Kılıçdaroğlu üçünü de rezil etti
Kılıçdaroğlu üçünü de rezil etti
ALİ KARAHASANOĞLU
Kemal Kılıçdaroğlu’nun Sözcü TV’ye verdiği röportaj hâlâ gündemde.
Kemal Kılıçdaroğlu kendisine “hain” diyenlerin karşısına çıktı ve sorulan soruların hepsine takır takır cevap verdi.
Ama Kemal Kılıçdaroğlu’nu sorgulamak üzere Sözcü TV adına röportajı yönetenler, CHP Genel Başkanı’nın kendilerine yönelttiği sorulara cevap veremediler.
Kılıçdaroğlu sordu: “CHP Genel Başkan yardımcılarına rüşvet verdiğini söyleyen belediye başkanları için niçin şikâyetçi olunmuyor? Siz gazeteciler bunu niye sorgulamıyorsunuz?”
Gerçekten de biz de haftalardır hatırlatıyorduk:
“Ekrem İmamoğlu kendisine direkt suçlama bile olmaksızın sadece eleştiri getirenlere tazminat ve ceza davası için müracaatlarda bulunuyor. Akit medya grubuna şu ana kadar 20’den fazla şikâyette bulundu, tazminat davası açtı. Ama ne hikmetse kendisine yönelik olarak ‘hırsız’ nitelemesi yapan Servet Yıldırım’dan başlayın, ‘ben hırsızın elini sıkmam’ diyen Enver Aysever’e kadar birçok isim hakkında ceza davası ve tazminat davası açması beklenirken şu ana kadar tek kelime etmedi. Acaba niye?”
Şunu da hatırlatalım; Kemal Kılıçdaroğlu, Ekrem İmamoğlu‘nun ismini anmadı. Sadece genel başkan yardımcıları üzerinden, niçin “rüşvet suçlamasında bulunanlar için suç duyurusu yapılmadığını”, niçin “tazminat davası açılmadığını” sordu.
Biz genel başkan yardımcılarına Ekrem İmamoğlu’nu da ilave edelim. Özgür Özel’i de ilave edelim.
Ve Kılıçdaroğlu’nun, “Siz nasıl gazetecilersiniz? Bu genel başkan yardımcılarına rüşvet verildiği iddia edilirken suçlamanın muhatabı olan genel başkan yardımcılarının bunlara dava açmamalarının sebebini niçin sormuyorsunuz?” sorusundaki muhataplara ilaveten, Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu’nu da soruya ilave ederek biz de tekrar soralım:
“Akit medya grubuna dava açmayı da boş verin, bir de icra dairesinden haciz için memur gönderen, canlı yayın kamerasını haczettirmeye, yediemine kaldırtmaya kalkışan Ekrem İmamoğlu, kendisine rüşvet verdiğini söyleyenler için, kendisinin hırsız olduğunu söyleyenler için niçin dava açmıyor?”
Sözcü TV’nin moderatörleri kendi aralarında mı canlı yayın yaparlar yoksa bir dördüncü kişiyi moderatör yapıp Kılıçdaroğlu’nun sorusuna cevap veremeyenleri karşılarına mı oturturlar bilmiyorum. Sonuçta gazetecilik namusunu kurtarmak için Ekrem İmamoğlu‘na, onun avukatlarına, Özgür Özel’e; niçin kendilerine rüşvet verdiğini söyleyenler için dava açmadıklarını sormaları gerekir. Bugüne kadar niçin sormadıklarının da hesabını vermelidirler.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu net duruşuna cevap bulamayanlar, şimdi dokunulmazlık üzerinden kendisine saldırıyorlar ha saldırıyorlar.
Bir bakıyorsunuz DEM’liler kafa çıkartmış, Selahattin Demirtaş’ın cezaevinde olmasının sebebinin Kemal Kılıçdaroğlu olduğunu iddia ediyorlar.
Bir bakıyorsunuz Sırrı Süreyya Önder’in kızı kafayı çıkartmış, babasının cezaevine girmesinin sebebi olarak Kılıçdaroğlu’nu gösteriyor.
Şuna ise cevap vermiyorlar: “Selahattin Demirtaş suç işlemediği hâlde mi cezaevine girdi? Sırrı Süreyya Önder suç işlemediği hâlde mi mahkûmiyet kararı alıp cezaevine konuldu?”
Ve belki de daha da önemlisini söyleyeyim.
PKK’ya silah bıraktırma sürecinde, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi hedef tahtasına koyan Sözcü gazetesi ve Sözcü TV...
