedersiniz kuyruklu yalanlar…” Koş teberru yap. Geçen seneyi zekâtta, kurbanda, fitrede, teberruda geç” telkinlerinde bulundular… Bizleri hizmet, dava diye aldattılar. İstedikleri para para para… Şayet maddi gelirde geçen seneyi geçer, arkadaşlarına fark atarsan sen en başarılı ihvan, ehavat veya hocasın. Maddi getirilerin (Zekât, fitre, teberru, kurban) az ise istersen evliya ol. Sabahlara kadar seccadede kal o zaman değersiz ve başarısızsın. Hz. Allah’ın (CC) yarattığı çeşit çeşit meyveler bile her sene aynı miktarda vermiyor. Bazen az veriyor, bazen çok. Ama bizimkiler ne yap yap para toplamada, kurban bulmadı, bir zamanlar yasak dedikleri kadını ile beraber umreci bulmakta, hacı adayı bulmakta geçen seneyi geçeceksin diyorlardı (Burada samimi ve ihlas ehli olan bütün büyüklerimizi kastetmiyorum, sobada yakacak odun olamadığı için gündüzleri battaniyeye sarılarak ders okutan hocalarımızı elbette tenzih ederim. Elektrik olmadığından gece yattığı yer yatağının başucuna bir beş numara potrallambası alıp orada yarın okutacağı derse çalışan abilerimizi elbette tenzih ederim. Lüks yemek masalarında kaşık çatal ve diğer takımlarla yemek yemeyip talebeler ile örtüsü dahi olmayan eskimiş tahta masalarda oturup talebelerle beraber talebe yemeği yiyen o gayretli hocalarımızı elbette tenzih ederim.Tüm samimiyetimle ölmüş olanlarına Cenab-ı Hakk’tan rahmetler, hayatta olanlara sağlık, sıhhat ve hayırlı ömürler diliyorum. Bizim kastımız bülbülleri kovup, gül bahçelerini işgal eden, talan eden kargalara, ne olduğu belli olmayan, kimin için çalıştıkları hala tam olarak anlaşılamayan, ikiyüzlü sahtekâr yöneticilere yöneliktir. Katılırsınız, katılmazsınız o sizin tercihinizdir.) Ancak şu kesindir ki, bu kargalar söylediklerini bizzat kendileri yaşamadılar. Esasında şunu kesinlikle ifade etmek isterim ki; bizim davamızdan, yolumuzdan asla!.. Şüphemiz yoktur. Bende diyorum ki; Bizlerin, evlatlarımızın yollarını kesenlere kendilerinin, çocukları, torunları Türkiye’de ve Avrupa’da, ABD’de en iyi seçme okullarda okuttukları halde bize o kapıları kapatanlara hakkımızı helal etmiyorum. Burada bir arkadaşıma da takdir ve tebrikleri mi belirtmek isterim. Çocukluk arkadaşım, beraberce Rize’de ve İstanbul’da ders okuduğumuz komşum HIZIR ÖZCAN beyefendi benim gibi korkaklık yapmadı. Hiç çekinmeden adam gibi bir baba olarak iki kızını da okuttu doktor yaptı… Eşimiz hasta olduğu zaman kadın doktorlar ararız. Ama okutmaya sıra gelince okutmayız… Bazı arkadaşlarım yine beni yerden yere vuracaklarını biliyorum. Vay efendim!..  Davaya ihanet ediyor… O zaten mürtedin birisi… Belli idi. Bu tip alçakça, çirkince, insafsızca, şeresizce, bilgisizce, kula köle olarak, dine hizmeti değil sadece midesini ve sandalyesini düşünüp, hezeyanlarda bulunanları öncelikle akletmeye ve şer’i ölçülere dayanarak düşünmeye davet ediyor ve Allah’a (CC) havale ediyorum… Bir mümin kardeşini şer’i deliller olmadan küfürle itham ederse; kendisinin küfür bataklığına yuvarlanacağı bütün dini kitaplarımızda beyan edilmektedir. Tam bu yazıyı yazarken değerli dostum ve arkadaşım, çok geniş bir tetebbuat sahibi, Beykozlu HIZIR ÇAKIR (HATİPOĞLU) hoca efendi sosyal medyasında şöyle bir yazı paylaşmıştı. Aynen alıyorum: “Ehli kıbleden hiç kimse tekfir edilemez, onların arkasında namaz kılmamazlık olmaz, büyük günah da işleseler onların cenaze namazı kılınır ve hayır dua edilir.” (İbnimacecenaiz 31- Aclüni, Keşfl-Haffa 2 32). Ne yazık ki, bugünkü dünyamızda bir kısım insanlar tarikat diyerek, şeriattan uzaklaştıklarının farkında bile değillerdir. Çakma tarikat, çakma şeyh, çakma mürid, al birini vur öbürüne… Bize gelince: Çok şükür alemleri yoktan var eden Allah’ı (cc) Rab, son ve en kâmil din olan İslamiyet’i din, o dini bizlere tebliğ eden HZ. Muhammed (SAS) efendimizi nebi ve resul, Âdem (as)’dan peygamberimize kadar gelen bütün peygamberlere iman ederek, Kur’an-ı Kerim’i imam, Kâbe-i Muazzama’yı kıble, namaz, zekât, oruç, haccı farz, bütün müminleri kardeş, Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali (Radıyallahuanhümecmain) hazaratını imam kabul ediyor ve inanıyoruz. Ashabı kiramın arasında ayırım yapmadan hepsine sonsuz hürmetimiz ve sevgimiz vardır. Allah’ın (cc) rahmeti hepsinin üzerine olsun. İtikatta Ebu Mansuru Maturidi, amelde dört hak mezhep, özellikle taklidinde bulunduğum Hanefi mezhebini, tasavvufta ise Nakşi kolunu, günümüzde bağlı bulunduğum şeyhim, üstazım olarak da Süleyman Hilmi Tunahan (KS) hazretlerine inanır, mümkün mertebe, gücüm yettiğince, bize telkin ettiği manevi vazifeleri, farz, vacip, sünnet ve nafile ibadetleri yapmaya çalışırım. Bütün bunları yaparken gözlerime at gözlüğü takmam, aklımı da tavana asmam…Müracaat yerim Kur’an-ı Kerim, hadisi şerifler ve edille-i şeriyedir. Şimdi insaf ve merhamet sahipleri ne soruyorum. Allah için elinizi vicdanınıza koyarak cevaplayınız… Hz. Üstazımızın öncülüğünü yaptığı, yüzlerce insana ilim, irfan, edep, ahlak ve hayâve İslami ilimleri öğreterek bitamamiha Hz. Peygamber efendimizin (SAS) sünnetlerini yaşamaya çalışarak, insanları irşat etmeye gayret ettiği metodu ile,sistemi ilebugün onun yolundan yürüdüklerini iddia edenler aynı yol, aynı minval üzere midir? (Yukarıda söylediğim gibi, Elbetteki istisnaları bir kenara bırakarak, ilmiyle amil, ihlaslı ve samimi insanları tekraren tenzih ederiz.)  Sadece iyi niyete ve samimi olarak aksayan yerleri, eksikleri söylemeye çalışacağız. Hiçbirimiz “Dilsiz şeytan olmayı “istemeyiz elbette. Bütün kitaplarda yer alan Hz. Peygamber efendimizin (SAS) bir hadisi şerifi var: “Kişi sevdiği ile beraberdir.” Ya bugün sadece ama sadece bir inat uğruna bu güzelim cemaati geçmişte ezanı, Kur’an’ı yasaklayanlarla beraber yan yana kimler getirdi? Bunlarla yapılan birlik şeran ne kadar doğrudur? Hayatında bir kere olsun bir sol partiye oy vermeyen yaşlı insanlarımıza: “Büyüğümüzün emri budur. Bu seçimde falan partiye, olmasa şu partiye oy vereceğiz” diye telkinlerde bulunmak Süleyman Hilmi Tunahan (KS) hazretlerinin yolu ve davası ile, hizmet