--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Anastas Lapis’ten 300 TL

Ali Sandıkçıoğlu
Ali Sandıkçıoğlu
3

Değerli kardeşlerim; bu yazımda sizlerle eski bir hatıramı izin verirseniz paylaşmak istiyorum; Yıl 1965 Mayıs ayı. Sarıyer ilçesinin İstinye Mahallesi eski harmanlar mevkiinde İstinye Kur’an Kursu binasının temel atma merasimini yapacağız. Derneğin tüzüğünü (O zamanlar genç bir iş adamı, şu an için biraz rahatsız Rabbimden acil şifalar dilerim.) Hacı Şükrü Kabil ve ben bir başka tüzüklerden de istifade ederek Kabil’lerin o zamanlar İstinye deki yazıhanesinde hazırladık. Hazırlanan taslağı İstinye tersanesinde seri daktilo yazabilen bir arkadaşa daktilo ettirdik ve tüzüğü yeteri kadar çoğalttık. Dernek resmen kurulduktan sonra ise kurs için arsa aramaya başladık. Aramalar sonucunda Hacı Ali Akıncı, Hacı Recep Akıncı ve Hacı Ömer Akıncı üç kardeşler olarak yurt yapılmak üzere bize çayır mahallesinde bir arsa bağışladılar. Arsa sorunu da çözüldükten sonra geniş çaplı bir reklam yapıldı. Bu reklamdan sonra ise bir pazar günü İstinye Kur’an Kursunun temel atma merasimi yapmak üzere toplanıldı. O zamanlar kursun bitişiğinde bir hayli çalışanı olan Türkay Kibrit fabrikası vardı. Fabrika gece gündüz tam kapasite ve tam vardiya çalışıyordu. Zeytinburnu’nda müezzinlik yapan sesi çok güzel arkadaşımız Hafız Ali Temel atma merasiminde bir öğlen ezanı okudu. Fabrikada çalışan kadın-erkek bütün insanlar dışarı çıkarak Ezan-ı Muhammedi’yi dinlediler. Kalabalık bir katılım vardı o gün. İstanbul’da Süleyman Hilmi Tunahan (KS) hazretlerine bağlı olarak temelden yeni olarak inşa edilecek olan İstinye’deki kurs inşaatı İstanbul’daki dördüncü kurs inşaatıydı. Yaşlısı, genci herkeste gerçekten büyük bir heyecan vardı. Tabii o zamanlarda olan iman, ihlas, heyecan, samimiyet, birlik, beraberlik, maneviyat ve maddeye kıymet vermemek anlatılamayacak derecede ön planda idi. Herkes sadece ve sadece Allah (CC) rızası için “Acaba ben ne yapabilirim?” diye hizmet aşkı ile koşturuyordu. Şirketleşme, holdingleşme, siyaset peşinden koşma, maddeye âşık olma, madde peşinden koşma, baş olma sevdası ve insanlara kıyma durumları, yasaklamalar, bölmeler, bölünmeler, camilere giremezsin, hatimlere katılamazsın, bencillik ve en çok ben bilirim demek yoktu. İstismar yoktu, Riyakârlık ise hiç yoktu. Tam tamına İslam dininin emrettiği, tam bir din kardeşliği sevgi, saygı vardı. Bu hizmetler yapılırken dünyada olmayanlar, yani daha doğmamış olanlar, şimdilerde miras yolu ile(!) oturdukları bu mukaddes ve mübarek hizmetlerin tepe noktasından ahkamlar kesiyor ve insanlara yasaklar(!) koyabiliyorlar?!...Oysa bu insanların bu hizmetlerin bu noktaya gelmesi için elleri sıcak sudan soğuk suya değmemiş, bir binaya bir tuğla, bir kürek harç koymamışlardır. Şimdilerde eften, püften sebeplerle yasak üzerine yasak koyuyorlar. Yıllarca bu davaya hizmet eden bir hocaefendiyi çağırıp sen hangi partiye oy vereceksin diye sordur? Ak Partiye oy vereceğim deyince de; Sen hatimlere katılamazsın, yurtlarımıza giremezsin…diye cezalar vereceksiniz. Buna başta Allah (CC) peygamberimiz Muhammed (SAS) efendimiz ve bütün ehlüllah razı olurlar mı dersiniz?... Sen Ayasofya Camiini ziyarete gittin. Sen hatimlere katılamazsın! Gibi temeli olmayan, dinle, tasavvufla bağdaşmayan, hukuksuz hiçbir vicdan ehlinin kabul edemeyeceği, din dışı, nefsi kararlar… Sen falan isimle konuştun (kesin konuşmamış olmasına rağmen) Hafızı Kur’an, yıllarca Arapça ilimlerini okutan, Arap diline iyice hâkim bir hocaya yasak koyacaksın. Bunu tasavvuf ve tarikatla nasıl bağdaştıracaksınız? Sizler Allah’tan (cc) hiç korkmaz mısınız, yerin altına nasıl hesap vereceksiniz?... Bir insan düşünün: Resmi vazifesini (Vaizlik) bırakarak, küçük bir evini ve arabasını satarak parasını ziyaret hanede merhum Kemal ağabeye veren (O akşam ben de orada idim.) Ben hizmet mahalline giderken elimde bir tahta bavulum vardı deyip. Bu paraları hizmetlerde kullan diyebilen, (Kimse bu vazifeye talip olmazken) Avrupa’ya gidecek, en zor şartlarda işçi haimlerinde (İşçilerin kaldıkları evler.) Binbir zorluğu göğüsleyerek teşkilatımızı kuracak, yüzlerce mülk satın alacak. Ancak şimdi o camilerin hiçbirisinde, Türkiye’deki, yurt ve camilerimizde namaz kılmak için giremeyecek! (Cuma namazı da olsa) Bunun adı da din olacak öyle mi? Bunu yapanlar tasavvuf ehli öyle mi?... Bunlar olsa olsa eşkıya ve yol kesici olabilirler. Bir insan düşünün; iki dönem TBMM’de milletvekili olarak hizmet görecek, zaman oldu yumruk, yumruğa teşkilatımızı savunacak, ancak şimdi hiçbir yurdumuza giremeyecek? Sebep çünkü o da yasaklı(!)… Peki yasağı kim neyi ölçü alarak koymuş şer’i deliller neler? Bir insan düşünün; yüzlerce talebeyi okutup icazet veren sayıları yüzleri aşan değerli ilim adamları, hafızı Kur’anlar şimdi camilere giremeyecek, hatimlere katılamayacak? Sebep yine çaycı başından, terlikçiye kadar kral koltuğunda iken her şeyi seçen. İnsanlara zulmeden gözü haramlara, haksızlıklara karşı çok büyük idareci(!) gibi ikiyüzlü, istismarcı idarecilerin verdikleri yanlış kararlarla nice ilim ehli ağlatıldı. Ahları alındı… Bütün bunların hakkını elbette bir büyük kudret sahibi savunacaktır. O da hiç şüphesiz Allah (cc)’dir. Bu yanlış işleri yapan, tezgâhlar kurup emirler veren bu insanları Mevla’mızın mutlak adaletine havale ediyoruz.

