• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Prof. Dr. Yusuf Özertürk
Prof. Dr. Yusuf Özertürk
TÜM YAZILARI

Allah’ın Nizamı İslâm -66-

27 Ağustos 2026
A


Prof. Dr. Yusuf Özertürk İletişim:

Allah’ın Nizamı İslâm  -66-

Prof. Dr. Yusuf Özertürk

B- İSLÂM DEVLETİ                                                                                                

4- İSLÂM DEVLETİNDE  KUR’ÂN ANAYASADIR                                             

İSLÂM DEVLETİ  EMEVİLERLE SONA ERMİŞTİR                                                

*Bir devlete ‘İslâm devleti’ denebilmesi için; Kur’ân’ın Anayasa olması ve hükümlerinin kâmil mânâda uygulanması gerekir. İslâm devletinin; Kur’ân’ın esasatından olan ‘Şurâ(meclis), adalet, liyakât-ehliyet, şeffaflık ve hesapverebilirlik ve sosyal adalet ilkelerine göre yönetilmesi gerekmektedir. Bu esasata uymayan devlet,  adı ‘İslâm-Şeriât’ olsa da,  ‘İslâm devleti değildir.’ İslâm devleti,  Hz. Resûlellah’ın (sav) hem Dinî lider ve hem de devlet başkanı olduğu Medine şehir devleti olarak Miladi 622’de kuruldu. Medine İslâm devletinde Hz.  Resûlellah Kur’ân’ı Anayasa yapmıştır ve devleti de bu Anayasaya göre yönetmiştir. Allah,  Resûlünü bütün insanlara ve özellikle de devleti yönetecek olanlara bir numune-i imtisâl (rol model) yapmıştır. Bu bakımdan O’nu istikâmette(doğru yolda) kılmıştır. Hz. Peygamber ilâhî iradeye ters düşecek bir hata yapmaz ve eğer bir hata yaparsa Allah O’nu vahiy yoluyla düzeltirdi. Bu yüzden Hz. Resûl-ü Ekrem’in uygulamaları bütün insanların saadetini sağlayacak temel ilkelerdir.  


*Hz. Peygamber, bir taraftan Müslümanların mânevî hayatlarını düzenleyip,  onların iyi bir insan olmalarını sağlarken,  diğer taraftan da maddî dünya hayatlarını düzenleyerek devletin sosyal adaletçi ve barışın teminatı olmasını sağlamıştır. Hz. Resûlellah devrinde,  ne geçmişte görülmüş ve ne de gelecekte görülecek bir saadet asrı yaşanmıştır. Zamanımızdaki modern sosyal adaletçi hiçbir devlet,  ‘Asr-ı saadet İslâm devleti uygulamasına erişememiştir.  Hz. Peygamber’in 8 Haziran 632’de vefatı üzerine, Hilafet Hz. Ebu Bekir,  Hz. Ömer,  Hz.  Osman ve Hz. Ali (Hulefâ-i Râşidîn,  Allah onlardan razı olsun) ile devam etti.  Hz.  Resûlellah şöyle buyurmuştur; ‘Benden sonra hilafet otuz yıldır. Sonra ısırıcı bir saltanat olur…’(Tirmizî Fiten-48. Ebu Dâvûd, Sünnet-8).  Hz. Peygamber, kendisinden sonra hüküm sürecek olan Hulefâ-i Râşidîn’in de (dört halifenin) Kendisi gibi Kur’ân’ı Anayasa yaparak devleti idare edeceklerine ve bu devrin de 30 sene süreceğine,  ondan sonra da ‘Mülk-ü Adûd’un (ısırıcı, can yakıcı saltanatın) geleceğine (Hilafet müessesinin saltanata evrileceğine) işaret etmiştir.  Zaman Hz. Peygamberi doğrulamıştır.  Hakikaten Hz. Resûlellah’tan sonra halife olan Hz. Ebu Bekir yaklaşık 2.5 yıl,  Hz. Ömer 10.5 yıl,  Hz. Osman 12 yıl ve Hz. Ali 5 yıl halifelik (devlet başkanlığı) yapmıştır Hulefâ-i Râşidîn devri yaklaşık 30 yıl sürmüştür.  Bu süre Hz. Ali’nin(ra) 661 yılında öldürülmesiyle sona ermiştir.                                                     


EMEVİLERLE HİLAFET SALTANATA EVRİLDİ                                            

*Hz. Ali’den sonra Muaviye halife olmuş ve daha sağlığında oğlu Yezid’i veliahd tayin ederek ‘Hilafet’i Saltanat’a evirmiştir. Halife Ömer bin Abdulaziz devri istisna edilirse, Hilafet müessesesi Emevilerle Saltanata evrilmiş, İslâm saltanata araç yapılmıştır. Muaviye ile başlayan saltanat, esasta aynı olmakla beraber bazı farklarla Abbasiler,  Selçuklular ve Osmanlılarda da devam etmiştir.                                                                                             


*İslâm inancında, hakimiyet prensip olarak Allah’a aittir. Fakat tatbikatte ilâhi iradeyi temsil eden İslâm toplumunun iradesidir.  İslâm toplumu bu iradeyi keyfine veya birilerinin yönlendirmesine göre kullanamaz. Toplumun iradesi ancak Kur’ân Anayasasına göre kullanılacaktır. Yani hem toplumun ekser fertleri hem de idareye talip olanlar baştan Kur’ân Anayasasını kabul etmiş olmalıdırlar ve devleti Kur’ân Anayasasına göre yönetmek durumundadırlar. Kur’ân’ın Anayasa olarak kabul edilmediği ve uygulanmadığı devlet,  ‘İslâm devleti’ değildir.  Halkının çoğunluğu Müslüman olsa dahi,  Kur’ân Anayasa olarak kabul edilmiyor ve uygulanmıyorsa, böyle devletlere ‘vatandaşlarının çoğunluğu Müslüman olan devlet’ denir. İslâm devletinde; Hukuki (şeriât) olarak, sosyal devlet olmanın bütün gereklerini (gelir adaleti, asgari geçim şartlarının temini,  imkanlardan faydalanmada fırsat eşitliği, kişi hak ve hürriyetlerinin teminat altına alınması) yerine getirmek devletin asli görevleri arasındadır. Devlet Kur’ân Anayasasına aykırı kanun yapamaz. Devlet ancak Kur’ân Anayasasından kaynaklanan veya O’na aykırı olmayan kanunlar yapmak durumundadır.  İslâm devletinde, devlet başkanından, tebaya kadar herkes hukuk önünde eşittir.                                            

*Zamanımızda da Kur’ân’ın Anayasa olduğu ve Kur’ân hükümlerinin kâmil mânâda uygulandığı bir İslâm devleti yoktur. Bugün kendilerine ‘İslâm devleti’ diyen devletler de, ya laik ya da gerçekte bir İslâm devleti olmayıp, otoriter ve totaliter rejimlerdir. Şayet bu devletlere bir adlandırma yapılacaksa;bunlara ‘Müslümanların yaşadıkları devletler’ demek daha doğru olacaktır.                                     


Devam edecek…                   

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23