“İddianame paçavra oldu, çöp oldu, dilekçeciler özür diliyor” mu?
“İddianame paçavra oldu, çöp oldu, dilekçeciler özür diliyor” mu?
ALİ KARAHASANOĞLU
Kimisi çıkmış, “Resul Ekrem Şahan’ın avukatı deyim yerindeyse iddianameyi paçavraya çevirdi.” diyor.
Bakınız Şirin Payzın ile röportajında, Mehmet Yakup Yılmaz.
Kimisi çıkıyor, “iddianame çöp oldu” diyor. Bakınız, iki villayı hâlâ anlatamayan Ekrem İmamoğlu...
Kimisi çıkıyor, “İBB davasında itirafçıların ‘utanıyorum’ diyerek ifadelerini geri aldığına tanık oluyoruz.” diyor. Bakınız CHP’li Murat Emir.
At yalanı, varsa inananı.
Gerçekler karşımızda tüm netliği ile dimdik duruyor.
Ne iddianameyi paçavraya çevirebilen bir avukat var karşımızda...
Ne çöp yapabilen dürüst bir CHP’li...
Ne de savcının alıp değerli bulduğu ve tahliye kararı verdirdiği bir etkin pişmanlık dilekçesindeki ifadelerin şantaj altında yalan olarak söylendiğini iddia eden bir kişi...
İddianameyi paçavraya çevirdiği iddia edilen avukatın, müvekkiline yönelik isnat edilen rüşvet suçları ile ilgili tek anlatımı yok.
“Benim müvekkilimin bir evi var. Mütevazı bir bölgede... Bir aracı bile yok.” diyor.
Bununla iddianame paçavraya dönmüş.
Şunu kabul ederim:
Milyon milyon dolarlık rüşvetler aldığı, aracılık ettiği iddia edilen kişilerin mutlaka bir, iki, üç, dört milyon milyon dolarlık taşınmazları vardır.
Ya kendi adlarına ya yakınları adlarına.
Mutlaka bir, iki aracı vardır.
Eğer bunlar bulunamamış ise o kişinin ya mal varlığını çok iyi kamufle ettiği söylenebilir ya da gerçekten isnat edilen suçlamalarla ilgisi olmayabileceği...
Belki de Resul Ekrem Şahan’ın gerçekten suçlarla bir ilgisi olmadığı, rüşvetleri başkalarının aldığı ortaya çıkacak. Yargılamada bunu göreceğiz.
Ben bu ihtimali her zaman mümkün görebilirim.
Ama siz kalkıp da “İddianame paçavraya döndü” derseniz...
400 sanıklı davada, bir Resul Ekrem Şahan üzerinden, onun bir mütevazı evi olması üzerinden bunu söylerseniz; bir aracının bile olmaması üzerinden bunu söylerseniz...
Ben de size hatırlatırım:
Şişli Belediye Başkanı’nın bile bir mütevazı evi ancak var iken, bir aracı bile yok iken...
Murat Ongun isimli aynı iddianamenin bir başka sanığı, belediye başkanı bile değil iken, sadece danışmanlardan birisi iken... Nasıl oluyor da mütevazı bir mahallede alınabilecek dairenin satış bedeli kadar bir miktarı, oturduğu Acarkent villasına bir yıllık kira bedeli olarak peşin ödeyebiliyor?
İddianame paçavra idi hani...
Sadece kendiniz ile ilgili bölüm değil...
İddianamenin tamamı paçavra olmuştu hani...
Murat Ongun’un araba sayılarını ise listeleyemiyorum bile.
Şişli Belediye Başkanı’nın kendi adına kayıtlı bir aracı bile yok.
Peki Şişli’nin hemen altındaki Beşiktaş ilçesinin Belediye Başkanı Rıza Akpolat’ın kaç lüks aracı var, onu da bir anlatır mısınız, usta gazeteciler?
Normal olanı; bir belediye başkanının arabasının da, evinin de olmasıdır.
Ama bakın Rıza Akpolat’a; Acarkent’te villa, Mesa Konutları’nda yakın tarihte aldığı ikinci eşe daire... Ondan öncesinde zaten sahip olunan birden fazla daire.
Say say bitmiyor.
Haydi acar gazetecimiz, Playboy dergilerinin genel yayın yönetmeni Mehmet Yakup Yılmaz; karşına da almışsın bir bayan gazeteciyi, bir izah ediver usta gazetecilik tecrübenle bu olayı.
Jetlere binenleri hiç saymıyorum bile.
Jetlerde fuhuş yapanları hiç anlatmıyorum bile.
İddianame çöp olmuş, paçavraya çevrilmiş öyle mi?