İSTİNYE KURSUNUN TEMEL ATMA MERASİMİ ÖNCESİ:

Merasim öncesi İstinye’de Rizeli hemşerimiz Arap Mehmet olarak tanınan merhum Mehmet Satırdan 200 TL değerinde bir koyun aldık (Sonradan koyunun parasını hibe etti para almadı). Koyunu güzelce kurdeleler ile süsledik.  Merhum nalbur Nadir’den kazma ve kürekler aldık (Ölenlerin hepsine Allah (CC) rahmet eylesin). Temel atma merasiminde; önce Kur’an-ı Kerim okunarak başlandı. Ardından ise ben kısa bir açılış konuşması yaptım. İstanbul vaizlerinden merhum Hüseyin Kaplan Hoca Efendi günün manasını ifade eden güzel bir konuşma yaptı. Sonrasında süslemiş olduğumuz koyunu açık artırmaya çıkardık. Açık arttırmada müthiş bir yarışma oldu; 50 TL ile başladı sonrasında 100 TL, 150 TL deniyor, bağış edeceklerin isimleri okunuyor bir yandan da listeler yapılıyordu. Merasimin biraz arka tarafında ayakta duran ve büyük bir tevazu ile temel atma merasimini seyreden Rum asıllı Anastas Lapis vardı. Bir ara birisi ile kürsüye bir pusula gönderdi ve yapılacak Kur’an kursu binasına Anastas Lapis’ten “zamanında büyük bir meblağ olan” 300 lira bağış yaptığının anonsu yapıldı. Ardından ise büyük bir alkış tufanı koptu. Kendisi zamanla dedemin kâhyalık yaptığı İstinye kireç ocakları ve taş ocakları şirketinde o zamanki adıyla kâtip olarak çalışıyordu. (Daha önce İstinye’de kireç ocakları vardı fakat 27 Mayıs ihtilalinde kireç ocakları kapatıldı. Ayrıca bir hayli taş ocağı da çalışıyordu İstinye’de). Yeniköy’de oturan Anastas otuz sene kadar Türklerle, özellikle bölgede bulunan bizim Karadenizlilerle çalışmıştı. Bu zaman zarfında Ramazan-ı Şerif ayında Anastas’ı ne su içerken ne yemek yerken ne de sigara içerken hiç kimse görmemiştir. Anastas Müslümanların Ramazan ayına hürmet eder, kimse ona bir şey dememesine, beklememesine rağmen kendiliğinden saygı gösterirdi. (Anası babası Müslüman olan günümüzde Müslümanlarla alay eder şekilde Ramazan-ı Şerif’i aleni yiyenler ibret alabilirler mi acaba?) Çok güzel bir temel atma merasimi olmuştu. Merasimin ertesi günü çarşıya çıktım Ali Aslan’ın (Sarı Ali) yazıhanesinde Anastas vardı, kendisine neden sen temel atma merasiminde herkesten daha çok yardımda bulundun dedim? Cevaben bana kendi şivesiyle; “Ali Hoca ben otuz senedir Müslümanlarla birlikte dedenle, dayılarınla ve birçoğu Karadenizli olan Müslüman Türklerle çalıştım ve çalışıyorum. Bugüne kadar ben Hristiyan’ım diye bana hiçbir kötü muamele yapmadılar, beni hor görmediler, ayırmadılar, yeri geldi üzüntümüzü yeri geldi mutluluğumuzu paylaştık, bir kardeşten daha iyi geçinip bu günlere kadar geldik. Sizin bayramlarınızda, mübarek gün ve gecelerde yaptığınız çeşitli tatlılar, börek ve poğaçalar getirirler. Beni kendi bayramlarında, mübarek gün ve gecelerinde hiçbir zaman unutmazlardı. Ben de temel atma merasiminde yapılan konuşulanları dinledim ve etkilendim. Genç çocuklar Kur’an okuyacaklar, eğitim görecekler, benim de çorbada bir kaşık tuzum olsun dedim içimden geldi ben de öyle bir yardımda bulundum” dedi. Zaman, zaman Anastas ile karşılaştığımızda benimle şakalaşırdı; “Ali Hoca ben de Müslüman oldum derdi ve La İlahe İllallah Muhammed’ün Resulullah derdi”. İşin doğrusunu ancak Cenab-ı Hakk bilir.

Peki, durup dururken ben bu yaşanmış hikâyeyi niye yazdım? Hep birlikte görüyoruz ki, özellikle günümüzde ülkemizde bulunan fakat ipleri dışarıdaki ağababalarının elinde olan bir kısım beyni ve vicdanı kiralık, kuklalıktan öteye gidemeyen siyasetçiler, her fırsatta ülkemizde ırk, din ve mezhep ayrımını kaşımaya ve hatta kabuk tutan yaraları kanatmaya çalışıyorlar. Oysa bu ülkede yaşayanların dinleri ve mezhepleri ne olursa olsun, hepsi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır. Burada ikamet edip Türk vatandaşı olmayanlar da Türk vatandaşı olanlar da asırlardır burada emniyet içinde, hiçbir zaman birbirlerine kin, nefret ve düşmanlık beslemeden kardeşçe yaşamışlardır. Bu gerçekleri görmezden gelip fitne ateşine odun taşıyarak, bizi bölmek isteyenleri ve maşa olarak kullandıkları kiralık kalemleri, kiralık program yapıcıları, kiralık siyasetçileri iyi tanıyıp, tahlil edip geçmişten de ders çıkararak onların oyunlarına gelmeden ülkemizin, çocuklarımızın, torunlarımızın gelecekleri için birlik olmalıyız. Uzun lafın kısası gözünü bu topraklara dikmiş, ağzının suyu akarak bölünmemizi bekleyip, bu oyunları kuranların masasına meze olmaktan kaçınmalı, masalarını da onların başlarına birlik olarak yıkmalıyız. Unutmayalım ki, değerli dostlarım Türkiye gemisi batarsa o gemi içinde olan herkes gemi ile birlikte batacaktır. Öyle ise hepimizin hedefi gemiyi batırmak isteyenlere fırsat vermemek olmalı. Hep birlikte gemiyi dalgalardan, tehlikeden kurtararak, emniyet içinde sahil ve selamete çıkartmalıyız. Rabbim hepimizin yardımcısı olsun. Cümleniz Mevla’ya emanet olunuz.

SAYIN ULAŞTIRMA BAKANIMIZA:

Türkiye genelinde yaptığınız hizmetleri takdirle karşılıyoruz. Bu arada unutulmuş gibi kalan bir ilçemizi zatı alinize iyi niyetle hatırlatmak isterim. Bendeniz aslen Rizeliyim. Uzun süre yurtdışında gurbetçi olarak kalıp, şu an İSTANBUL Sarıyer –İstinye’de oturmaktayım. On beş seneden beri yaz ayları Edirne Enez’e giderim. Devletimizin, hükümetimizin her yere yeni yollar, köprüler, tüneller yapmak üzere eli değdi. Ancak KEŞAN- ENEZ sanki unutulmuş gibi. ENEZ yolu çok eski yapılmış, engebeli tek gediş ve tek geliş bir yoldur. Yazın nüfus yoğunluğu bir hayli artan Enez yolunun en kısa zamanda ele alınması vatandaşlarımıza, yöre halkına çok büyük bir hizmet olacaktır. Eskiden askeri bölge olan Enez şimdi çıkarıldı. Bu arada Enez Kalesi içindeki harabe vaziyette olan tarihi Ayasofya Camii’ni hükümetimizin tamir ettirip yeniden ibadete açması bizleri gerçekten memnun etmiştir. Emeği geçenlerden Allah razı olsun. KEŞAN –ENEZ yolunu en kısa zamanda gündeme alıp yapılması için emirlerinizi saygı ile arz ederim.

Ali Sandıkçıoğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle