--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Arapça ezan okudukları için ceza alanlar…

Ali Sandıkçıoğlu
Ali Sandıkçıoğlu
19

Değerli kardeşlerim, bugünkü yazımda geçmişte bir vilayetimizdeki mahkemenin Arapça ezan okuyanlar için verdiği cezayı hatırlatmaya çalışacağım. Ancak esas konumuza geçmeden önce bir tarihçi olmamama rağmen tarihle ilgili burada birkaç cümleye yer vermeyi de uygun görüyorum. Tarih ile alakalı olarak cennet mekân 2. Sultan Abudulhamit Han şöyle der: “Tarih değil hatalar tekerrür eder.”. Voltaire: “Tarih; cinayetlerin ve felaketlerin bur tutanağıdır.”. A. Şeref Güzelyazıcı: “Tarih; imansızlık ve ahlaksızlık harabeleri ile doludur.”. Cevdet Paşa: “Tarih bilmeyen bir diplomat, pusuladan anlamayan kaptana benzer, her ikisi de karaya oturma tehlikesi, kaçınılmaz sonuçtur.”. Votaire: “Tarih; kralların, generallerin çiftliği değil, milletlerin tarlasıdır. Her millet geçmişte bu tarlaya ne ekmişse gelecekte onu biçer.”. Naima: “Tarih; faydası herkesi kapsayan bir ilimdir. Yaşanılan çağın olaylarıyla, eski çağın olaylarının karşılaştırıp sonuca varmak gerekir.”. Peyami Safa: “Tarihinin sürekliliğini kaybeden bir millet, her şeyini kaybetmeye mahkumdur. Hafızası parça parça kopmuş bir akıl hastası gibi geçmişiyle, hatalarıyla ve benliğini takip eden bütün varlık unsurları ile ilgisi kesilmiştir.”. L. Chesterfield: “Tarihin başlıca faydası; öncekilerin iyi ve kötü işlerini bize öğretmesidir.”. Kazım Paşa: “Bir çınar için toprak altındaki kökleri ne ise ve bu kökler kurudukça çınar nasıl kurumaya başlarsa – bir millet için de tarih odur. Tarihini bilen millet, kökü sağlam çınar gibidir. Zamanla eski adet ve ananesini, yaşayış tarzını unutan, tarihini bilmeyen, ecdadının neler yapmış olduğundan haberi olmayan bir millet kendini ayakta tutan köklerinden birkaçını kurutmuş demektir. Tarih okuyarak onu sulamak lazımdır.”. Cemil Meriç: “Tarih; galiplerin yazdığı bir kitap. Zafer arkasından bıçaklanan masum düşmanların üzerine atılan yapma çiçeklerden bir çelenk.”. Çin atasözü: “Ecdadını unutanlar kaynaksız ırmağa, köksüz ağaca benzerler” derler.

Tarihle alakalı hafızalarımı tazeleme babında geçmişteki bir kısım düşünür ve devlet ricalinin söylediklerini okuduktan sonra esas mevzuumuza dönelim. Günümüzde geçmişini unutan insanlara seslenmek ve geçmişten resmi örnekler vermek istiyorum. Günümüzde tasavvuf ehli, tarikat ehli, bazı cemaatlarin geçmişte büyüklerinin ve Müslümanların yaşadıklarını unutarak dün ezanı yasaklayanlarla bugün beraberlik ve birlik içinde olmalarını tarihten nasipleri olmadıklarını ortaya koyar. Tarihinden ders alamayanlar ise gelecekte aynı felaketleri yaşamaları kaçınılmazdır.

