Bana emanetsiniz... (Eski bir hatıram.)
(Her kademedeki idarecilerimize ders alabilecekleri bir örnek, Bilmiyorum cemaatimiz içinde veya diğer dini cemaatlerde bu şekilde samimi ve tevazu ile kardeşlerine davranan idareciler var mıdır? Ne kadar vardır?)
LÜTFEN: Ağır gelmezse yazıyı sonuna kadar okuyunuz.
Şu an İTÜ mezunu maden mühedisi olan ilk torunum EMRE henüz üç buçuk dört yaşlarında idi. Eşim Emine, gelinim, Emine kızlarım Fatma ve Zinneti alarak vapurla İstanbul’dan memleketimiz olan Rize’ye gittik.
O zamanlar Rize’ye feribotlar çalışıyordu. Arabayı vapura koyarak yolculuk yapılabiliyordu. Emre çok çok güzel ve sevimli bir bebekti. Vapurda yemekhanede herkesin sevgilisi haline gelmişti. Kucağına alanlar kadın, erkekler seviyorlardı. Vapur lokantasında çalışanlar bile... Yemek haneye gittiğimizde tabir caizse Emre elden ele geziyordu.
Rize’de bir müddet kaldık. Sonra yine vapurla Rize’den İstanbul’a dönecektik. O tarihler Rize’de hizmetlerimizle alakalı sorumlu beraberce ders okuduğumuz Rize Çayeli ilçesinden (Madenli) H. Reşit Tüyloğlu idi. Ben Pazartesi Rize’ye indim. Kendisiyle görüştük, vedalaştık ve ayrıldık.
Çarşamba günü vapurumuz Rize limanından saat üçte hareket edecekti. Biz köyden çocuklarla beraber Rize’ye geldik. Arabamızı vapura yerleştirdik. Yataklı yerimizi bulduk. Bir kısım eşyalarımızı da odalarımıza koyduk. Hava oldukça güzeldi. Ben ve çocuklar yine aşağıya indik. Bizi uğurlamak için gelenler vardı. Ayaküstü onlarla sohbet ettik...
Bu arada ben Harun Reşit Tüyloğlu’na telefon ettim. Çayeli’nde olduğunu söyledi. Ben de kendisine şu anda limandayım vapurun kalkma saatini bekliyorum. Nasip olursa İstanbul’a doğru çocuklarla beraber yolcu olacağız dedim...
Telefonda bana: 20-25 dakika sonra inşaellah oradayım. Ben kendisine “Biz zaten pazartesi günü görüştük, vedalaştık ve ayrıldık dedim. Gelmene lüzum yok siz işlerinize bakınız.” Israrla bana hayır olmaz geleceğim dedi. Gerçekten 20-25 dakika sonra Tüyloğlu on tanesi peynirli, on tanesi kıymalı olan bizim Rize’nin meşhur pidelerinden fırında yaptırarak geldi.
Ders arkadaşı idik. Ancak benden biraz yaşlı idi. Ben kendine “Abi bize evde bir şeyler yaptılar vapurda da yemek var neden zahmet buyurdunuz? Dedim “cevaben “Ali vapurda insanın iştahı açılır sen ve çocuklar yersiniz. Dedi. Teşekkür ettim.
Çok güzel bir hava kimisi vapura giriyor, kimisi çıkıyor. Arabalar vapurun garajına yerleştiriliyor, sağ yap, sol yap, ileri, geri gibi sesler birbirine karışıyor...
Harun abi bana Ali şöyle gelir misin? Dedi. Biraz limanın kenarına doğru çekildik. Hava berak, deniz masmavi. Cebinden cüzdanını çıkarıp açtı.
Ali bak gelinin ve çocukların yanında, epeyce burada kaldın belki paran bitmiş olur, bu cüzdanımda para var istediğin kadar al. Abi ber Rizeliyim, buralıyım. Çok şükür param var.
Şu an paraya ihtiyacım yok. dedim... Ali ben senin merhum babanı, kardeşlerini tanıyorum. Sizin köyde okurken babanın iyiliklerini görmüş birisiyim.
Ankara’da kardeşlerinin işleri olduğunu da biliyorum. Ancak ben burada şu an bir bekçilik ve hizmetçilik görevi yapıyorum. (İmamı Rabbanı evlatlarının hizmetçisi)
Sen HZ. Üstadımızın (Süleyman Hilmi Tunahan (ks) dan, şu an için bana bir emanetisin. Ben seninle ilgilenmezsem yarın mahşerde mahçup olurum.
Allah aşkına ne kadar lazımsa o kadar para al. Ben de yemin ettiği için elinde açık duran cüzdanından 300 TL. aldım.
Hem eşime, hem de gelinim ve kızlarıma karşı onore olmuştum… İl idarecimiz hem gönlünü hem cüzdanını bana açmıştı. Tam anlamı ile beni onurlandırmıştı...
Gerçekten o pideler vapurda ne kadar da lezzetli olmuştu. Vapurun mescidinde arkadaş olduğumuz birkaç Müslümana da o pidelerden ikram etmiştik….
Amirlik, memurluk, alt ve üst ilişkileri keşke bütün idareciler, her kademede kendilerini dev aynasına görmeseler de; böyle davranabilseler. En alttaki kardeşlerine samimi bir şekilde sahip çıkabilseler... O günleri ve öyle ufku açık merhametli idarecileri arıyoruz... Cenab-ı Hak sayılarını çoğaltsın inşaellah...
Harun R. Tüyloğlu’nun bu örnek hareketini genç kardeşlerime aktarırken kalbimde bir ukde gibi kalan bir başka noktayı da paylaşmak isterim. Bizde cenazelere katılmak çok çok önemlidir.