PKK’lı teröristlerin affedileceği yaygarası kopartarak şehit ailelerini kışkırtan bu medya organları...
Şimdi, terörist başı Apo’nun heykelini dikme sözü veren Selahattin Demirtaş ve PKK’yı terör örgütü olarak kabul etmeyen Sırrı Süreyya Önder’in cezaevine girmesinin müsebbibi olarak Kemal Kılıçdaroğlu’nu gösteriyorlar.
İyi de PKK, hem de silah bırakma sürecine girdiği bir aşamada, “teröristlere af geliyor” diye ortalığı birbirine katan Sözcü değil miydi?
Şimdi ne oldu da teröristlerin şakşakçısı iki isim cezaevine girdi diye Kemal Kılıçdaroğlu’nu suçluyorlar?
Neresinden bakarsanız bakın; birbiriyle çelişkili tavırlar, bir yandan şehit ailelerinin duygularını istismar etme, bir yandan da rüşvetçileri korumak, onlara toz kondurmamak için PKK’lılardan yardım dileyen bir anlayış.
Ve şimdi sıkı durun.
Sabah akşam düşünce özgürlüğünden bahsedenler...
Gazetelerin haber veremediğini, siyasi parti liderlerinin düşüncelerini açıklayamadıklarını iddia edenler...
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, bir avuç rüşvetçiye rezil ettiği o röportajı mahkûm etmeye çalışıyorlar.
Somut örnek vereyim.
Cumhuriyet gazetesinden Zülal Kalkandelen dün yazıyor:
“Kurultayda kaybettiği CHP genel başkanlığı koltuğuna mahkemenin mutlak butlan kararından sonra tekrar oturan Kemal Kılıçdaroğlu, cuma akşamı Sözcü TV’ye çıktı ve partisinin seçmen kitlesinin en çok izlediği kanallardan birinde yaklaşık iki saat boyunca iddialarını yayma fırsatı buldu.”
Demek ki neymiş?
Bu arkadaşların özgür düşünceden anladıkları, kendi yalanlarının yayılmasından ibaretmiş.
Daha düne kadar kendilerinin cumhurbaşkanı adayı olarak ilan ettikleri bir isim de olsa...
Şu an arkasından yürüdükleri rüşvetçi belediye başkanlarının menfaatlerine dokunduğu için...
“İddialarını yayma fırsatı buldu” denilerek susturulmaya, linç edilmeye çalışılıyor.
“Niye televizyona çıkarttınız ki?” diyerek konuşturulmaması isteniyor.
Zülal Hanım bu cümlelerle de yetinmiyor, devam ediyor:
“Kılıçdaroğlu’na bu dönemde böyle bir canlı yayın olanağı sunulmalı mıydı, yoksa iktidarın işine yarayacak bir operasyonda yer aldığı için tam tersi mi yapılmalıydı?”
Yani “susturun” diyor.
“Konuşturmayın” diyor.
“Yokluğa mahkûm edin” diyor.
“Tek konuşan biz olmalıyız” diyor.
“Bizden başkası konuşamaz” diyor.
Ve böylece anlamış oluyoruz ki, AK Parti iktidarına bunların yönelttiği ne suçlama varsa aslında kendi kafalarındaki sistem o.
AK Parti iktidarına otoriter mi diyorlar?
Aslında kendilerinin kafasındaki sistem otoriter sistem.
AK Parti’ye baskıcı mi diyorlar?
Aslında kendi kafalarındaki sistem baskıcı sistem.
AK Parti’ye “düşünce özgürlüğüne saygısız” mı diyorlar?
Aslında kendileri düşünce özgürlüğüne saygısız.
AK Parti’ye “sansürcü” mü diyorlar?
Görüyorsunuz işte, kendileri sansürcü.
Düne kadar “2023 cumhurbaşkanlığı seçiminde Kemal Kılıçdaroğlu’nu niye TRT’ye çıkartmadınız?” diye ter ter tepenler...
Şimdi aynı Kemal Kılıçdaroğlu’nu “Sözcü TV’ye niye çıkarttınız?” diye itiraz ediyorlar.
Oysa olması gereken şuydu:
Hain diye suçluyorsanız Kemal Kılıçdaroğlu’nun yanında yer alan iki gazeteciyi de programa dâhil eder, objektif bir program düzenleyebilirdiniz.
Üç tane Ekrem İmamoğlu’nun fonladığı sözde gazeteciyi Kılıçdaroğlu’nun karşısına çıkardılar. Kılıçdaroğlu üçünü de rezil etti.
Şimdi dövünüyorlar: “Niye bu adamı Sözcü TV’ye çıkarttık?”
Kemal Kılıçdaroğlu’nun Sözcü TV’ye verdiği röportaj hâlâ gündemde.
Kemal Kılıçdaroğlu kendisine “hain” diyenlerin karşısına çıktı ve sorulan soruların hepsine takır takır cevap verdi.
Ama Kemal Kılıçdaroğlu’nu sorgulamak üzere Sözcü TV adına röportajı yönetenler, CHP Genel Başkanı’nın kendilerine yönelttiği sorulara cevap veremediler.
Kılıçdaroğlu sordu: “CHP Genel Başkan yardımcılarına rüşvet verdiğini söyleyen belediye başkanları için niçin şikâyetçi olunmuyor? Siz gazeteciler bunu niye sorgulamıyorsunuz?”
Gerçekten de biz de haftalardır hatırlatıyorduk:
“Ekrem İmamoğlu kendisine direkt suçlama bile olmaksızın sadece eleştiri getirenlere tazminat ve ceza davası için müracaatlarda bulunuyor. Akit medya grubuna şu ana kadar 20’den fazla şikâyette bulundu, tazminat davası açtı. Ama ne hikmetse kendisine yönelik olarak ‘hırsız’ nitelemesi yapan Servet Yıldırım’dan başlayın, ‘ben hırsızın elini sıkmam’ diyen Enver Aysever’e kadar birçok isim hakkında ceza davası ve tazminat davası açması beklenirken şu ana kadar tek kelime etmedi. Acaba niye?”
Şunu da hatırlatalım; Kemal Kılıçdaroğlu, Ekrem İmamoğlu‘nun ismini anmadı. Sadece genel başkan yardımcıları üzerinden, niçin “rüşvet suçlamasında bulunanlar için suç duyurusu yapılmadığını”, niçin “tazminat davası açılmadığını” sordu.
Biz genel başkan yardımcılarına Ekrem İmamoğlu’nu da ilave edelim. Özgür Özel’i de ilave edelim.
Ve Kılıçdaroğlu’nun, “Siz nasıl gazetecilersiniz? Bu genel başkan yardımcılarına rüşvet verildiği iddia edilirken suçlamanın muhatabı olan genel başkan yardımcılarının bunlara dava açmamalarının sebebini niçin sormuyorsunuz?” sorusundaki muhataplara ilaveten, Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu’nu da soruya ilave ederek biz de tekrar soralım:
“Akit medya grubuna dava açmayı da boş verin, bir de icra dairesinden haciz için memur gönderen, canlı yayın kamerasını haczettirmeye, yediemine kaldırtmaya kalkışan Ekrem İmamoğlu, kendisine rüşvet verdiğini söyleyenler için, kendisinin hırsız olduğunu söyleyenler için niçin dava açmıyor?”
Sözcü TV’nin moderatörleri kendi aralarında mı canlı yayın yaparlar yoksa bir dördüncü kişiyi moderatör yapıp Kılıçdaroğlu’nun sorusuna cevap veremeyenleri karşılarına mı oturturlar bilmiyorum. Sonuçta gazetecilik namusunu kurtarmak için Ekrem İmamoğlu‘na, onun avukatlarına, Özgür Özel’e; niçin kendilerine rüşvet verdiğini söyleyenler için dava açmadıklarını sormaları gerekir. Bugüne kadar niçin sormadıklarının da hesabını vermelidirler.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu net duruşuna cevap bulamayanlar, şimdi dokunulmazlık üzerinden kendisine saldırıyorlar ha saldırıyorlar.
Bir bakıyorsunuz DEM’liler kafa çıkartmış, Selahattin Demirtaş’ın cezaevinde olmasının sebebinin Kemal Kılıçdaroğlu olduğunu iddia ediyorlar.
Bir bakıyorsunuz Sırrı Süreyya Önder’in kızı kafayı çıkartmış, babasının cezaevine girmesinin sebebi olarak Kılıçdaroğlu’nu gösteriyor.
Şuna ise cevap vermiyorlar: “Selahattin Demirtaş suç işlemediği hâlde mi cezaevine girdi? Sırrı Süreyya Önder suç işlemediği hâlde mi mahkûmiyet kararı alıp cezaevine konuldu?”
Ve belki de daha da önemlisini söyleyeyim.
PKK’ya silah bıraktırma sürecinde, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi hedef tahtasına koyan Sözcü gazetesi ve Sözcü TV...
PKK’lı teröristlerin affedileceği yaygarası kopartarak şehit ailelerini kışkırtan bu medya organları...
Şimdi, terörist başı Apo’nun heykelini dikme sözü veren Selahattin Demirtaş ve PKK’yı terör örgütü olarak kabul etmeyen Sırrı Süreyya Önder’in cezaevine girmesinin müsebbibi olarak Kemal Kılıçdaroğlu’nu gösteriyorlar.
İyi de PKK, hem de silah bırakma sürecine girdiği bir aşamada, “teröristlere af geliyor” diye ortalığı birbirine katan Sözcü değil miydi?
Şimdi ne oldu da teröristlerin şakşakçısı iki isim cezaevine girdi diye Kemal Kılıçdaroğlu’nu suçluyorlar?
Neresinden bakarsanız bakın; birbiriyle çelişkili tavırlar, bir yandan şehit ailelerinin duygularını istismar etme, bir yandan da rüşvetçileri korumak, onlara toz kondurmamak için PKK’lılardan yardım dileyen bir anlayış.
Ve şimdi sıkı durun.
Sabah akşam düşünce özgürlüğünden bahsedenler...
Gazetelerin haber veremediğini, siyasi parti liderlerinin düşüncelerini açıklayamadıklarını iddia edenler...
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, bir avuç rüşvetçiye rezil ettiği o röportajı mahkûm etmeye çalışıyorlar.
Somut örnek vereyim.
Cumhuriyet gazetesinden Zülal Kalkandelen dün yazıyor:
“Kurultayda kaybettiği CHP genel başkanlığı koltuğuna mahkemenin mutlak butlan kararından sonra tekrar oturan Kemal Kılıçdaroğlu, cuma akşamı Sözcü TV’ye çıktı ve partisinin seçmen kitlesinin en çok izlediği kanallardan birinde yaklaşık iki saat boyunca iddialarını yayma fırsatı buldu.”
Demek ki neymiş?
Bu arkadaşların özgür düşünceden anladıkları, kendi yalanlarının yayılmasından ibaretmiş.
Daha düne kadar kendilerinin cumhurbaşkanı adayı olarak ilan ettikleri bir isim de olsa...
Şu an arkasından yürüdükleri rüşvetçi belediye başkanlarının menfaatlerine dokunduğu için...
“İddialarını yayma fırsatı buldu” denilerek susturulmaya, linç edilmeye çalışılıyor.
“Niye televizyona çıkarttınız ki?” diyerek konuşturulmaması isteniyor.
Zülal Hanım bu cümlelerle de yetinmiyor, devam ediyor:
“Kılıçdaroğlu’na bu dönemde böyle bir canlı yayın olanağı sunulmalı mıydı, yoksa iktidarın işine yarayacak bir operasyonda yer aldığı için tam tersi mi yapılmalıydı?”
Yani “susturun” diyor.
“Konuşturmayın” diyor.
“Yokluğa mahkûm edin” diyor.
“Tek konuşan biz olmalıyız” diyor.
“Bizden başkası konuşamaz” diyor.
Ve böylece anlamış oluyoruz ki, AK Parti iktidarına bunların yönelttiği ne suçlama varsa aslında kendi kafalarındaki sistem o.
AK Parti iktidarına otoriter mi diyorlar?
Aslında kendilerinin kafasındaki sistem otoriter sistem.
AK Parti’ye baskıcı mi diyorlar?
Aslında kendi kafalarındaki sistem baskıcı sistem.
AK Parti’ye “düşünce özgürlüğüne saygısız” mı diyorlar?
Aslında kendileri düşünce özgürlüğüne saygısız.
AK Parti’ye “sansürcü” mü diyorlar?
Görüyorsunuz işte, kendileri sansürcü.
Düne kadar “2023 cumhurbaşkanlığı seçiminde Kemal Kılıçdaroğlu’nu niye TRT’ye çıkartmadınız?” diye ter ter tepenler...
Şimdi aynı Kemal Kılıçdaroğlu’nu “Sözcü TV’ye niye çıkarttınız?” diye itiraz ediyorlar.
Oysa olması gereken şuydu:
Hain diye suçluyorsanız Kemal Kılıçdaroğlu’nun yanında yer alan iki gazeteciyi de programa dâhil eder, objektif bir program düzenleyebilirdiniz.
Üç tane Ekrem İmamoğlu’nun fonladığı sözde gazeteciyi Kılıçdaroğlu’nun karşısına çıkardılar. Kılıçdaroğlu üçünü de rezil etti.
Şimdi dövünüyorlar: “Niye bu adamı Sözcü TV’ye çıkarttık?”