Siz kendiniz paçavraya dönmüşsünüz.
Ne kadar konuşursanız o kadar paçavralaşıyorsunuz.
Çöpleşiyorsunuz.
Etkin pişmanlıktan yararlanmak üzere dilekçe veren Murat Kapki için adaşı CHP’li Murat Emir avukatlığa soyunuyor: “Baskılarla, zorlamalarla, tutukluluk şantajlarıyla bunlar üzerinden kurulan iddianameler tel tel dökülüyor.”
Dökülen sizsiniz Muratlar...
“Etkin pişmanlıktan dilekçe verdi, tehdit edildi de verdi... Baskı sonucu verdi... Zorlama ile verdi... Şantaj altında etkin pişmanlık dilekçesi verdi. Ailesini korumak için dilekçesinde yanlış beyanları kabul etmek zorunda kaldı.” dediğiniz Murat Kapki’nin o dilekçesindeki anlatımlarının hiçbir değeri olmadığını savcılık aylar öncesinden belirtip etkin pişmanlıktan yararlanma isteğini zaten reddetmiş.
“Sen burada hikâye anlatıyorsun. Gerçekleri anlatmıyorsun.” demiş savcılık makamı.
“Sen burada maval okuyorsun; tahliye olmak için uyduruktan bir ifade verip kendini kurtaracağını sanıyorsun. Haydi bakalım tekrar dön, tıpış tıpış cezaevine.” diyor savcılık makamı.
Sonradan hukuk bitirip “avukat oldum” diyen Murat Emir de...
Sonradan olmanın acemiliği ile...
“Baskı ile adamdan dilekçe almışsınız. O dilekçesini şimdi binlerce defa af dileyerek, hakkına girdiği insanlardan özür dileyerek geri alıyor.” diyor.
Siz geri zekâlı mısınız oğlum?
O dilekçenin hiçbir kıymetiharbiyesi olmadığını savcılık aylar önce muhatabına söylemiş;
“Bu dilekçe çöp. Çöpe atıyorum.” demiş.
Ne baskısından bahsediyorsunuz?
Ne şantajından bahsediyorsunuz?
Hani Murat Kapki bir dilekçe verir, o dilekçede anlattığı şeyler iddianamede bir başkasının suçlanması için delil olarak kabul edilir...
Şimdi Murat Kapki, “Ben o dilekçedeki beyanlarımdan geri dönüyorum.” deyince...
“İddianamenin o kısmı sakatlandı.” derim.
Ama böyle bir şey yok.
Murat Kapki kendi kendisine gelin güvey olmuş.
Bazı paragöz avukatlar bunu kandırmış, parasını almış.
Resmen dolandırmışlar.
“Yaz bir dilekçe. Ne anlatırsan anlat. Biz seni etkin pişmanlıktan yararlandırırız. Ama önce para.” demişler.
“Gerçeği anlatmama gerek yok mu yani?” diye sormuş olmalı Murat Kapki.
Adamlar avukat ama dolandırıcı.
Aynı zamanda da CHP’li...
Niye “gerçeği anlat” desinler ki?
Niye kendi partililerini, CHP’lileri karşılarına alsınlar ki?
”Yok yok. Hikâye anlat, yeterli. İstersen Galatasaray-Fenerbahçe maçını da anlatabilirsin dilekçende... Maksat iki üç sayfalık bir metin olsun. Onu zaten savcı okumayacak. Sen bize şu kadar milyonu bayılacaksın. Biz de seni etkin pişmanlıktan yararlandıracağız.” demişler.
Ama bu avukatların savcı ile ilgisi yok. İktidarla ilgisi yok... Suçlama noktasındaki kişilerle bir ilgisi yok...
Kendi kendilerini aldatmışlar, kendi kendilerini dolandırmışlar.
Şimdi “Gitti mi bizim paracıklar?” diye hayıflanırlarken;
“Bari o dilekçeyi geri alalım, onun üzerinden savcılığa saldırırız, iddianameye saldırırız.” diyerek...
“Dilekçeyi geri aldı, özür diledi.” diye algı yapıyorlar.
Senin o dilekçeni ciddiye alan olmadı ki şimdi de sen özür diliyorsun, Murat Kapki kardeş...
Bilmem anlatabildim mi Playboy genel yayın yönetmenlerine...
Sahte diploma mucitlerine...
Göz doktorluğundan avukatlığa transfer olan muhteremlere...
Bu işler, Playboy yönetmenliğine benzemez.
Kadın soymaya, kadının çıplak vücudunun fotoğrafını basıp para kazanmaya benzemez.