şekli ile ne kadar bağdaşır?!...Lütfen bir düşünün… Bunları söylemek, yazmak sizce davaya ihanet midir? ALLAH (cc) rızası için şimdi sizler söyleyiniz: “İmanımı tazelemek için Ankara’ya gittim” diyenlerle bir ve beraber olmak bu yüce ve kutsal davaya hizmet midir? Yoksa davayı, dava ya bağlı olanları kendi çıkarları için kullanmak mıdır? Esasında yazılacak, söylenecek çok şeyler vardır. Bir zamanlar Almanya’da bir toplantıdan çıktık.Yanımda benden daha yaşlı gerçekten ilim erbabı iki hoca efendi vardı… (İsimleri mahfuz ikisi de hayatta.) Kendilerine ben aynen şöyle söyledim: “Ağbi dava ve hizmet adına anlatılanlar aklın, mantığın kabul etmediği, Kitabullah, şeriata uymayan birçok şey, ben bunların hiçbirine inanamıyorum. Bizim okuduğumuz zamanda bunlar yoktu. Yoksa ben sapıttım mı yoldan mı çıktım? Beni Allah rızası için ikaz edin, uyarın deyince, bana aynen şöyle dediler: “Ali Hoca senin seslendirdiklerinin birçoğunu bizde kabul etmiyoruz, düşünüyoruz, söylediklerinin hepsi doğru. Bunların birçoğu bizim zamanımızda da yoktu. Yolumuzla, şeriatla bağdaşmayan ifadeler. Ancak korkudan, bazı sebeplerden dolayı bizler seslendiremiyoruz. Yolumuzun, hizmetlerimizin bu anlatılanlarla uzaktan, yakından hiçbir alakası yoktur. “Bir iki küçük misal verelim: Mesela: Hazreti üstazımızın zamanında talebe sadakası diye bir şey var mıydı? Şimdi bir de talebe bulanlara promosyon çıktı? Beş talebe bulana şu. Üç talebe bulana şu, iki talebe bulup yurda getirenlere şunlar, şunlar (Maddi ve manevi) olarak promosyon verilecektir?!…Fe sübhanellah!... Koca bir teşkilatı gülistana konmuş kargalar ne hallere düşürdüler?!... Kurbanı parçalara ayırarak, ön ayağı bu kadar, arka ayağı bu kadar, ciğeri bu kadar, gerdanı bu kadara satılarak toplanan kurbanlar var mıydı? Kahvelere, cami lokallerine, esnaflara gidilerek “Amca biz peygamber efendimiz için kurbanlar topluyoruz sen de 50 TLverirsen seni peygamberimizin kurbanına ortak ederiz diyerek para toplama usulü var mıydı? Hayatta olan ak saçlılar sözlü ve yazılı cevap verebilirler. Cevaplarını seve, seve burada yayınlarız… Öyle ise maddeten ve manen sorumlu mevkide olanlar,sahte kerametler uydurmaları bırakın!... Yalandan sahte şeyhleri uçurmayın! … Şeriata dönün beyler şeriata!… Cümleniz Mevla’ya emanet olunuz.

NOT:

DEĞERLİ OKUYUCU KARDEŞLERİM:

Yazılarıma görüş bildiren arkadaşlar takdir, tenkit ve temenni şeklinde her türlü fikirlerini bildirebilirler. Ancak önemli olan edep, ahlak sınırlarını aşmamak, basın yasası ve Türk kanunlarına, milli ve dini hasletlerimize hakarette bulunmamaktır. En kolay şey tenkit etmektir. Tabiiki tenkitinde bazı kuralları ve ölçüleri vardır. Görüş bidiren kardeşlerimizin bu ölçülere riayet etmelerini istirham ederim. Âcizane bütün yazılarımı iyice araştırdıktan, zaman zaman bazı arkadaşlarımla istişare ettikten sonra gazeteye gönderiyorum. Oradaki arkadaşlarda yazılarımı tetkik ettikten sonra yayınlıyorlar. Teşekkürlerimle.

Ali Sandıkçıoğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle