• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ali Karahasanoğlu
Ali Karahasanoğlu
TÜM YAZILARI

Canlı yayınlansın diyenler, tek satır haber yapamıyor

27 Ağustos 2026
A


Ali Karahasanoğlu İletişim: [email protected]

Canlı yayınlansın diyenler, tek satır haber yapamıyor

ALİ KARAHASANOĞLU 

Öyle demiyor muydu, Ekrem İmamoğlu’nun fonladığı medya organları.

Her bir, internet sitesinden gazetesine. Televizyonuna kadar hepsi..

“Ekrem İmamoğlu duruşmaları canlı olarak yayınlansın” demiyorlar mıydı..

Ekrem için değil. Taaa 2005 yılında yürürlüğe giren kanunda, herkes için genel bir kural konulmuş..

Duruşma salonundan görüntü almak yasak. Duruşma salonundan yayın yapmak yasak.


Hakimlerin kimseden etkilenmeden, bağımsız yargılama yapmaları için bu düzenleme yapılmış..

21 yıldır da uygulanıyor.

Ekrem İmamoğlu için özel bir düzenleme yapılmasını doğru bulmam ama.

“Mahkemelerin canlı yayın yapılmasına, duruşmadan görüntü alınmasına izin verebilir” şeklinde, genel bir uygulama değişikliğini, bir ihtiyaç olarak görebilirim..


İyi de, biz bunu söylerken, duruşmaların canlı yayınlanmasını isteyenler..

Şimdi o duruşmada yaşanılanları gizlemek için, köşe bucak kaçıyorlarsa..

Duruşmada yapılan rüşvet itiraflarını gizlemek için, “Haftada 4 gün duruşma mı olur” diyen avukatların, “Ne güzel metresimle tatile çıkacaktım. Yaz ayında bu duruşma da neyin nesi.. Ekrem İmamoğlu’nun parası güzel de. Elin bile oğlu tatile çıktı. Biz burada harap olduk” sitemlerini bile gizleyip, “Geceyarısına kadar duruşma bizi yoruyor” itirazlarını uzun uzun haber diye okurlarına aktarıyorlarsa..

“Canlı yayın yapılsın” talebinde samimi olmadıklarını da anlamış oluyoruz..

Duruşmaların “canlı yayınlanmasını” isteyenler, bu mümkün olmadığı durumda, internet sitelerinden, televizyon ekranlarından, gazete sayfalarından, duruşmada yaşanılanların tamamını aktarmaları gerekir..

Çumhuriyet’e soruyorum. Duruşmada yaşanılanları, Hasan İmamoğlu’nun 1 milyon euro için kem küm edip, cevap veremeyişini niye haber yapmadınız?


Sözcü’ye soruyorum: Hasan İmamoğlu’nun, Sarıyer’deki iki villa ile ilgili “Ben bilmiyorum” şeklindeki absürt cevabını niye birinci sayfanızdan okurlarınıza aktarmadınız?

Karar gazetesine soruyorum: “Sizde hiç mi utanma yok. CHP’li 5 belediye başkanı rüşvetten mahkumiyet kararı almış. Siz mahkumiyet kararlarını değil, sanıkların tamamının beraat ettiği örgüt suçlamasını uzun uzun anlatıp, okurlarınızda da sanki, “bütün suçlardan herkes beraat emiş” gibi algı oluşturuyorsunuz.

Sahi siz de hiç mi utanma yok?

Hiç mi Allah korkunuz kalmadı..


Böyle bir yalancılığa, üçkağıda nasıl onay verebiliyorsunuz?

Milli Gazete’ye soruyorum, “Yolsuzluk endeksinde Trükiye’nin sıralaması kaç idi?”

Söyleyin, söyleyin.

Çekinmeyin.

Yerlerde sürünüyorduk değil mi?

Ben o endeks raporlamalarına inanmıyorum ama.

Siz inanıyormuşsunuz gibi manşetten haberleştiriyordunuz..

Şimdi haydi bakalım söyleyin, yolsuzluk endeksinde bir sıra gerilemek için, Türkiye’nin cesur savcıları bir adım atıp, rüşvetçileri derdest etmişler, yürekli hakimler rüşvetçileri cezalandırmış..

Hani birinci sayfanızda, rüşvetçilere verilen cezalarla ilgili bir haberiniz?