Düşmanının cenazesi olsa bile insan olarak katılıp düşmanının acı gününde ona destek olmak insanlık görevi sayılır. Hâlâ içime sindirmiş olamadığım hadiseyi üstü kapalı olarak geçeceğim. Neden ve niçinini arıyorum ancak elle tutulabilecek, gönlümü ferahlatacak bir sebep bulamıyorum.
Bilenler meselenin teferruatını biliyorlar ben detaya girmeyeceğim... Benim ikinci kardeşim Arif Şaban Sandıkçı zamanla bir meseleden dolayı İstanbul’da iken kurslara çok hem de çok büyük hizmeti geçmişti.
Sonra Ankara’ya nakletti zira babamın işleri inşaatlarımız Ankara’da idi. Benim dışımdaki kardeşlerim hep Ankara’ya toplanmış inşaat işleri ile meşgul oluyorlardı. Bir ara kardeşim Şaban hastalandı.
Ayaklarında çok dayanılmaz ağrı vardı. Hastahaneye yatacaksın sentetik damar değişimi yapacağız dediler. Özel bir hastahaneye yattı. Ankara’da ameliyat oldu. Maalesef birkaç gün sonra da vefat etti.
Kendisi Çankaya belediyesi meclis üyesi olduğu dönemlerde: Küçük kardeşim Hüseyin Sandıkçı da Rize il encümeni olduğu için Rize’ye götürdüğümüz;
Kardeşim Arif Şaban’ın cenazesine o günün Rize valisi, Belediye başkanı, garnizon komutanı ve ilçemiz Kalkandere’nin bütün ilçe yönetim kadrosu kaymakam, jandarma komutanı, müftü ve birçok zevat cenazemize katıldılar…
Kalkandere Kur’an kursundan arkadaşlardan katılanlar oldu... Birçok komşu köyden merhum babamın arkadaşları ve komşularımızın ve çevremizdeki köylerin tamamının imamlarının katılımı ile kardeşimi defnettik.
O gün cenazemize gelemeyenler. Sonradan ya bizat geldiler ya da telefonla taziyelerini bildirdiler. Esasında ben cenazemizde birisini görmeyi çok arzuladım. Maalesef onlar kendilerini çok ...... çok...... yükseklerde gördükleri için cenazemize katılamadılar. Telefonla da olsa arayıp, bir baş sağlığı dileğinde bulunamadılar. Tabii Azrail günü gelince herkesin kapısını çalacaktır. Baba, anne, eş, evlat derken bir gün de sıra bizlere gelecektir. Mevlam o gün geldiğinde hepimize imanı hakiki nasip eylesin... Âmin... Yaşlı dünyamızda ne devlet başkanları geldi ve geçti. Nice Sultanlar, Hakanlar geldi ve geçti, Nice mal sahipleri geldi ve geçti... Keza ne kendini beğenenler, ben bilirim havasına kapılanlar ben idareciyim, ben amirim, ben makam sahibiyim ben büyük abiyim diyenler de geldi ve geçti. Ben her şeyi bilirim, ben ne dersen o olur asla itiraz istemem… Diyen mütekebbir insanların büyük bir kısmı da bugün oturdukları koltukları kaybetmişler.
Şimdilerde nasıl yağ çekerek, yeni bir yağlı kemik kaparımıın hesapları içindeler.
Bir zamanlar İstanbul’un Avrupa yakasında dehşet estiren, nice hoca efendilerin başını yiyen, önlerinden ders rahlelerini alan, kendini en büyük sanan, insanlara tepeden bakan…
Yalan kerametler uyduran, hatimde uyuyan, yolda; arabada uyuyan, kendini derviş gesteren allı şanlı idarecinin (!) altından sandalyesi alınmış, çokları bayram etmekte iken, kendisini şu an ne arayan var, ne de soran. O da şimdi bir meçhul…
Zamanla İstinye’de benim yanımda da kalmış olan bu büyük idareci, alim, abi(!) rahmetli eşimin vefatında bütün yurtlara mesajlar çektirip: “Ali hocanın eşinin cenazesine hiç kimse katılmayacak.
Katılanlar olursa en şiddetli şekilde cezalandırılacak” diyecek kadar aşağılaşan, sahtekâr, istirmacı, din ve tarikat sömürüsü yapandı bu zat.
İsmini zikretmeye gerek yok. Çaycısı, terlikçisi çeşnicisi, havlucusu olan büyük (!) bir idareci Allah en güzel intikam alıcıdır. Bu tip soysuzların Cümlesini Allah’a (cc) havale ederiz.
Mutlak olan bütün defterlerin bir gün huzuru Rabbil aleminde açılacak olmasıdır. Dünyada havalarda uçan nice insanların yarın Allahu alem ukbada yerlere sürüneceklerini, Resulumuz bizlere haber vermektedir… Cenab-ı Hak bizleri rızasından ayırmasın….
Rızai ilahiyi unutup makam, mevki, şöhret, saltanat, para aşığı, alkışı, methedilmeyi, kibirli, gururlu, insanlara tepeden bakan birisi yapmasın. Rabbim bizleri ihlastan ayırmasın. Cümleniz Mevlaya emanet olunuz.
NOT:
Hepinizden samimi bir şekilde özür dileyerek bu geçmişte olan özel bir hadiseyi anlatmakla beraber: Zamanımızdaki özellikle tasavvufla ilgilenen bazı cemaat idarecilerine, ağabeylere, büyüklere(!) şeyhlere (Gerçek şeyhleri, hizmet ehlini tenzih ederiz.) önemli bir ders ihtiva edeceğine inanmaktayım. İnşallah hayırlı olur.







