Televizyonlara gönüllü denetim geliyor
Cuma günü yayımlanan “Rockefeller Öldü, Acun Başın Sağ Olsun” adlı yazı büyük ilgi gördü.
Yazı, televizyonun bir operasyon silahı olarak ülkemize doğrultulduğunu ortaya koyuyordu. Ayrıca TV programlarının günlük hayatı tepeden tırnağa değiştirecek yıkıcı bir etkiye sahip olduğunun da altını çiziyordu.
Gelen yorumlardan hareketle metni okuyanların bu tezden kuşku duymadığını söyleyebiliriz.
Ancak metne gösterilen ilgi ve gelenmesajlar enteresan bir gerçeği ortaya koyuyordu.
Yazıyı bir günde yaklaşık 200 bin kişi okumuştu. Oysa RTÜK’e bir yıl süresince vatandaş tarafından yapılan şikayet sayısı sadece 199.171’di.
Yani İstanbul’da ortalama nüfusa sahip bir ilçe belediyesinin çöp, asfalt, kaldırım gibi konularda bir yılda aldığı şikayetlerin toplamı kadar.
İşte ortaya çıkan bu hazin gerçek, kaçınılmaz sosyal sorumluluklarımız konusunda gösterdiğimiz ihmalkarlığı ve samimiyetsizliği gün yüzüne çıkarmış oldu.
Yaklaşık 200 bin şikayet nedeniyle TBMM bazı programlarla ilgili çalışmalar yapıyor ve RTÜK işi maddi ceza boyutuna taşıyorsa buradan yola çıkarak devredilemez, devredilmesi teklif dahi edilemez bir ödevin sorumlu vatandaşları beklediğini söyleyebiliriz. Bu ödev, durumdan vazife çıkaracak her vatandaşı gönüllü bir denetçiye dönüştürecek. Denetçiler kulübü, toplumdaki nezaketsizlik, saygısızlık, anlayışsızlık, bencillik ve ahlaksızlıktan mağdur olup buna eliyle ve dilliyle müdahale etmeyi görev addedenlerden oluşacak.
DENETİM KULÜBÜ HAREKETE GEÇİYOR!
Ülkenin TV ile sinsi bir istilaya uğradığına inanan söz konusu 200 bin kişinin, toplumun rahatsızlık duyduğu diziler ve programlarla ilgili RTÜK’e her gün şikayette bulunduğunu düşünün.
Ve öğrencileri okula, çalışanları iş yerlerine götüren bir sorumlulukla insanlarınşikayet için istikrarla klavyenin başına geçtiğini…
Vakit bulamayan ya da elektronik cihazlarla başı hoş olmayanların 444 1 178 no.lu telefondan RTÜK’e ulaşarak günlük ödevlerini yerine getirdiğini hayal edin.
Her gün 200 bin başvuruyla RTÜK’ün telefonlarının, e-mail servislerinin haklı talepleri içeren başvurularla bombardımana tutulduğunu…
Bürokratların, akademisyenlerin değil; terzilerin, bakkalların, emlakçıların, kolicilerin, taksicilerin, kaportacıların, elektrikçilerin, öğretmen ve imamların kontrolünde süper itaatsiz bir denetim hareketini kastediyorum…
Değer yargılarının üniformasız askerlerini…
Tek yapılması gereken bir zamanların fenomen sunucusu Güner Ümit’i ekranlardan silen hassasiyeti sonuç alana dek defaatle göstermek…
Bunun ihtiyari bir durum değil, aksine dini referans alan, kat’i bir görev olduğunu bilelim.
Bilenlerin bilmeyenlere, ayıkların gaflette olanlara karşı bir sorumluluğu…
“İyiliği emredip kötülükten sakındırmak” şeklinde özetlenecek, inanan herkesi bağlayan sosyal bir ödev bu…
Kıyameti tutuşturmak isteyenlere ve onları sadece izleyen mercilere faziletle karşı koyma vazifesi…
Gürültü yok, öfke yok, kargaşa yok yalnızca ödev var…
DENETİM KULÜBÜNÜN İLK KURALI, KULÜP HAKKINDA KONUŞMAMAKTIR!
Uyuşturma, yıldırma ve kompleks oluşturma temelinde şekillenen TV kültürüne ve onun şeytani saldırılarına direnmek halk için oldukça zor. Tam da bu nedenle çağrımızın muhatabı o müteyakkız 200 bin kişi. Tarih boyunca hadiselere ahlaklı ve kararlı küçük toplulukların şekil verdiği gerçeğini aklımızdan çıkarmayalım sakın. Bilelim ve inanalım ki, istikrarla mücadele ettiğimiz takdirde bu ülkede dizi ya da program yapacak herkesin hesap etmesi gereken bir sivil güç haline gelmemiz mümkün.
Düşünün, televizyonlarda ayyuka çıkan ahlaki kirlilik büyük ve sorumlu bir kitlenin yakın takibi altında olacak artık.
Bu ülkede dizi yapmaya soyunacak her yapımcı, senaryo yazacak her senarist zeki, inatçı ve sağduyulu denetim kulübünün yakın markajında olduğunu bilecek…
Herkes, ahlaken birbirine bağlı bu kitlenin getireceği eleştiriyi ve amansız tavrı hesap etmek zorunda kalacak.
Denetim kulübü müstehcen fragmanlara, ayartıcı reklamlara, dizilerin kışkırtıcı sekanslarına ve insanın hayvani yanına seslenen programlara anında müdahale edecek. Ona sömürge muamelesi yapan yayınlara karşı tavizsiz olacak. Aynı kitle tarihten gelen değerlerini aşağılayan tüm yayınları dikkatle ele alarak konuyu en demokratik yollarla RTÜK’e taşıyacak.
Denetim kulübü, billboardlardaki reklamlardan dergi kapaklarındaki fotoğraflara kadar ödevini benzer bir titizlikle yerine getirecek.
Toplumu uyuşturmak isteyen kitle kültürünün baronlarına nefes aldırmayacak ve toplumsal zihni, şehevi saldırılardan uzak tutmak için var gücüyle direnecek.
Bu arada toplumun belli kesimlerinden gelen “yobaz, gerici, sanattan anlamaz” küçümsemelerine de kulak asmayacak ve bu kesimlere şöyle seslenecek: “İzlememi istediğiniz yayınlarda doğruluk, yardımseverlik, yiğitlik, bilgelik, alçakgönüllülük, iyi yüreklilik, ölçülülük, diğerkâmlık, insan-hayvan sevgisi ve Allah korkusu gibi temalar varsa eğer, gönüllü çığırtkanlık yaparak insanları yayınlarınıza çağıralım. Ancak bu temaların yayınlarınızda yer almadığı gün gibi aşikar. Bunu toplumun geçirdiği cinnetten anlamak için sosyolog olmaya lüzum yok!”
ÖRNEK BİR DİZİ VE ÇOK MANİDAR BİR TABLO
Şimdi Vatan gazetesinden “dizi doktoru”nun bir dizi ile ilgili trajik tespitlerine kulak verelim. “Üç sezondur ekranda arz-ı endam ediyor Paramparça. Mutsuz bir evliliğe, çocukların karışmasına, kardeş kıskançlıklarına, yasak aşklara, entrikalara, büyük aşklara, vefaya, düşmanlığa, kalleşliğe, hastalığa, yalanlara, racona, sevgiye, açlığa, aşağılık kompleksine, yükseklik kompleksine, kafaların karışmasına, mafyaya, dosta, düşmana tanıklık ettik Paramparça’da... Kimin dost, kimin düşman olduğunu bazen biz bile unuttuk.” Yazarın dizi süresince tanık olduğunu belirttiği durumlardan on beşi negatif içeriğe sahip.
Düşünün, bu yalnızca bir dizi süresince maruz kaldığınız kaotik içerik…. Geniş kalabalıklar için, biri diğerinden iyi olmamak kaydıyla günde en az iki dizinin izlendiğini ve üzerine de fecaat derecesindeki yarışmaların aynı oburlukla tüketildiğini söylemek zor değil.
İşte denetim kulübünün asıl misyonu, bu gibi yayınlar dolayısıyla halkta oluşan haklı tepkiyi ilgili mercilerin kayıtsız kalamayacağı bir meşruiyet içerisinde kararlılıkla dillendirmek…
Gandhi, İngilizlerin Hindistan üzerindeki hegemonyalarını ticari yıkıma uğratmak için taraftarlarına Britanya malı kıyafetlerini çıkararak ateşe vermelerini istemişti. Ateşin, Londra’dan görünecek kadar büyük olmasını istiyordu. Biz de Gandhi gibi öyle bir denetim fitili ateşleyelim ki yapım şirketleri başta olmak üzere, TV dünyasını elinde bulunduranlar, fildişi kulelerinden bu yangını görsün ve ahlaksızlığa prim verdikleri takdirde sıranın kendi yapımlarına geleceğini bilsinler.
İzleyerek öğrenen bir toplumu düzeltmeye, izledikleri şeyleri düzeltmekten başlayalım. Hem de en sivil ve en demokratik yollarla. Toplumsal mayamız en az şehrimizin kaldırım ve asfaltları kadar korunmayı hak ediyor…
Misyonumuz bizi bekliyor, yarın ya da belirsiz bir gelecekte değil! Şimdi…