Yeni Asya’nın ekibine soruyorum.. Said Nursi’nin mezarını yok edenlerle ittifak yapalı, Risale-i Nur’u da terkettiniz.

Algı sizde. Yalan sizde. Din karşıtlarına övgü sizde. 

Samimi Müslümanlara iftira atmak sizde. Rüşvetçileri, yolsuzları savunmak sizde..

Bu kirli ortaklığınızı, din karşıtları ile birlikte yaptığınız yol arkadaşlığını, yarın ahirette nasıl izah eeceksiniz?

A. İhsan Aktaş davasında mahkumiyet kararı alan CHP’li belediye başkanlarından, bir tanesi bile çıkıp, “Biz haksız yere mahkum olduk. Gerekçeli karar açıklansın, tüm delilleri tek tek çürüteceğiz” şeklinde iddialı bir açıklama yapmadı.

Ama Karar gazetesi, “Beraat ettiler” diyerek, örgüt suçlamasından verilen beraat kararını, sanki rüşvet suçundan da beraat kararı verilmiş gibi göstermeye kalktılar..

Siz nasıl insanlarsınız?

Nasıl gazetecilersiniz..

Alihan Kuriş sizin partilerinizi destekledi diye, imza attıkları yolsuzlukları görmezden geliyorsunuz.

Cumhuriyet’i ile, Sözcü’sü ile, Birgün’ü ile, Karar’ı ile. 

Nerede ise sokaklara çıkıp, “Hepimiz Alihan’cıyız” diye slogan atacaklar..


Alpaslan Kuytul ile ilgili, tek satır haber yapamıyorlar..

“Özgür basın” dediklerini unutmuşlar, Ekrem İmamoğlu’nun fonladığı medya organları olarak, “Kuytul aleyhine haber yaparsak, bundan Tayyip Erdoğan fayda görür. O halde Kuytul yanlış da yapsa, onun aleyhine haber yapmayalım” talimatını dinliyorlar..

Kuytul bir yanlış yapmış ise, bunun haberleştirilmesinden, Erdoğan niye kârlı çıksın ki?

Ülkede yüzlerce, binlerce yanlış yapan, suç işleyen insan var. Yakalanıyorlar, tutuklanıyorlar, yargılanıyorlar..

Onları haber yapmaktan kaçınıyor musunuz, “Biz bu haberi yaparsak, Erdoğan kazançlı çıkar” diyor musunuz?

Kuytul’da niye bu hesabı yapıyorsunuz?

Alihan Kuriş’te niye farklı hesaplar peşinde koşuyorsunuz?

Alihan sizin partilerinizi desteklediği için, değil mi?

Kuytul, Erdoğan’dan üç tane oy çaldığı için, değil mi?

Bütün hesaplarınız, iktidara gelmek için değil mi?

Koltuk için, işinize gelenleri haber yapıyorsunuz,. işinize gelmeyen devasa suçları, görmezden geliyorsunuz. Hatta savunuyorsunuz, değil mi?

Ekrem İmamoğlu, Alihan Kuriş, Alpaslan Kuytul olaylarının yanında..

Bir başka aktüel gelişme..


SDG kendisini feshetti..

SDG’nin kendisini feshettiğine dair açıklamanın dünkü gazetelerin baskı saatine yetişmediğini varsayalım..

Peki bugün görelim, ulusalcı emekli general Naim Babüroğlu ne yazacak?

Bir üniversitede gençlere ders veren bu adamın, son altı ay içinde dile getirdiği görüşlerin hemen tamamı kof çıktığı halde, bu adamı kim, niçin üniversitede tutar? Bu adam nasıl, bilim adamı imiş gibi ders vermeye devam eder? 

PKK devletinin çoktan kurulduğunu, sanki terör örgütünün, kendisi de baş destekçisi imiş gibi müjdeleyen Emin Çölaşan, bakalım bugün ne yazacak?

Yeniçağ’ın çakma milliyetçileri bakalım ne yazacaklar.

Hangi masalların ayrıntılarında kendilerini kaybedip, düne kadar yazdıklarını unutturmaya çalışacaklar..

SDG kendini feshetti. PKK silah bırakıyor..

ABD, tüm bu gelişmelerin arkasında, Türkiye’nin güçlü duruşunun olduğunu defalarca hatırlatıyor..

Her şeyi bir kenara bırakın..

Malazgirt’in yıldönümünde, Türk bayrakları ile donatılan miting alanında, hiçbir siyasi parti bayrağı olmadığı halde, milliyetçiyim diyen İyi Partililer niye yoktular?

Cumhurbaşkanı orada. MHP Genel Başkanı orada. BBP Genel Başkanı, HÜDAPAR Genel Başkanı orada. İyi Parti Genel Başkanı nerede?

 Soruyorum, nerede?

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Bir

Neredeler batı desdekçileri batıya şirin gözükme çabasındalar Google da habere bakarken eğer ilgimi çekti ise olmuyorda olursa diyorum hayır gelecek şey olsa yazmazlardı ya da Bana ters gelir haberleri okumam milli yerli felan İslam'a hizmet dışılar, saydığınız muhalefet paçavraları

Recep Aydın/Sosyal Bilimci

Medyanın İkiyüzlü Sessizliği: Canlı Yayın Çığırtkanlığından "Dut Yemiş Bülbül" Sessizliğine! Bir dönem Türkiye’deki ana akım ve muhalif medyanın en büyük manşetlerinden biri şuydu: "Ekrem İmamoğlu duruşmaları canlı yayınlansın, halk her şeyi şeffafça görsün!" Adalet arayışını, şeffaflığı ve kamuoyunun haber alma hakkını dilinden düşürmeyenler, ekranlarda saatlerce bu talebin haklılığını savunuyor, hukukun ancak kameralar önünde tecelli edeceğini iddia ediyorlardı.Ancak bugün geldiğimiz noktada, o büyük gürültüyü koparanların yerinde yeller esiyor. Aynı medya organları ve kalemşorlar, bugün İmamoğlu’nun duruşmalarıyla ilgili tek bir satır haber yapmıyor, gelişmeleri adeta görmezden geliyor. Dün adalet meydanlarında aslan kesilenler, bugün adeta dut yemiş bülbül gibi suskunluğa gömülmüş durumda. Peki, ne değişti? Şeffaflık talebi sadece bir dönemin siyasi PR stratejisi miydi?Bu sessizliğin arkasındaki temel neden, medyanın hukuku ve davaları adaletin tecellisi için değil, tamamen siyasi bir kaldıraç ve rüzgar gülü gibi kullanma alışkanlığıdır. Duruşmaların canlı yayınlanmasını isterken amaçlanan şey gerçeklerin ortaya çıkması değil, dava süreçleri üzerinden bir mağduriyet anlatısı inşa etmek ve bu anlatıdan siyasi bir rant devşirmekti. Ancak yargı süreçleri kendi hukuki mecrasında ilerleyip, medyanın kendi yazdığı senaryolara hizmet etmeyen rasyonel bir boyuta evrilince, spot ışıkları birden söndürüldü.Haber değeri, gerçeğin kendisine değil, gerçeğin hangi siyasi odağa hizmet ettiğine göre belirlenir oldu. Kendi ideolojik mahallelerine ve siyasi figürlerine zarar verebilecek ya da en azından bekledikleri o "büyük fırtınayı" koparmayacak hukuki detaylar ortaya çıktıkça, kameralarını başka yöne çevirmeyi tercih ettiler. Çünkü biliyorlar ki, hakikatin tamamı her zaman kendi inşa ettikleri kurgusal anlatıyla uyuşmaz.Bu durum, Türk medyasındaki derin samimiyetsizliği ve "işine geldiği gibi şeffaflık" anlayışını bir kez daha gözler önüne sermiştir. Bir davayı sadece kendi siyasi ajandanıza malzeme yapabildiğiniz sürece manşetlere taşıyıp, rüzgar tersine döndüğünde ya da heyecan bittiğinde adeta yok saymak gazetecilik ahlakıyla bağdaşmaz. Kamuoyu, dün "canlı yayın" diye bağıranların bugün neden köşe bucak kaçtığını, neden tek satır dahi yazamadığını çok iyi görmektedir. Sonuç olarak ortaya çıkan tablo nettir: İlkeli bir gazetecilik duruşu değil, rüzgara göre pozisyon alan, işine gelince konuşup işine gelmeyince "dut yemiş bülbül" gibi susan bir medya illüzyonu.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23