Suriye üzerinden Türkiye’yi sıkıştırma oyunu
Suriye üzerinden Türkiye’yi sıkıştırma oyunu
AHMET VAROL
Son günlerde Türkiye ile siyonist işgal rejimi arasında bir gerginlik yaşanması zihinleri bayağı meşgul ediyor ve bu gerginliğin bir savaşa kadar varması ihtimalinin bulunup bulunmadığı yönünde sorular sıkça dile getiriliyor.
Son dönemde tansiyonun yükselmesine sebep olan hadise işgalci siyonistlerin Suriye’nin kuzey kesiminde, Türkiye sınırlarına 60 km mesafede ve İdlib vilayetinin sınırları içinde yer alan Ebu’z-Zuhur Havaalanı’nın işgal rejiminin uçakları tarafından vurulması oldu.
Çünkü işgalci katiller bu kez Suriye’nin güneyinde yer alan ve işgal altındaki Golan Tepeleri’ne ya da başkent Şam’a yakın yerleri değil kuzeyde Türkiye sınırına yakın bir havaalanını hedef almışlardı. Dolayısıyla bu saldırı sadece Suriye’yi hedef almakla kalmıyor aynı zamanda Türkiye’ye bir mesaj verme amacı taşıyordu. Zaten işgalci siyonist rejimin yöneticileri de saldırıyla ilgili açıklamalarında böyle bir amaçlarının olduğunu çok bariz bir şekilde dile getirdiler.
Bizim gördüğümüz kadarıyla Ebu’z-Zuhur Havaalanı’nın özellikle hedef alınmasının ve böyle bir saldırı üzerinden Türkiye’ye mesaj verilmek istenmesinin asıl amacı Suriye’nin kendi hava savunma gücünü oluşturma çalışmalarına engel olmak, bu yöndeki çabalarının önünü kesmektir. Çünkü işgalci siyonist rejim Suriye’de kurulan yönetimin gelecekte kendisi için tehdit oluşturabileceğini ve bu tehditte de en etkili altyapının hava savunma gücünün oluşturulması yoluyla tesis edileceğini biliyor. Zira hali hazırda gerek Suriye’ye ve gerekse Lübnan’a yönelik saldırılarında kendini son derece rahat hissetmesinin sebebi bu ülkelerin işgal rejiminin saldırılarını bertaraf edecek, bu konuda caydırıcı rol oynayacak bir hava savunma güçlerinin olmamasıdır.
Suriye’nin hava savunma gücünün oluşturulması için en büyük desteğin ve katkının da Türkiye’den sağlanabileceğini biliyor. O yüzden söz konusu saldırısıyla Türkiye’ye de; “Suriye’de bir hava savunma gücünün oluşturulması fikrinden ve bu konuda Şam yönetimine yardımcı olmaktan vazgeçmesi için mesaj verdiğini” düşünüyor.
İşgal rejiminin mevcut şartlarda Türkiye’ye doğrudan saldırının doğuracağı riski göze alabileceğini sanmıyoruz.
Her şeyden önce işgal rejimi mevcut şartlarda ABD’nin doğrudan desteği ve fiili iştiraki olmadan herhangi bir savaşa girmeyi göze alamaz. Gazze’deki soykırım savaşında yükün en ağır tarafını ABD üstlenmiş ve sadece askeri teçhizat yahut finans desteği sağlamakla yetinmemiş kendisi de bilfiil savaşa katılmıştır. Saldırıların büyük çoğunluğunda ABD uçakları ve bombaları kullanıldığı gibi Pentagon sadece uçak ve bomba göndermekle yetinmemiş, uçakları kullanacak pilotları da göndermiştir.
İran’a yönelik saldırı da zaten ABD ile işgal rejiminin ortak saldırısıdır. Ateşkes sonrasında işgal rejimi geri planda kalmış müzakere sürecinde ortaya çıkan sorunların ve sıkıntıların muhatabı sadece ABD olmuştur.
Şimdi ABD, mevcut yönetimin siyasi otoritesini ciddi şekilde etkilemesi ihtimali bulunan bir seçime yaklaşırken ve bu arada kamuoyunda siyonist işgal rejimine şartsız destek verilmesine karşı seslerin yükseldiği bir ortamda, kendileriyle birlikte yeni bir savaş yükünün altına girmeyi tercih etmeyeceğini siyonist işgalciler de biliyor.
Ama işgalci siyonistler, Suriye’ye yönelik saldırılarına Türkiye’nin bir savaş fitilini çekerek karşılık verme yoluna gitmeyeceği konusunda kendilerinden emin gibi görünüyorlar. Çünkü bu durumda ABD’ye ve Avrupa’ya yapacakları imdat çağrılarının, “bizi yok etmeye kalkışabilirler!” çığlıklarının kesinlikle karşılıksız kalmayacağı beklentisi içindeler. Ondan dolayı Türkiye’yi doğrudan hedef almayı değil, Suriye’nin hava savunma sistemini oluşturma çabalarını dumura uğratmayı amaçlayan bir saldırı gerçekleştirmeyi tercih etmişlerdir.
Bir yandan da Türkiye’ye karşı çalım atma anlamına gelen, tahrik yani provokasyon amaçlı resmi açıklamalarla da gerçekleştirdikleri saldırıdan siyonist toplumun oylarını çekmede yararlanmaya çalışıyorlar.