ARAPÇA EZAN OKUDUKLARI İÇİN: “Kütahya Sulh ceza mahkemesi tarafından 6/4/1948 tarihinde verilen 43 esas ve 258 numaralı karar suretini gördük. Bu kararda yazılı olduğuna göre, Arapça ezan okumaktan sanık Mehmet Ali Çorum ve Osman Yaz Kütahya’da Takvacılar Camiinde ve Yeşil Camide 19.12.1947 günü Cuma namazı kılınırken iç ezanı Arapça okudukları için namazdan sonra yaya olarak Eskişehir’e doğru giderlerken Sabuncu istasyonunda jandarmalar tarafından yakalanarak tevkif edilmişler ve muhakeme neticesinde Türk Ceza Kanunun ikinci fıkrası gereğince üçer aya mahkûm edilmişlerdir. 22.12.1947 gününden 26.2.1948 gününe kadar mevkuf kaldıkları günlerde cezalarına mahsup edilmiştir. Sanıklar bu kararı temyiz etmişlerdir. Kütahya mahkemesi tarafından verilen kararın esbabı mucibesi arasında “Dini ve ilahi sıcaklığını ve heyecanının ruhların ve vicdanların duymasına imkân olmayan Arapça dilde ezan okumaları” fıkrası da vardır. Demek ki, “Allahu Ekber, Allahu Ekber, Eşhedü en lailahe illellah” derken, ruhlar ve vicdanlar dini ve ilahi sıcaklık duymuyormuş! Bugün yeryüzündeki millet ve devletlerin hiçbirinde, hatta komünizm diyarında bile, böyle bir kanun yoktur. İnsanlık hukuk tarihi böyle bir kanun bilmiyor. “Allahu Ekber” dediği için bir Müslüman Türk vatandaşını üç ay zindana atan bir demokrasi, bir laik idare, bir vicdan hürriyeti, dünyanın hangi devletinde vardır?” (Sebilurreşad Dergisi C. 1 Sayı: 4 Sayfa: 60).

Değerli kardeşlerim, hiç gereği yokken memleketimizde bir kısım siyasiler sadece ve sadece oy hesabı yaparak yeniden başörtüsünü ülke gündemine taşıdılar. Bu insanlar lütfen geçmişte Müslümanlara yaptıklarını bir hatırlasınlar. Çok çok affedersiniz bu millet aptal değildir. Köylüsü şehirlisi, kadını erkeği, ihtiyarı, genci hepsi uyanmıştır. Kimin ne yapmak istediğini, geçmişte neler yaptıklarını biliyor. Üniversite kapılarında kızlarımıza yapılan başörtüsü zulümlerini bu millet unuttu mu zannettiniz. Özellikle alnı secdeye gelen Müslüman kardeşlerime seslenmek istiyorum. Lütfen sağlıklı düşünelim. Kin ve hasedi bir taraf bırakalım. Ölümü ve ölümden sonraki hayatı hiç aklımızdan çıkarmayalım. Birliğimizi, beraberliğimizi bozmak isteyenlere asla fırsat vermeyelim. Cümleniz Mevla’ya emanet olunuz.

ARZUHAL: TBMM tatilden sonra açılarak çalışmalarına başladı. Milletimiz için hayırlı karalar almalarını, temenni ederiz. Ülkemizdeki her kademedeki insanımız için devletimiz iyileştirici kararlar almaya, torba yasalar çıkartarak çalışıyor. Yıllardır gurbetçi emeklilerimizin beklediği iki cümlelik bir karar henüz alınamadı. Sayın Cumhurbaşkanımızdan, gurbetçi emekli vatandaşlarımızın arabası ile Türkiye’ye gelebilmesi için altı ay tekrar gurbette kalma mecburiyetinin torba yasalara eklenerek kaldırılmasını, yurt dışında veya yurt içinde fenni muayenesini yaptırdıktan sonra altı ay beklemeksizin kendi arabaları ile tekrar vatanlarına dönülmesinin temini için gerekenin yapılmasını Sayın Cumhurbaşkanımıza arz ile istirham ederiz. Birçok emekli gurbetçi zaten ahiri ömürlerini yaşıyorlar. Gurbetçi emeklilerimizi sevindirerek, yüzlerini güldürünüz, dualarını alınız. Lütfen bunlardan tekrar gurbette altı ay kalma mecburiyetini kaldırınız. Saygılarımla.

Ali Sandıkçıoğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle